Yazılarımın müdavimleri arasına, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’ndan sonra AK Parti Aydın Milletvekili Seda Sarıbaş da katıldı. Görünen o ki, kaleme aldığım her haber ve köşe yazısı dikkatle okunuyor. Ne mutlu bana ki, kalemimin izi siyasetin nabzını tutuyor.
Gazetecilik hayatım boyunca tek bir ilkeye bağlı kaldım: Okuru yanıltacak, doğrulanmamış hiçbir habere imza atmadım. Noktasına, virgülüne kadar her cümlenin arkasındayım. Çünkü gazetecilik, alkış toplama değil, denetleme mesleğidir.
Demokratik bir toplumda gazetecinin eleştirme hakkı ne kadar kutsalsa, eleştirilen kişinin de hukuki yollara başvurma hakkı o kadar meşrudur. Sayın Sarıbaş'ın, hakkında yaptığım haber ve yazılar nedeniyle hukuki yollara başvurmasını yadırgamıyorum. Bilakis buna saygı duyuyorum. Dolayısıyla yapılan şikâyetlerden şikâyetçi değilim.
Bizim buralarda güzel bir söz vardır:
"Attığın taş, ürküttüğün kurbağaya değsin."
Eğer yaptığımız haber kamu yararı taşıyorsa, halkın bilgi alma hakkına hizmet ediyorsa yazmaya devam ederiz. Hiçbir şikâyet, doğru bildiklerimizi yazmaktan bizi alıkoyamaz.
Beni tanıyanlar bilir. Öğrencilik yıllarımdan bu yana siyaseti yakından takip ederim. Uzun yıllardır gazetecilik yapıyor olmam da buna önemli bir birikim kattı. Aydın'da çok milletvekili, çok belediye başkanı gördük. Kimileri siyasetin yükünü taşıyamadı, kimileri sessizce sahneden çekildi. Biz ise hâlâ aynı yerdeyiz; kalemimiz elimizde, halkı bilgilendirmeye devam ediyoruz. Allah ömür verdiği sürece de devam edeceğiz.
Bu yüzden milletvekilinin asli görevlerinin ne olduğunu da iyi bilirim.
Tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:
Seda Sarıbaş, kendisine yöneltilen eleştirilere ayırdığı zamanı, vekili olduğu Aydın’ın sorunlarına da ayırıyor mu?
Bu sorunun cevabını merak ettim ve araştırdım.
Önce yerel basını taradım. Aydın'ın kronik sorunlarının çözümüne yönelik ses getiren bir çalışmasına rastlayamadım.
Ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki faaliyetlerine baktım.
Ortaya çıkan tablo dikkat çekici.
Yaklaşık 3 yıl 1 ayı aşkın milletvekilliği süresince hazırladığı bir kanun teklifi bulunmuyor. Aydın'a özel bir kanun teklifi yok. Sahibi olduğu yazılı soru önergesi bulunmuyor. Genel Kurul kürsüsüne ise yalnızca iki kez çıkmış. Bunlardan biri milletvekili yemini, diğeri ise Aydın'a yapılan yatırımlarla ilgili gündem dışı bir konuşma.
Bunun dışında geçen uzun süre boyunca Meclis çalışmalarında kamuoyuna yansıyan kayda değer bir yasama faaliyeti görülmüyor.
Milletvekilliği makamı yalnızca seçim dönemlerinde oy istemek ya da kendisine yöneltilen eleştiriler karşısında hukuki süreç başlatmak için verilmiş bir unvan değildir.
Milletvekili; vatandaşın sesi olmak, sorunlarını Meclis kürsüsüne taşımak, hükümeti denetlemek, soru önergeleri vermek, kanun teklifleri hazırlamak ve seçim bölgesinin haklarını savunmak için seçilir.
Gazetecinin görevi ise tam da bunları sorgulamaktır.
Siyasetçiler övgü bekleyebilir; ancak demokrasi, eleştiriden beslenir. Gazetecilik de alkış tutma mesleği değil, denetleme mesleğidir.
Ben bugün Sayın Seda Sarıbaş'ı eleştiriyorum. Yarın başka bir milletvekilini, belediye başkanını ya da kamu gücü kullanan herhangi bir yöneticiyi de eleştiririm. Çünkü benim ölçüm kişiler değil, kamu yararıdır.
Eğer bir milletvekili, kendisi hakkında yazılan her yazıya gösterdiği hassasiyeti Aydın'ın tarımına, eğitimine, ekonomisine, sağlık sorunlarına ve vatandaşın beklentilerine de gösterirse, bundan en çok Aydın kazanır.
Ben yazmaya devam edeceğim.
Dilerim Seda Sarıbaş da bundan sonraki süreçte enerjisinin daha büyük bölümünü gazetecileri mahkemeye vermeye değil, kendisini Meclis'e gönderen Aydınlıların sorunlarını çözmeye ayırır.
Çünkü halkın beklentisi, eleştiriler karşısında mahkemelere başvurmak değil; somut hizmetlerin hayata geçirilmesidir.
Az kalsın unutuyordum…
Anne tarafından Trabzonlu, baba tarafından Adanalı olan Aydın Milletvekili Seda Sarıbaş’a küçük bir hatırlatma: Bari avukatın Aydınlı olsun ki, hiç değilse bir yanın bu topraklara tutunsun.