Okul önlerinde silah gölgesi

Ali AKSÜT

Ağlıyordu… Çocuklar ağlıyordu.

Koşan, sağa sola kaçan, canını kurtarmaya çalışan öğrencilerin çığlıkları yankılanıyordu:

“Kaçın!

Koşun!

Sınıfa doğru gidin!”

“Anne!”

“Öğretmenim!”

Elinde pompalı tüfekle sağa sola ateş açan, okulu basan kişi, aynı okulda okuyan 15 yaşındaki bir öğrenciydi. Arkadaşlarına çılgınca saldırmış, 11 öğrenciyi yaralamış, bunlardan 2–3’ü ağır yaralanmıştı. Öğretmenler çaresiz, okul müdürü sıkıntılı, öğrenciler şok içindeydi.

Üstelik bir önceki eğitim-öğretim yılında yaşanan benzer olayların ardından İçişleri ve Milli Eğitim Bakanlıklarının tedbir protokolü imzalamasından sadece 24 saat sonra bu saldırının gerçekleşmesi düşündürücüydü. Bakanlık müfettişleri, savcılar ve emniyet görevlileri hızla harekete geçti.

Ama ben, eski bir öğretmen olarak başka bir açıdan bakıyorum. Kendime sorular soruyorum: Bu çocukları bu hale getiren sebep neydi? Her gün şehirlerde, çarşılarda, AVM’lerde, sokaklarda silah sesleri, kavgalar, cinayetler… Kadın cinayetleri, aile içi şiddet… Çocukların ruh dünyasını etkileyen kötü örnekler saymakla bitmez.

İnsanı yoğuran hamur önce ailede şekillenir. Sevgi ve şefkat görmeyen, kahvaltısını yapmadan okula gelen, zararlı alışkanlıkların içinde yaşayan çocuk nasıl sağlıklı büyüsün? Çocukla arkadaş gibi dertleşmek, rehberlik etmek gerekir; kaba davranış değil.

Bir örnek: Okulun baş belası Ramazan. Her gün kavga çıkarır, herkesi korkutur. Öğretmenleri pes etmiş. Bir öğretmen çözüm bulur: “Ramazan, seninle bir proje yapacağız. Arkadaşlarını seç, birlikte çalışacağız. Sana güveniyorum.” Proje: okul bahçesindeki zeytinleri toplayıp salamura etmek. Ramazan ve arkadaşları öğretmenleriyle birlikte çalışır, zeytinleri hazırlar. Sonunda sınıfça zeytin, peynir, simit kahvaltısı yapılır. Ramazan’ın mutluluğu görülmeye değerdi.

İnsan bir müzik aleti gibidir; doğru telden çalınırsa güzellikler ortaya çıkar. Eğitim işte bu yüzden kutsal bir meslektir. 17 milyon öğrencimiz geleceğimizin teminatıdır. Öğretmenlerimiz toplum mühendisleri gibi en önemli görevi üstleniyor.

Ama evde durum nasıl? Çocuk sabah kahvaltı yapabiliyor mu? Süt, peynir, yumurta, incir, ceviz yiyebiliyor mu? Bir kantinci, “Çocukların çoğu aç. Bisküvi, kraker, cipsle karın doyuruyorlar” diyor. Bir öğretmen ise şöyle anlatıyor:

“Komutan askere sorar:

Eksik ne?

Asker: Barut yok.

Komutan: Barut yoksa hiçbir şey yok.

Eğitimde de çocuk açsa konuşacak bir şey kalmaz.”

Dün bir öğrencinin öğle yemeği olarak çubuk kraker yediğini gördüm. Bana da uzattı. Onu sevindirmek için aldım, birlikte yedik. Hayatımda en zor yediğim nimetti o kraker.

Bu çocukların hakkını kim yiyorsa cezasını bulsun. Önce çocukların karnını doyursunlar, sahip çıksınlar.

Aydın’ın Efeler ilçesinde yaşanan son olay da bu tabloyu ağırlaştırıyor. Fatih Mahallesi’ndeki Mimar Sinan Endüstri Meslek Lisesi önünde, iki kişinin silahla okul önüne geldiği ihbarı üzerine polis harekete geçti. Park halindeki bir aracın altında gizlenmiş pompalı tüfek bulundu. 17 yaşındaki bir şüpheli gözaltına alınırken, diğer şüphelinin ve ikinci silahın bulunması için çalışmalar sürüyor. Polis, öğrencilerin çıkışında güvenlik önlemleri alarak çocukların güvenli şekilde okuldan ayrılmasını sağladı.

Manisa-Turgutlu’daki okul baskını ve Aydın-Efeler’deki bu olay, eğitim kurumlarımızın güvenliği konusunda ciddi sorular doğuruyor. Çocuklarımızın geleceğini korumak için hem ailelerin hem devletin daha güçlü adımlar atması şart.

Allah, bir daha böyle acı olaylar yaşatmasın.

Kalın sağlıcakla.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.