Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sabahattin Destek, kasık fıtığının ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek önemli bilgiler paylaştı.
Kasık fıtığı, doğuştan kasık kanalındaki zayıflığa bağlı olarak gelişebileceği gibi, ilerleyen yaşlarda ağır kaldırma, zorlanma ve karın içi basıncını artıran etkenlerle de ortaya çıkabiliyor. Daha çok sağ tarafta görülse de her iki kasıkta birden gelişme ihtimali bulunuyor. Kadınlarda ise genellikle femoral herni şeklinde ortaya çıkan bu durum; gebelik, kronik kabızlık ve uzun süreli öksürük gibi faktörlerle ilişkilendiriliyor.
Bunun yanı sıra obezite, ağır işlerde çalışma, sürekli öksürük, kabızlık, romatizmal hastalıklar, böbrek yetmezliği ve siroz gibi durumlar da kasık fıtığı oluşma riskini artıran unsurlar arasında yer alıyor.
En Belirgin İşaret: Kasıkta Şişlik
Kasık fıtığının en tipik belirtisi, kasık bölgesinde oluşan şişliktir. Bu şişlik genellikle ayakta dururken daha belirgin hale gelirken, kişi uzandığında küçülebilir ya da tamamen kaybolabilir. Bazı hastalarda bu tabloya ağrı da eşlik edebilir. Özellikle küçük ama sıkışma ihtimali yüksek fıtıklarda ağrı daha sık hissedilmektedir.
Bağırsakların fıtık kesesi içine girmesiyle birlikte şişlik büyüyebilir. Eğer bağırsaklarda sıkışma meydana gelirse, kan dolaşımının bozulmasına bağlı olarak ciddi komplikasyonlar, hatta kangren gelişebilir. Bu tür durumlar acil cerrahi müdahale gerektirir. Bu nedenle uzmanlar, kasık fıtığı tanısı alan hastaların tedavi sürecini ertelememesi gerektiğini vurguluyor.
Tanı sürecinde hastaların şikâyetleri doğrultusunda öncelikle ultrasonografi kullanılırken, daha ileri değerlendirme gereken durumlarda batın tomografisine başvurulabiliyor. Bu sayede fıtığın içeriği detaylı şekilde incelenerek diğer hastalıklarla ayırıcı tanı yapılabiliyor.
“Gecikme Ciddi Sonuçlara Yol Açabilir”
Kasık fıtığı tedavisinde temel hedefin, zayıflayan karın duvarının onarılması olduğunu belirten Prof. Dr. Sabahattin Destek, günümüzde açık ve kapalı olmak üzere iki farklı cerrahi yöntemin uygulandığını ifade ediyor.
Açık ameliyatlarda fıtığın büyüklüğüne bağlı olarak yaklaşık 8–10 santimetrelik bir kesi yapılırken, kapalı (laparoskopik) yöntemde çok daha küçük, genellikle üç adet 1 santimetrelik kesi yeterli oluyor. Laparoskopik cerrahi sayesinde fıtık içeriği daha net görüntülenebiliyor ve yama karın içinden yerleştiriliyor. Daha küçük kesiler sayesinde ameliyat sonrası ağrı azalıyor, iyileşme süresi kısalıyor ve enfeksiyon riski düşüyor. Hastalar günlük hayatlarına daha hızlı dönebiliyor.
Açık cerrahide fıtığın tekrarlama oranı yaklaşık yüzde 5 civarındayken, deneyimli cerrahlar tarafından uygulanan kapalı yöntemlerde bu oranın daha düşük olduğu ifade ediliyor. Genel olarak komplikasyon oranlarının ise yüzde 3 ila 5 arasında değiştiği ve çoğunlukla kontrol altına alınabildiği belirtiliyor.
Prof. Dr. Destek, “Kasık fıtıkları zamanla büyüyebilir ve ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Özellikle sıkışma riski bulunan hastalarda cerrahi tedavi geciktirilmemelidir. Günümüzde laparoskopik yöntemler sayesinde hastalar daha konforlu bir süreç geçirmektedir” diyerek erken müdahalenin önemine dikkat çekiyor.