Türkiye’nin jeopolitiği 1

Metin AKOĞLU

Doğuşundan bu yana Jeopilitik bilimi, siyasi coğrafyayı egemenlik ve güvenlik gerekleri kapsamında inceler ve devletlerin kendi yaşam ve etki alanlarıyla bu alanları korumak ve genişletmek uğruna neler yapabileceğini ve nelerden kaçınması gerektiğini tembih eder.

Bunun için coğrafi ve tarihi verileri, özellikle bunların imkânları ve tehditleri anlamında dikkate sunarak devleti yönetenlere ufuk açar, sınır koyar ve yön çizer.

Bu bilimi doğru okuyanlar, hem ülke ve uluslarını olmadık serüvenlere ve tehlikeli maceralara sürüklemekten niçin ve nasıl kaçınacakları konusunda akılcı tutum izleme olanağını elde ederler, hem de ülkelerinin Jeopolitiğin değişmez veya dönemsel değişken öğelerinden yararlanarak bazı alanlarda nasıl daha geniş güç dayanaklarına ve kazanımlara erişebileceklerinin hesabını doğru yaparak küresel ve bölgesel mücadeleden devlet ve milletini kazançlı çıkarmayı başarabilirler!

Dolayısıyla, burada Türkiye’nin iç ve dış güvenlik ve egemenlik meselesini, Jeopolitik biliminin rehberliğinde incelemek esas olmalıdır.

Günümüzde ise Türkiye’nin jeopolitik tercihleri meselesinde, ülkemize dış güç odaklarınca biçilen jeo-stratejik rol veya rollerle irtibatlı amaç ve unsurlar öne çıkarılmaya çalışılmaktadır.

Böyle bir yaklaşımın, ulus- devlet mantığı ülküsünü terk etme ve jeopolitik açılımların özellikle Türkiye dışı merkezlerce kurgulandığı veya kurgulanabileceği gibi peşin kabullere saptanıp kalmayı gerektireceği su götürmez gerçektir.

Bu gibi şirinliklerle Türkiye’nin jeopolitiğini kökten değiştirmeye yönelik, mesela ülkemizi federatif bir yeniden yapılandırmaya tabi tutarak bölgesel rollere sevk etmeyi hedefleyen gayri milli planların aleti ve uygulama alanı olmaktan kurtulmamız fevkalade zordur.

Çünkü bu gidişle, milli duyarlılıkları körletmeyi ve teslimiyetçiliğe uzanan bir çizgide milletimizi edilgen ve uysal hale getirmeyi amaçladıkları belli olan işbirlikçilerin, “Derin Dünya Güçleri” hesabına tam bağımsız Atatürk Türkiye’sini feda edebilmelerine kapılar ardına kadar açılmış olacaktır.

Oysa “Türkiye’nin jeopolitiği” dediğimizde, tarihi derinlikleri olan, coğrafi konumu ve iktisadi-siyasi çekim özellikleriyle ülkemizin ve ulus-devletimizin tüm dünyanın ilgi merkezinde ve de hedefinde olduğunu hatırlamamız gerekir.

Bunun birinci nedeni, Türkiye’nin yakın ve uzak çevresiyle taşıdığı önem dolayısıyla küresel egemenlik kilidinin çözülmesinde en belirleyici jeopolitik zemine oturmakta olmasıdır.

İkincisi, Türkiye’nin yer altı ve yer üstü kaynakları, ticari taşımacılıkta geçiş güzergâhı olma özelliği ve potansiyeli yüksek bir Pazar niteliği taşıması, dinamik ve nitelikli işgücünün uluslararası sermayenin iştahını kabartmaktadır. Ülkemizin “Yeni Dünya Düzeni” yörüngesine çekilmesinin “Derin Dünya Güç Merkezleri” için vazgeçilmez bulunmasından kaynaklanmaktadır.

Üçüncüsü ise, geçmişinin başarıları ve bugünden geleceğe uzanan çizgide benzeri başarıları tekrar edip, bütün geri kalmış ülkeleri peşinden sürükleyecek tam bağımsız ve güçlü bir ulus-devlet halinde ayağa kalktığı takdirde, egemen “Derin Dünya Güç Merkezleri’nin” bütün stratejik planlarını çöpe attıracak olmasıdır.

Bu yüzden Türkiye’nin muhtaç ve bağımlı olarak yaşaması,  devamlı ekonomik krizlere ve bunalımlara sürüklenmesi, içeride kavgalı olması,  dağılması, dış gailelerden ve yıkıcı-bozguncu(subversif) faaliyetler ile bölücü terörden, AL-Kaide ve İŞİD gibi küresel terör eylemleri baskısından başını kaldıramaması en zayıf olduğumuz noktalardır.

 Kendi gücünün ve dayanışmasının asıl kurtuluş ve refah temeli olduğunun farkına varmaksızın hep dışarıdan medet umması ve tüm bu aymazlık ve zafiyetleriyle bir yandan çöküşe, öte yandan teslimiyete giden bir süreç içinde dönüşe dönüşe bu coğrafyadan ve tarih sahnesinden silinmesi istenmekte ve bütün düşmanca tertipler bu amacı gerçekleştirme yönünde tasarlanıp yürütülmektedir.

Özellikle ulus-devletimizin temelindeki Atatürk’ün unutturulmak ve Atatürkçü felsefenin gündemden çıkarılmak istenmesinin altında bu kötü niyet ve Türkiye üzerideki emellerinin fazla gecikmeden gerçekleştirme tutkusu vardır.

Jeopolitik seçeneklerimizi belirlerken sağlam analizlere ihtiyacımız vardır.  Öncelikle olası tüm seçenekler, Türkiye’nin anayasal düzenine, milli birliğimize ve üniter devlet yapımızın korunmasına uygun olmalıdır.

Esasen içeride güvenliğimiz ve milli mutabakatımız tam olmadan, kendi gücünüze dayanmadan, tutarlı jeopolitik seçenekler belirlememiz kolay değildir. Kaldı ki “Milli Hedef”iniz yoksa jeopolitik tercihlerinizin olmayacağı gibi, ileriye yönelik çoğu tasarruflarınız havada kalır. Gerçek başarı,  iç cephenin sağlamlığına bağlıdır.

Gücümüzün farkına varalım. Bu ülkede her şey mevcuttur! Modern Hindistan’ın kurucusu Gandi’nin   “Mustafa Kemal İngilizleri yeninceye kadar Tanrıyı da İngilizler zannederdim.” cümlesi size bir şeyler hatırlatmıyor mu?

2019 yılında 200 milyar dolar borç ödenecek. Bu borcun çevrilebilmesi için İngiliz finans kuruluşlarından borç para alabilme peşindeyiz! Borç verenlerin emirler de verdiklerini, teminat olarak “Varlık fonu” yeterli görülmeyip,  İşçilerin kıdem tazminaı birikimlerinin de varlık fonuna alınarak garantili teminatlar istenmektedir.

Bu utanç hepimize yeter…

Gördünüz mü?

Nereden nereye geldik!

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.