Türk milletini bekleyen fark edilmeyen tehlikelerin başında ne ekonomik ne askerî ne de siyasî konulardır!..
Türk milletini bekleyen fark edilmeyen tehlikelerin başında yeni kuşaklarla karşı karşıya olduğumuz tehlike kısırlaşmadır: Doğurganlığın gittikçe azalmasıdır…
2026-2027 Eğitim Öğretim Yılı, ilk okul birinci sınıfa kayıt yaptıran öğrenci sayısının ilk defa 56 yıl sonra, bir milyonun altına, 953 bine düşmüş olmasıdır.
Ülkemizin yaş ortalaması 2026 itibariyle 78,4’tür. Buradan da Türkiye’mizin ihtiyarladığı sonucuna varıyoruz…
İşte, Türk milletini bekleyen fark edilmeyen tehlikeyi de tam da bu tespitler veriyor. Ülkemiz insanı bir yandan kısırlaşırken/doğurganlıktan uzaklaşırken, bir yandan da yaşlanmaktadır…
Bu durumda batının bizden önce karşılaştığı ve yaşadığı sorunları biz Türkiye olarak yeni yeni yüzleşmeye/yaşamaya başlamışızdır.
Ülkemizin karşı karşıya olduğu bu sorunların çözümü nedir derseniz dinlediğimiz her insandan farklı farklı tespit fotoğrafları göreceğizdir. Örnek:
Kimisine göre ekonomiktir. Bugün iki asgari ücretli ailenin bir maaşı ev kirasına gitmekte, bir maaşıyla da bir ay yaşamaya çalışmaktadırlar. Dolayısıyla çocuk yapmaktan kaçınmaktadırlar.
Kimisine göre geniş ailenin çözülerek çekirdek aileye gelinmiş olmasıdır. Geniş ailelerde çocuklar dedenin ebenin ya da teyzenin yengenin yanında büyür giderlerdi. Anne baba ve çocuktan ibaret olan çekirdek ailede geniş ailedeki sahiplenme ne yazık ki yaşanamamaktadır…
Kimine göre ülke genelinde yaşanan hızlı göçle birlikte şehirler irileşirken kalabalıklarda yalnızlaşmanın getirdiği yarın endişesi negatif bir rüzgar esintisi oluşturmaktadır.
Kimine göre akademik yükselme ve iş ortamındaki kariyer endişesi doğurganlığı engellemektedir.
Bu konuda daha nice engelleyici mazeretlerden söz edilebilir elbette. Gerekçenin adı her ne olursa olsun sonuçta Türk Milleti bir yandan ihtiyarlarken bir yandan da doğurganlığın azalması ile ileriki dönemlerde nüfus azalması yaşayacaktır.
İşte Türkiye Cumhuriyeti olarak bizleri bekleyen asıl tehlike budur.
1927’de yapılan nüfus sayımında ülkemizin nüfusu 13.648.270 kişidir. 2026’da 1927 nüfusunu 6’ya katladığımızın gerçeğiyle karşılaşırız.
Dedelerimiz anlatırlardı: 1927’deki nüfus azlığını gidermek ve ülke nüfusunu artırmak için şöyle bir yöntem uygulanır:
Hükümet yol vergisi çıkarır. Bu vergilerden muaf olmanın bir yolu vardır. 6 çocuk sahibi olmak… İşte ülke nüfusunun artması için uygulanan yöntemlerden birisi de budur.
Babam merhumun nesline baktığımızda Güney ilçemizde çok sayıda ailenin altı ve daha fazla çocuklu ailenin varlık sebebi de budur. Benim babam 9 kardeşli bir ailenin insanıydı. Gutmullar… Kocakoyunlar… Kocayörükler… Tomballar… Nalbantlar… Hacıkeyikler… Şellekler…vb -ler ya da -lar takısıyla isimlendirme gerekçesi işte tam da 6’dan fazla çocuklu aileleri anlatmak için söylenmiş sözlerdi…
Türkiye Cumhuriyeti’mizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır/Sonsuza kadar yaşayacaktır!..” demişti…
Devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti’mizin sonsuza kadar yaşamasını istiyorsak bir an önce kısırlıktan kurtulup üreyen bir Türkiye konumuna gelmeliyiz gelebilmeliyiz ya da Türk Cumhuriyetlerinden ülkemize nüfus aktarımı yapmalıyız…
GÜL/AYDIN… SEVGİLERİMLE…