Tarihten Bir Yaprak!

Mehmet EROĞLU

Bir maden kazası olmuştu, evindeydi.

Haberi duyar duymaz sefer tasına yemeğini koydu ve makam aracına binerek, kazanın olduğu madene doğru yola çıktı, yolu uzun, yol şartları zordu...
Umursamadı ve kazadan saatler sonra kaza olan madene ulaştı.

Derhal talimat verdi ve kendisi için madenci kıyafeti istedi...
— Aman efendim... Dediler.
Umursamadı, kıyafeti yeniden istedi, gelen kıyafeti giydi ve kurtarma çalışmalarına destek vermek için madene doğru yürüyerek, gönüllü madencilerin arasında gözden kayboldu!

Bu kişi kimdi biliyor musunuz?

Kendisi, Bülent Ecevit'ti...
Türkiye Cumhuriyeti başbakanıydı...
4 gün o madende sıradan bir işçi gibi gönüllü olarak çalıştı.
Madende kaldığı dört günü mazeret izni olarak, kaleme aldığı bir dilekçeyle... O ayki maaşından düşürttü.

***

Bu tarihi anıyı, internet aracılığı ile eğitimci yazar dostum Halil Arık’tan aldım. Olduğu gibi aktardım.

***

Bu güzel anıyı okuyunca, belleğimde tek bir çağrışım oluverdi.  Fikret Şeneş’in sözlerini yazdığı ve Ajda Pekkan’ın okuduğu bir şarkı çınladı kulaklarımda.  Sadece bir dörtlüğünü de yazımın sonuna eklemek istedim;

“Kimler geldi, hayatımdan kimler geçti

 Hiçbirisi hasretini gidermedi

 En güzeli senin kadar sevilmedi

 Kimler geldi, kimler geçti.”

****

İki Söylem; Dünden ve Bugünden!

Yine mail olarak aldığım değerli yazar Sayın Erdal Akalın’’in yazısını da aşağıya da olduğu gibi sunuyorum.

Tarih 1934.  Mustafa Kemal Atatürk; Çanakkale şehitlerini anma töreninde Anzak askerlerini de anımsayarak konuşmaktadır;

“Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar

Burada, dost bir vatanın toprağındasınız.  Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz.  Sizler,      Mehmetçiklerle koyun koyunasınız.

Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar!  Gözyaşlarınızı dindiriniz.  Evlatlarınız bizim bağrımızdadırlar.  Huzur içinde ve rahat uyuyacaklardır.  Onlar bu topraklarda can verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Ve… Çok uzaklardan gecikmeyen bir yanıt gelir, bu olağanüstü humanizim kokan örnek söyleme.

Evladını Gelibolu’da şehit olarak bırakan Avustralyalı bir anneden gelmiştir bu cevap;

“Gelibolu topraklarında yitirdiğimiz evlatlarımızın acısını, âli cenap sözleriniz hafifletti. Gözyaşlarımız dindi.  Bir ana olarak bana, bu güzelim teselliyi bahşetti. 

Yavrularımızın sonsuz uykularında huzur içinde dinlendiklerinden hiç kuşkumuz kalmadı.

Majesteleri kabul buyururlarsa, bizler de kendisine ATA demek istiyoruz.  Çünkü yavrularımızın mezarı başında söylediği sözler, ancak bir öz babanın sözleri gibi yüce ve ilahi.

Evlatlarımızı bir baba gibi kucaklayan büyük Ata’ya tüm analar adına şükran, sevgi, saygıyla.”

***

Tarih 2014.  Sayın Başbakan Gaziantep’te konuşmaktadır.  Söz konusu ettiği kişi, kısa süre önce yaşam savaşını yitiren, 13 yaşlarında bir çocuktur; Berkin Elvan!

“Geçenlerde İstanbul’da bir cenaze yaşandı.  Maalesef terör örgütlerinin içinde, ne yazık ki yüzü poşulu, eline sapan verilmiş, cebinde demir bilye olan bir çocuk, orada maalesef biber gazına muhatap oluyor.  Polis, orada yüzü poşulu ve elinde sapan olan kişinin kaç yaşında olduğunu nasıl anlayacak?

Çok enteresan, annesi ‘Evladımın katili Başbakan’ diyor.  Ben, evlada sevgiyi ve muhabbeti bilirim.  Ama sizin mezara karanfil ve bilye bırakışınızı pek anlamadım!”

O toplantı sırasında, dinleyiciler, yitirilen çocuğun annesinin yakarışını ve isyanını yuhalayarak (!), kendilerince Tayyip Erdoğan’a bağlılıklarını göstermişlerdi!

Sayın Başbakan, birkaç gün önce Köln şehrinde yaptığı konuşmada da, sanırım hem Gezi şehitlerini, hem Berkin’i ve hem de yeni kaybımız Uğur adlı genci anarak; “Ölmüş gitmiştir!” buyurdu!  Doğal olarak Mısırlı Rabia için ağladığı gibi gözyaşı dökmesini kimse beklemiyordu zaten!

Gençlerin ve özellikle çocukların ölümü karşısında içten ve çok duyarlı olan Mustafa Kemal Atatürk’e dizeleri ile katılan ünlü ozanımız Nazım Hikmet, Hiroşima’da ölen yedi yaşındaki bir kız çocuğunu simge olarak alarak, aşağıda sunduğum şiiri bizlere miras bırakmıştır. Bu dizeleri Gezi Şehitlerimizi, özellikle Antakyalı üç gencimizi ve Berkin Elvan’ı anarak okumanızı hassaten diliyorum:

Şimdiki durumla geçmişi ve Aradaki farkı sayın okuyucularımın takdirine bırakıyorum.

KIZ ÇOCUĞU

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.