Muktedirlerin kudretini bizler temin ediyoruz

Ramazan TÜLÜ

Yöneticiler yönettikleri kurumu kişisel şirketi gibi yönetebilirler mi?

Şahsi çıkarları için diğer insanları yok gören ve haklarını hiçe sayan bir avuç “güç” sahibi iktidarı ele geçirmiş muktedirlerin ömürleri sınırlı değil mi?

Öyleyse niye bu hırs ve açgözlülük?

Eskiden çift kutuplu bir dünya vardı.

Bir yanda ABD ve diğer tarafta SSCB diye iki ayrı süper güç vardı.

Diğer küçük devletler bu süper güçlere yanaşır onlar ile bir şekil ittifak kurar durumu idare ederlerdi.

Olası bir saldırı söz konusu olduğunda kendine, yandaşı olan süper gücün himayesine sığınırdı.

Ben dış politikalardan anlamam ama burada gördüklerimi, kendi kanaatimi ve izlenimlerimi değerlendireceğim.

Dünyanın tümden çivisi çıktı.

Bir yanda Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump;

Ticari anlaşmalarla, vergi oranlarını artırdığını söyleyerek, bazen de askeri tehditle Amerika halkına büyük paralar kazandırdığını iddia eden bir palavracı.

Gerçekte hiçbir Amerikalının ekonomik durumu iyiye gitmemiştir.

Yeniden Büyük Amerika gibi büyük bir iddiayla göreve gelen Trump, ülkesini belki de tarihin koşulları en kötü haline getiriyor.

İktisaden ülkesini kötüye sürüklüyor.

Çünkü hamaset ve palavra ile ticaret büyümez, enflasyon düşmez, ülke itibar kazanmaz.

Diğer yanda Rusya devlet başkanı Vladimir Putin,

Tarihin en büyük imparatorluk iddiaları eşliğinde bir yandan Ukrayna’da batağa saplanmışken öte yandan da ekonomide dibe vurmuş yoksul bir ülke.

Rusya’da kimse savaşta kaç gencin öldüğünü ve niye öldüğünü bilmiyor. Ekonomisinin niye böyle battığını kimse sorgulayamıyor.

Hangisine baksak hiçbir zaman güvenilir ve sağduyulu bir devlet adamı niteliği taşımıyorlar. Diğer Avrupa Devletleri güya demokraside ileri gitmiş temel insan hak ve özgürlükleri dalında görece ileri seviyelerde ülkelerden sayılırdı.

Ancak son yıllardaki savaşlarda, özellikle İsrail-Filistin, Rusya-Ukrayna arasında yaşanan insanlık dışı olaylara müdahil olmuyorlar ve çözüm üretmiyorlar.

Bu sabah ajanslarda geçtiği kadarıyla Pakistan-Afganistan Savaşı da başlamış!

ABD-İran Savaşı da kapıda gözüküyor...

Yukarı da dediğim gibi ister doğu ister batı olsun, dünyada tek tutarlı devlet adamı İtalya Başbakanı Giorgia Meloni. Ki O’da ikinci Dünya savaşında kana bulayan Faşist diktatör Hitler’i aratmayan yani diğer faşist diktatör Benito Mussolininin torunu sayılır onun misyonunu devam ettiren birisi.

O muktedirlerin azami doksan yıl sürecek ömürlerinde, kısa saltanatları süresince aldıkları kararlar, koydukları kurallar ve kurdukları kurumlar, yıktıkları umutlar yüzlerce hatta bazen binlerce yıl insanlığın kaderini belirliyor.

En acısı da bu duruma kolay kolay karşı çıkılmıyor.

“Olduğun gibi değil, olmak istediğin gibi hiç değil, sadece bizim istediğimiz gibi, izin verdiğimiz şekil olabilirsin” diyen bir anlayışın koyduğu yasalar ve mevzuata teslim olan milyonlarca insanlar rezil bir mühendislik yöntemiyle nefretten beslenen bir ahlak çukuruna gömülüyor, tüm Dünyada...

İnsanoğlu teknolojide korkunç bir ilerleme hızı kazandı.

Tıp artık sorunlu bir genetiği müdahale edip düzeltebiliyor.

Organ üretebiliyor.

Bağışıklığı en baştan programlayabiliyor.

Beyni dijital sistemlere bağlayabiliyor.

Robotik cerrahi yöntemleriyle kasıktan küçücük bir delik açıp kalpteki bir hasarı tamir edebilen, yüz nakli yapabilecek kadar maharet sahibi hale gelen, genetik kodları çözüp insan hayatını potansiyel hastalıklara karşı daha dayanıklı kılabilecek noktaya varan tıbbi gelişmeler ortada.

Günümüzde sosyal zeka teknolojik zeka kadar ilerleyip evrimleşemiyor.

Her türlü bilgiye ulaşmak o kadar kolay ki,

Bu karşın insanlar, etnik kimliği, dini mezhebi, felsefi inancı üzerinden kimlik ayrımcılığı yapılarak yönetiliyor.

Faşizm Dünyanın her yerinde hortluyor.

Yoksullarla ile varsıllar arası gelir dağılımdaki uçurum sürekli büyüyor.

Gücü ele geçirenler (zenginler), binlerce yıldır sürüp giden bu değişmez tabloyu bizlere bir nevi kader olarak yansıttılar. Bazı toplumların akıl dışı yasalarla bu şekilde yönetiliyor.

Kendi gücünün potansiyelini bilen emekçi kesim teknolojik alandaki bu olanakları yerinde ve yararlı bir biçimde kullanıp kendi geleceğini ve yararlarını genişletmesi gerekiyor. Hal buysa o kesim sosyal alanda hak ve hürriyetlerinin sınırlarını sürekli daraltma eğiliminde.

Kendilerini bilimin, mantığın önerdiği akılla değil, kurulu sistemin ve müesses nizamın sürüp gitsin (böyle gelmiş böyle gider) anlayışına teslim eden geniş halk kitleleri, arzuladıklarını ve korkularını tabiatıyla yine o muktedirlerin niyetlerine paralel olarak şekillendiriyorlar. Bunun farkına (ayırdına) bile varamıyorlar.

Bu nedenledir ki o muktedir çevre, sadece kimin kiminle ne zaman ve ne şekilde sevişebileceğini, kimin kaç çocuk yapması gerektiğine, kimin neyi ne kadar düşünüp ne kadar ifade edebileceğine kadar her türlü sınırı çizme hakkını rahatça elinde bulunduruyor.

Fiili düzenin devamı için hizmet etmekten öte değer taşımayan tekinsiz bir ahlaki anlayış özenle geliştiriliyor.

Demokrasinin olmadığı ya da göstermelik olduğu ülkelerde,

İşçi ve Emek Bayramlarında işçilerin sokağa çıkması yasaktır.

Okulda olması gerekirken sanayi ve tarlada çalıştırılan çocuklar emek bayramın olduğundan bile haberi yoktur.

Sekiz Mart’larda kadınların caddelerde yürüyemez.

Cumartesi annelerinin meydanlarda oturamaz. Müdahaleye maruz kalır.

Demokrasinin olmadığı ülkelerde hukukun uygulanabilirliği yoksa.

Kadın cinayetleri,

Çocuk istismarları,

Bilim odaklı bir eğitim sistemi yerine din ve inanç temelli medrese eğitimi,

Uyuşturucu kaçakçılığı,

Yasa dışı silah ticaretinin ve mafyanın, devlet ve tarikat ilişkilerinin önü açıktır.

Unutulmamalıdır ki kötü yönetimin baş sorumlusu yönetenler değil, yönetilirken kötü yöneticileri destekleyenlerdir. Muktedirler bunlar sayesinde vardır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.