Ukrayna savaşı geliyorum demişti!

Metin AKOĞLU

“Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın.” Bu cümleyi Rus Edebiyatının ünlü ismi Tolstoy söylemiş.

Katılmamak mümkün mü?

Uçak, tank, top mermilerinin kullanıldığı orantısız savaş, Ukrayna topraklarında bütün hızıyla devam ediyor. Savaşın mağduru çocuk, kadın ve yaşlı insanların dramlarını, ulusal kanalların kameramanları, muhabirleri ve hatta yazarlarının canlı yayınlarından takip ediyoruz.

Kıskanırcasına yayın yapma yarışına girmişler.

Nagehan Alçı, Şirin Payzın, İsmail Saymaz, Murat Ağırel ve niceleri…

Hele bir tanesi vardı ki üzerinde Ukrayna askerinin giydiği kamuflajlı parka olduğu halde, Ukrayna’nın önceki Başkanı Prosenko ile röportaj bile yapmıştı.

O kanalların görevlilerini Filistin, Suriye, Irak ve Afganistan işgallerinde göremedik ama olsun!

Geçtiğimiz 30 yıl içinde şüphesiz birçok olay yaşandı. İngiltere Başbakanı Tony Blair ve ABD savunma Bakanı Colin Powel, BM gibi bir kuruluşta, dünyanın gözünün içine bakarak yalan söyleyebildiler. Irak’ta kimyasal ve Nükleer silah var bahanesi üreterek Irak, NATO tarafından 1991 ve 2002 de iki defa işgal edildi. Gökten demokrasi bombaları yağdırılarak 1,5 milyon Iraklı katledildi.

2003’de terör gerekçe gösterilerek, yine NATO ve ABD tarafından Afganistan işgal edildi. Bu işgal 18 yıl sürdü. Milyon civarında insan, orada da demokrasi vaadiyle öldürüldü.

2011’de güney komşumuz Suriye, İsrail’in güvenliği için feda edildi ve 1 milyon insan da orada öldürüldü.

Bitmedi!

Iraklı genç kadınların bedenlerinden de 300 bin istenmeyen çocuk dünyaya geldiğini de hatırlatmak isterim.

Siz yazarlar, televizyoncular; gökten demokrasi bombaları yağarken ve bu üç savaşta milyonlar katledilirken, kadınlar tecavüz edilirken, kameralarla neden sahada değildiniz?

Size, bunların haber değeri yoktur diyenler mi vardı?

Bunları Türk toplumu ve dünya izlemesin diyenler mi vardı?

Avrupa’nın gıkının çıkmadığını hepimiz biliyoruz. Üç-beş zengin dışında, Iraklı ve Suriyeli mülteci de almadılar değil mi?

TÜRK MEDYASI olarak Polonya, Slovakya ve Romanya’ya giriş yapan şimdilik 2 milyon (beklenen 7 milyon) mülteciye ait görüntü verme yarışındasınız.

Batıdaki bu çifte standart yaklaşım, size nereden yapıştı?

Suriye’den, Afganistan’dan gelen 7 milyon mültecinin yapacağı tahribatı Türk toplumuyla neden paylaşmadınız?

Ürdün ve Lübnan’a sığınan Suriyelilere neden mikrofon ve kameralarınızı uzatmanız?

Sizin merhametiniz bile batı yanlısı olmuş.

Rusların Ukrayna’ya işgalini yorumlarken, yakın tarihimizde yaşanan olayları incelemeden objektif bir sonuca ulaşmamız mümkün değildir.

Sovyetler Birliği 1991 yılında çökmüştü. Yerine kurulan Rusya Federasyonu içe kapandığı bir sırada, ABD ve AB ülkeleri ellerini çabuk tutarak, Doğu Avrupa ülkelerinin NATO’ya giriş işlerini kotardılar.

Buna göre:

Çekya, Macaristan ve Polonya 1999 yılında,

Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya 2004 yılında,

Arnavutluk, Hırvatistan 2009 yılında,

Karadağ 2017 yılında,

Kuzey Makedonya 2020 yılında NATO’ya alındılar.

ABD, yerinde duramıyordu. Durmadan vites artırma peşindeydi. Polonya, Romanya, Bulgaristan ve Türkiye mihverine saplamış olduğu kamayı yeterli görmeyip Karadeniz’de kıyısı bulunan Ukrayna ve Gürcistan’a da el atmakta gecikmedi. 2008 de Soros vasıtasıyla her iki ülkede turuncu devrimlerle yönetimi değiştirdi.

ABD’nin hedefi bu iki ülkeyi de NATO’ya almaktı.

Sonrası bizce malum,

Azerbaycan’ı koparmak.

Peki bunu nereden anlıyoruz.

Putin, Luhansk ve Donetsk cumhuriyetlerini tanıdığı gün, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i Moskova’ya davet edip görüşmüştü.  Putin, yumuşak halkanın Azerbaycan olduğunu bilir.

Brezezinski’nin kitabını Rusların okumadığı düşünülemez! 

Sovyetlerin çöküşüyle birlikte; ABD hegemonyasına dayalı tek kutuplu bir dünya düzeni kurulmuştu. ABD, dünyanın savcısı, hâkimi ve kolluğu oldu. Kasabanın şerifi gibi fütursuzca hareket edebiliyordu.

Self determinatıon dedikleri ulusların kendi kaderini tayin etme hakkının kutsallığını kabul etmeyen olabilir mi?

ABD ve AB yukarıda saydığımız Doğu Avrupa ülkelerini NATO’ya aldı. Giren ülkelerin iradelerine saygılıyız.

Buraya kadar kimsenin bir itirazı yok.

ABD’nin açtığı son cephe Ukrayna oldu.

Rusya da cepheyi yarma harekâtı yapıyor.

Gerekçesi de Ukrayna’nın “nükleer tehdit” haline gelecek olmasıdır.

ABD ve NATO’nun Irak’ta Nükleer silah var tehdidi yalanı meşru olacak, Rusya’nın iddiası gayri meşru olacak.

İşte kıyamet bundan koptu.

Bu meseleye sadece bugün ya da son üç-beş ayda olan gelişmelerden bakmak, büyük resmin görülmesini engeller ve anlaşılmasını zorlaştırır. Biz bu meseleyi, SSCB’nin dağılmasıyla Amerika’nın tek kutuplu dünya egemenliği oluşturma hedefleri penceresinden bakarak bugünü anlamaya çalışmalıyız.

Rusya, ABD ve NATO’nun çevreleme harekâtına karşılık, Ukrayna üzerinden karşılık vermiş oldu.

Ukrayna, ABD’nin Doğu Avrupa’daki son kartıydı. Sovyetler ’den ayrılan ülkeler içerisinde NATO’ya da dahil ederek iyice Rus hudutlarına yaklaşmak istediği son cephe, deyim yerindeyse Amerika için de bir oyun sahası oldu.

Putin, Rusya’nın kırmızıçizgilerinin tamamen aşındığını ve bu noktadan sonra yeter artık dediği bir noktaya gelindiğini 3 aydır söylüyordu. ‘Ukrayna’yı NATO’ya almayacağız’ yazılı belge istiyordu. Amerika ve NATO’dan güvenlik garantileri talep ederken de işin bu noktaya gelmemesi amaçlanıyordu. O talepler yerine getirilmedi. Ukrayna durmadan silahlanıyordu. Para ile aldıkları var, hibe edilenler var. Ukrayna etrafındaki NATO ülkelerine tahkimatlar ve üsler yapıldı. Baltıklar, Doğu Avrupa, Karadeniz, Gürcistan üzerinden Kafkasya’ya ve oradan Orta Asya’ya uzanacak bir hatta Amerika, Rusya’yı kuşatmak için çalışıyor. Son dönemde Yunanistan’daki (Dedeağaç, sınırımıza 40 km) yığınaklanmasından tutun, Baltık bölgelerindeki hamlelerine kadar gizli saklı işler değil. Rusya, ‘O zaman Ukrayna’da NATO üyesi olsun, burnumun dibine kadar gelsin’ diyecek hali yoktu ve dememiş oldu. Bu noktaya gelmemek adına Ukrayna’ya uzun bir süre Minsk Anlaşmalarının uygulanmasını istediğini söyledi. Uygulansaydı en azından bu noktaya gelinmemiş olurdu ve Avrupa platformunda soruna çözüm bulma süreci devam edebilirdi.

Ukrayna’nın NATO üyeliğine hayır diyen Putin, Ukrayna’nın AB üyeliğine karşı çıkar mıydı?

Bu yol denemez miydi?

Satranç devam ediyor.

Rusya ile savaşa girmemek için NATO ve ABD, müdahil olmayacağını söylüyor. Öyle ki Sovyet sisteminden Polonya’da kalan uçakların bile Ukrayna’ya teslimi yapılamıyor.

Bu durumda Ukrayna’yı orantısız bir güçle karşı karşıya bırakmış olmadınız mı?

Olan Ukrayna’ya, onun tarihine ve masum halkına oldu.

Bütün dünya da bunu seyrediyor.

Sonuç:

Hedefin; Ukrayna’nın NATO’ya alınması değil, NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini söyleyen haylaz AB çocuklarının, NATO çıpasına sağlam olarak bağlanması ile Ukrayna enkazı ve Ukrayna halkının ölüleri üzerinden Rusya’nın yalnızlaştırılması demek yanlış olmayacaktır.

Kasabanın şerifi kazanmaya devam ediyor.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (8)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.