Türkiye’de siyaset yalnızca seçim meydanlarında yapılmıyor. Hatta bazen seçim meydanları işin en sade kısmı kalıyor. Asıl hareketlilik, savcılık koridorlarında, sabahın köründe yapılan operasyonlarda ve “gözaltına alındı” başlıklarında yaşanıyor.
Son günlerde Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel’in gözaltına alınmasıyla başlayan tartışmalar da tam olarak böyle bir tabloyu gözler önüne serdi. Demokrasi sandıkta tecelli ediyor ama gündem çoğu zaman karakol kapısında şekilleniyor.
Elbette bir belediye başkanının soruşturulması ya da gözaltına alınması hukukun konusu olabilir. Hukuk devleti olmanın gereği de budur. Hiç kimse hukukun üzerinde değildir. Ancak mesele yalnızca hukuki bir işlem olmaktan çıkıp siyasetin tam ortasına yerleştiğinde, toplum da ister istemez şu soruyu sormaya başlıyor:
“Bu gerçekten hukuk mu, yoksa siyasetin başka bir yolu mu?”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in Manisa’daki iftar programında yaptığı açıklama da bu tartışmayı iyice hararetlendirdi. Özel, Kuşadası Belediye Başkanı’nın neden kendi kentinde değil de İstanbul’da gözaltına alındığını sordu.
Aslında soru basit:
Bir telefonla ifadeye gidebilecek bir belediye başkanı için neden sabah operasyonu?
Özgür Özel’in açıklaması yalnızca yöntem eleştirisi değildi. CHP lideri, işin arka planında siyasi hesaplar olduğunu da oldukça sert bir dille dile getirdi. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nu kastederek söylediği sözler siyasetin tansiyonunu iyice yükseltti:
“Bu durumun bir tek sebebi var. Üç başlık altında bakarsak; birincisi, ‘topuklu Efe’ diye vaktiyle Aydın’ın sevip şimdi maalesef yaka silktiği, kendisiyle ilgili bir tehdit gelince ona direnecek gücü olmayan o ‘topuklayan Efe’nin, Aziz İhsan Aktaş davasından kurtulması bu işin birinci taksidi.
İkinci taksidi, açık ve yıllardır sürdürülen soruşturmaların apar topar kapanması.
Üçüncüsü de yıllardır husumet duyduğu Ömer Günel’in özgürlüğü, deyim yerindeyse kafasının koparılması.”
Nitekim gelişmeler de ilginç bir seyir izledi.
14 Ağustos’ta AK Parti’ye geçen Özlem Çerçioğlu’nun adı Aziz İhsan Aktaş davasında geçmesine rağmen ifadesi bile alınmadı. Dahası, yaklaşık sekiz yıldır devam eden, müfettiş ve bilirkişi raporlarının aleyhte olduğu, dosyaya bakan savcıların ceza talep ettiği dava da beraat kararıyla sonuçlandı.
Sekiz yıl süren bir davanın bir anda ferahlıkla sonuçlanması gerçekten takdire şayan bir hız. Türkiye’de adaletin bazen yavaş ilerlediği söylenir ama demek ki doğru zaman geldiğinde oldukça hızlı yürüyebiliyor.
Derken sıra başka bir başlığa geldi.
Bu kez gündemin merkezinde Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel yer alıyor. Özlem Çerçioğlu, Günel’i siyasi rakip olarak gördü. Günel’in gözaltına alınmasından önce, Çerçioğlu’nu destekleyen bazı trol hesaplarda bu yönde bir işlemin yapılacağına dair paylaşımların açıkça dile getirilmesi ise dikkat çeken bir ayrıntı olarak öne çıktı.
Demek ki Türkiye’de artık bazı gelişmeleri gazetecilerden önce trol hesaplar öğreniyor. Dijital çağın yeni “haber ajansları” belki de bunlar.
Sonuç olarak ortaya ilginç bir tablo çıkıyor.
Bir tarafta “hukuki süreç” deniliyor.
Diğer tarafta ise “siyasi hesaplaşma” iddiaları konuşuluyor.
Ve tam bu noktada Türkiye’nin klasik sorusu yeniden gündeme geliyor:
Hukuk mu siyaseti şekillendiriyor, yoksa siyaset mi hukuku?
Bu sorunun cevabını herkes kendi siyasi penceresinden veriyor. Ancak ortada dikkat çeken bir tablo da var: Özlem Çerçioğlu hakkında 15 ayrı yolsuzluk davası bulunduğu halde ve kendisi bu süreçte bir gün bile duruşma salonuna gelmezken, Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel sabahın erken saatlerinde düzenlenen bir operasyonla gözaltına alındı.
İşte tam da bu noktada ortaya çıkan çifte standart algısı, adalete olan güveni zayıflatıyor.
Ve demokrasi…
En zor sınavını tam da böyle zamanlarda veriyor.