Şair Nermin Akkan’ın dizeleri, kimi zaman ipek kadar yumuşak, kimi zaman balyoz kadar sert bir etkiyle yaşamın çıplak gerçekliğini resmediyor. Şiir, yalnızca bir edebi metin değil; haksızlığa karşı bir duruş, mazluma uzanan bir el olarak dinleyiciyi derin bir içsel sorgulamaya davet ediyor.
Beste, Anadolu’nun köklü müzikal mirasını çağdaş senfonik düzenlemelerle buluştururken, Akkan’ın kelimeleri birer protesto, birer rahmet, birer direniş çağrısı olarak yankılanıyor. “Benim Şiirim”, dinleyiciyi hem duygusal hem de düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor; kimi zaman bir bülbülün dikenle imtihanı, kimi zaman bir taşın zalime karşı duruşu olarak sahneye taşınıyor.
Bu yeni çalışma, edebiyat ile müziğin buluştuğu noktada, toplumsal hafızaya ve bireysel sorgulamaya güçlü bir katkı sunarken, kültür-sanat dünyasında da dikkat çekici bir adım olarak öne çıkıyor.
Servet TÖZ
BENİM ŞİİRİM
Kimi şiirimin közü dil pişirir aşıp sözü
Kimin ki kaypaktır özü kimin ki velfecri gözü
Bulup buluşturup tözü heceden başlatıp “Çöz”ü
Okutturur satır satır elinde bilevli satır
Kimi şiirlerim benim çim çimendir gözüm gibi
Kimi şiirlerim tenim saten düşes has ipek sim
Kimi şiirimse mirim ak alında kızılca fes
Kırkın üstü korca nefes kimi ise mor bereli kabası yara bereli
Şöyle ki benim şiirim
Kimi zaman haramiye çatır çatır çatan yatır
Kimi zaman yedeğinde kırk satır he mi kırk katır
Hükmünde kayım tavatır
Mazluma rahmet okutur gönlüyle kilim dokutur
Kimi ki zalime taştır döşünü saran ataştır
Mermer yerine sinine dikilen zifiri taştır
Adrese teslim ya hani hemen bütün şiirlerim
Sanmayın ki sırf protest sırf muhalif sırf sere rest
Toptan sinkaftar şairim hem yoksul he mi fakirim
Çol çocuk hepten her yanım aç çoğunda hem çıplağım
Her daim yalın yayanım er kuzuyla bir ağlayan
Kaval misli can dağlayan gönül gözü arşa ayan
Solunda bozkurt yayanım bazen öylesine azar
Öyle kızarım ki gülüm şiirim dalından kayar
Dikene sarar bülbülüm bak o zaman
Gör ki o anda şiirim Silivri’yi sırtlar mirim
Olancasıyla kudurup İmralı’ya çarpar durur
Ne ki o an karşısında keleş mavzer toma durur
Baş parmağıyla aradan zulmü yerden yere vurur
Fatih gibi zır karadan gemi sürüp İstanbul’a
Korkuyu satıp bir pula hece hece “Ah” kavurur
Sözcük sözcük “Oh” savurur
Şöyle ki benim şiirim