Pekmezi Mustafa'ma Ayırdım

Nevzat ARSLAN

Bu ülkede şehit üstüne şehit veriyoruz.

Hatta bugün 6, dün 2 şehit diyerek adeta halkımız alıştı.

Şaşırmamak elde değil.  Davul zurna ile, kınalar yak ve tabutu gelsin.

Peki ya onların aileleri…

**

1916 yılı…

Çanakkale Savaşı sonrasıdır.

Kocası Balkan savaşında şehit düşmüş, Çanakkale Savaşından dönmeyen oğlu Mustafa’dan haber bekleyen Elif (Güre) Kadın gelini ve kızı ile yaşamaktadır. Buğdaylık tarlasının düzlüğünde baharda yeşil otlar üzerine kurduğu küçücük çadırına İmamoğlu gelir. Muhtar Halil Hoca tarafından, “Elif Bacım, oğlun Mustafa şehit olmuş.”Haberini vermek için vazifelendirilmişti İmamoğlu Mehmet.

**

Elif Kadın misafirini çadırdan içeri buyur eder.

İmamoğlu birkaç kez denemeye çalışır.

Laf dudaklarına kadar gelir, geri yutar.

Kadıncağız,

-Bre İmam kardaşım sana bir kahve sürem.

Diyerek çadırın önündeki üçtaş ile uydurulmuş ocakta

Odunları tutuşturup içi kahve telvesi dolu cezveyi köze sürer.

İmamoğlu susar,

Elif hiç durmadan konuşmaktadır.

“Bahar pek güzel bu sene emme bi de benim gönlümü hiç sorma bre İmam.

Kocam Mehmet tee Yanya diye bi eller varmış oralarda şehit oldu. Bereket Mustafa’mın Çanakkale Savaşından sağ dönme umudu ile yaşıyorum. Bi sağ salim dönerse deme keyfime…”

İmamoğlu,

“Elif Bacı…” demeye yeltenir.

“Bre İmam gardaşım, Meryem geline de içim parçalanıyor. Yıllar yılı dizimin dibinden ayrılmaz. Mustafa’sı gelecek diye o bekler, ben beklerim…”

İmamoğlu kıpırdar,

“Elif Bacı…”

Elif duymaz, uyuyan kızını işaret eder.

“Şu Teslimecik baba yüzü görmedi, babası kızıl et diye sarıldı bi daha dönemedi. Mustafa’m dönecek İnşallah!”

İmamoğlu bu defa söylemeye kararlıydı ki,

“Ana” diyerek omzunda testi ile Meryem Gelin de çadırdan içeri girdi.

“Hoş geldin” deyip misafirin elini öptü hal hatır sordu.

Elif Kadın;

-Kızım misafirimize azıcık bir çanak yoğurttan koyuver de karnını doyursun.

İmamoğlu,

“Ben tokum”

Dese de duyan olmaz, duymak istemezler.

Önüne tepsi içinde bir bakır çanakta yoğurt gelir.

**

Elif Kadın ayağa kalkar, elinde küçük bir toprak testi tutmaktadır.

-Bre İmam, kardaşım, boduçta az bi pekmez var. Mustafa’m savaştan sağ salimen döndüğünde yesin diye saklamaktayım. Mustafa’m pekmezi yoğurt ile karıştırıp da yemeyi pek bi severdi. Sana da azıcık Mustafa’mın sevdiği gibi yapayım.”

Diyerek yoğurt üzerine pekmezi döküp karıştırdı.

İmamoğlu ne edeceğini şaşırdı.

“Pekmezi Mustafa’ma ayırdım da...”

İmam bir an kendisinin cellât gibi olduğunu düşünür.

“Haydi, onun hatırına azıcık yiyiver gayri.”

Yumuşacık yoğurt ve pekmez boğazına taş gibi dizilir.

O koskoca İmamoğlu bir anda ağlamaya başlar.

“Elif Bacı”

“Hee deminden beri ne diyecektin Allah aşkına sen İmam?”

“Elif Bacı! Mustafa şehit olmuş. Emir Allah’ın…”

**

Elif Kadın önce önüne bakar, gözünden yaşlar dökülür.

Meryem Gelin ocağın ardına yıkılır, kendinden geçmiştir.

“Ay Mustafa’m anan, Meryem Gelinin bu acılara nasıl dayansın!”

Diyerek ağıta başladı.

Çok geçmeden bir anda küçük çadırın içi nereden geldiği belli olmayan insanlarla doluvermiştir. Kimse İmamoğlu’nun farkında bile değildir.Teslime kız uyanmış bakınmaktadır. Dip köşede şehit haberi gelen Mustafa’nın pek sevdiği yoğurtlu pekmez öylece durmaktadır.

İmamoğlu, usulca çarığını ayağına geçirir, yola düzülür.

Gözlerinden yaşlar dökülerek evinin yolunu tutar.

Aziz şehitlerimiz bu vatan size minnettardır…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.