Siyasette en kolay şey nedir biliyor musunuz?
Hoşunuza gitmeyen rakama “uyduruk” demek.
Ne zahmetli bir açıklama yaparsınız,
ne veriyle uğraşırsınız,
ne de aynaya bakarsınız.
Bir kelime söylersiniz, geçersiniz.
AK Parti Aydın İl Başkanı Mehmet Erdem’in, BUPAR’ın açıkladığı anket için yaptığı tam olarak budur. Bilimsel bir itiraz yok, metodolojik bir eleştiri yok, somut bir karşı veri yok. Sadece tek bir sıfat var: “Uyduruk.”
Bir araştırma açıklanıyor.
Sorusu net, sonucu net:
“AK Parti’nin adayı Özlem Çerçioğlu CHP’ye karşı seçimi kazanabilir mi?”
Cevap daha da net:
%59 “Hayır.”
Bu sonuç bir siyasetçinin hoşuna gitmeyebilir. Bu son derece doğal. Ama siyasetçinin görevi hoşuna gidenle ilgilenmek değil, gerçeği yönetmektir. Mehmet Erdem ise gerçeği yönetmek yerine, gerçeğe etiket yapıştırmayı tercih ediyor.
Peki soralım…
Bu anketin neresi uyduruk?
Örneklemi mi yanlış?
Sahası mı hatalı?
Sorusu mu yönlendirici?
Hayır. Bunların hiçbirine dair tek kelime yok. Çünkü mesele bilimsel değil. Mesele siyasal psikoloji. Mesele anket değil, algı.
Sayın Erdem’in açıklamasındaki asıl itiraf şu cümlede gizli:
“Toplu Açılış Töreni’nin estirdiği rüzgârı kesmek…”
Yani ortada bir rüzgâr var ama pamuk ipliğine bağlı. Bir YouTube programında açıklanan bir anketle kesilebiliyor.
Sorulması gereken soru şu:
Gerçekten güçlü bir siyasi zemin böyle mi olur?
Eğer bir siyasi hava, bir araştırma şirketinin verileriyle dağılıyorsa, sorun ankette değil, o havanın kendisindedir.
Üstelik bu anket, gökten zembille inmedi. BUPAR dün kurulmuş bir firma değil. Erdal Akaltun da dün ortaya çıkmış bir isim değil. Dün övülen, bugün yerilen bir figür.
Neden?
Çünkü dün işine yarıyordu, bugün yaramıyor.
Siyasette ölçü bu mudur?
İşine yarayan doğru, yaramayan uyduruk mu?
İşte tam da burada siyaset ile refleks arasındaki fark ortaya çıkıyor. Siyaset soğukkanlılık ister. Refleks ise panik. “Uyduruk” çıkışı bir siyaset dili değil, panik cümlesidir.
Ama asıl dikkat çekici olan başka bir detay var.
Anketin öznesi olan Özlem Çerçioğlu günlerdir suskun. Ne bir açıklama, ne bir itiraz, ne bir cümle. Ağzını bıçak açmıyor. Buna karşılık Mehmet Erdem, sanki kişisel bir görev edinmiş gibi, anketin önüne atılıyor.
Peki neden?
Özlem Çerçioğlu’nu sevdiği için mi?
Hayır.
Bu çıkış, bir savunma refleksi değil; yukarıya mesaj verme telaşıdır. Cumhurbaşkanına “bak ben sahip çıkıyorum” deme çabasıdır. Şikâyet edilme korkusudur. Çünkü bu tabloda susmak risklidir, konuşmak mecburiyettir. Ve o mecburiyet, Mehmet Erdem’i “uyduruk” gibi kolay ama içi boş bir kelimeye sığınmaya itmiştir.
Bir de şu gerçek var:
Anketler seçimi kazandırmaz ama seçimi anlatır.
Aynayı kırarak yüzünüzü değiştiremezsiniz.
Rakamları suçlayarak meydanları dolduramazsınız.
Eğer Aydın’da “olumlu hava” gerçekten buysa, neden katılım düşüyor?
Neden aynı sorular kulislerde fısıldanıyor?
Neden parti içinde bile cümleler yarım bırakılıyor?
Bu sorulara cevap vermek yerine, ölçeni suçlamak elbette daha kolaydır. Ama kolay olan, doğru olan değildir.
Mehmet Erdem’e düşen görev “uyduruk” demek değildir. Çıkıp Aydın seçmenine şunu anlatmaktır:
“Bu sonuçlar neden böyle çıktı ve biz bunu nasıl değiştireceğiz?”
Bunu yapmadığınız sürece her anket uyduruk olur, her rakam düşman ilan edilir, her eleştiri sabotaj sayılır. Ama siyaset böyle yapılmaz. Çünkü gerçekler, etiketle yok olmaz.
Bugün BUPAR konuşuluyor.
Yarın başka bir araştırma çıkar.
Hepsine “uyduruk” demekle bir yere varılmaz.
Bir noktadan sonra sorun anketlerde değil, anketlerin gösterdiği tabloda aranır.
Ve o tablo şunu fısıldıyor olabilir:
Olumlu hava, sanıldığı kadar güçlü değil.