‘Virüs’ler

Nebil ALPARSLAN

Bütün dünya “corona virüsü” musibeti ile boğuşmakta. Yazının yazıldığı saatlerde 104 ülkede virüslü hastanın tespit edildiği açıklanmıştı. Corona 1960 yılından bu yana görülen bir virüs ailesinin bu yıla mahsus üyesiymiş.

1347-1351 yılları arasında vebadan ölenlerin sayısı 25 milyon olarak tarihe geçti. Hastalık “Kara ölüm” adını aldı. Halk arasında verem olarak bilinen tüberküloz yedi bin yıldan yeni zamanlara kadar elinde tırpanla bütün dünyayı dolaştı. Günümüzde kanser vakalarında çok ciddi artış kaydediliyor. İnsanlık, tarih boyunca çok büyük salgınlar yaşadı. Bu virüs nedeniyle paniğe kapılmaya gerek yok. Beşer hayatında bunlar hep vardır. Bundan sonra da olacaktır. Bize düşen tedbir ve dikkattir.

Son devir salgınlarının öncekilerden farklı bir yönünün olduğu düşünülmekte. İlk ve orta devirlerde görülen salgınlarda beslenme ve sağlık bilgisi yetersizliği sebep gösterilmekteydi. Zamanımızdakilerde bunlara ilaveten çevresel etkenlerin insan eliyle değiştirilmesi, kozmik düzene müdahale, tabiatın illî kanunlarına muhalefet, teknolojinin oluşturduğu çöplükler gibi beşeri sebepler de eklendi.

Ozon tabakası hoyrat insan davranışlarıyla delindi. Bilim insanları öyle diyor. Atmosferin sera-filtre özelliği zayıfladı. Güneşten gelen zararlı radyasyonlar doğrudan dünyaya akmakta. Küresel ısınma devam ediyor. İklimler karıştı. Buzullar eriyip denizler yükseldi, aynı zamanda kirlendi. Nükleer denemeler ve sızıntılar arz yüzeyindeki radyasyon oranını yaşama limitinin üstüne çıkardı. Bütün bunlar sağlığa zararlı organizmaları da tetikledi. Bu hal “Termodinamik Kıyamet ”in habercisi. Bozulma ve kargaşanın baş aktörü insanoğlu.  İnsanlık bilmeden ve bilerek kendi kıyametini hazırlıyor. Yaşlı ve yorgun gezegen bir gün gelecek “artık taşıyamıyorum” feryadıyla silkinip bizi sırtından atacak.

Hiçbir şey bazılarının dediği gibi “kader” değil. Hele  “Tanrı’nın gazabı” hiç değil. Haşa, Allah zalim ki insanlığa belâ üstüne belâ göndersin. Her şey bizim eserimiz. Adaletten ayrıldık. Ceza ya da medenî hukuktaki adaletten bahsetmiyorum. O ayrı bir konu ve yazımızın dışında. Eşyanın fıtratını bozmak da adaletten ayrılmaktır. Ondan bahsediyorum. Kendi fıtratımızı bozduğumuz gibi tabiatın, çevremizdeki eşyanın, âlemin fıtratını da bozduk. Yaratan, her şeyi ölçü ile yarattı. Bu ölçünün adı kıstastır. Bir adı da adalettir. Kevni âlemde adalet her şeyi yerli yerine koymaktır. Her eşyayı asıl maksadına uygun kullanarak varlığının fıtratını korumaktır. Fıtrat bizim için çok da yabancı bir kelime değil. Dedelerimiz ona “cibilliyet” derlerdi. Fıtrat yaradılış karakteri, yaradılış huyu, yaradılış özelliği anlamlarına geliyor. Yani insan, hayvan ve eşyanın mayası. Bir şeyin fıtratı değişirse faydalı olan zararlı hale geliverir. Basit bir misal; atmosfer fıtratı icabı belli onanda Ozon gazı içermekte. Şu ya da bu şekilde bu oranı değiştirirsek -adaletten ayrılırsak-  atmosfer sera-filtre vasfını kaybeder. Güneşin faydalı radyasyonu zararlı hale gelir. Cilt kanserini tetikler. Hastalığa yakalanan benim kaderim buymuş dememeli.  Tedbir ve takdir tartışmasına girmiyorum. Biz tedbirden sorumluyuz. Bırakın takdiri de sahibi uygulasın.

Adaletten ayrılıp eşyanın fıtratını bozduğumuzda evrenin düzeni bozuluyor. Düzen bozulunca ister istemez düzeltmeye çalışıyoruz. Lakin düzelteyim derken yeni arızalar çıkarıyoruz. Japonya depreme dayanıklı bina yaptı. Bu sefer tsunami’ ye yenik düştü. Depreme dayanıklı bina yapmayalım demiyorum. Demek istediğim tabiatın işleyiş kanunlarına uyalım. Onunla kavga etmeyelim. Düzenini bozmayalım. Tabiatla uyum içinde yaşayalım. Elimizdeki çok basit bir şarj aletinin bile kullanma kılavuzu var. Kâinatın da bir yaşama, yaşatma ve kullanma kılavuzu var. Ona uyalım. Uymazsak ne mi olur?  Cevabı Samsunlu bir vatandaşımız üç beş yıl önce yaşanan afet nedeniyle “deniz yüzümüze tükürdü” şeklindeki çok basit bir cümleyle vermişti.  

Ne yazık ki insanoğlu haz ve konfor uğruna adaletten, kıstastan, ölçüden ayrıldı. (Savaşları saymıyorum.) Hırs ve tamahına yenildi. Konfor, haz, israf ve lüks müptelası haline geldi. Aslında neyi israf ettiğinin de farkında değil. İsraf ettiği şey dünya, yaşadığımız dünya. Konfor ve lüks için sınırsız bir servet gerekli. Bu serveti elde etme uğruna yasa dışı ne kadar usul varsa kullandı. Her türlü yanlış yola girdi. Gökte ve yerde fesat çıkardı. Öyle ki ilaç şirketlerinin daha fazla servet için güdümlü hastalık icat ettikleri bile yazılıp çizilmekte. Doğru olabilir mi? Olabilir. Sanayi artığı ağır metaller ve zehirli atıklar denizleri istila etmiş durumda. Ölü balık sürüleri sahillere vuruyor. Zirai ilaçlar, ağır sanayi baca gazları, kimyasal silahların saldığı öldürücü gazlar, elektromanyetik enerji dalgaları, egzoz gazları, okyanuslara sızan petrol, yer ve çevresinin fıtratını tamamen değiştirdi. Hayatın kaynağı ve devam sebebi hava, su ve toprak üçlüsü bozuldu. Asli özelliklerini kaybettiler. Buna bir de genetik yapısı yani cibilliyeti değiştirilmiş gıda maddeleri ve sun’i giyecekler eklenince insan sağlığı yerle bir oldu. İşte Ebola virüsünden Coronaya, domuz gribinden bilmem ne gribine kadar tesadüf değil. Biz adaletten ayrıldıkça, doğru ölçüyü yanlışla değiştirdikçe virüsler de vasıf değiştiriyor. Tabiat belki de insanlıktan intikamını bu şekilde alıyor.

Ölçü dedik ya. Güneş-dünya mesafesi bir cm değişse, ya da dünya ekseninin eğimi derecenin binde biri kaymış olsa uzay boşluğundaki bütün kozmik dengeler değişecektir. Uydu hareketleri bozulacak, elektromanyetik dalgalar birbirine girecek, radyo TV sinyalleri yok olacak, haberleşme ve ulaşım iflas edecek, telefon görüşmeleri yapılamayacak, belki gök cisimleri birbiriyle çarpışacaktır. Bunlar olmuyorsa kozmik ölçü nedeniyledir. İşte adalet dediğimiz, ölçü dediğimiz budur. -İnsan öyle nankör ki gücü yetse belki bunları da değiştirecek.- Bu söylenenler hayali varsayımlar değildir. Bilim insanlarının uzun araştırmalar sonucu vardığı bilimsel sonuçlardır. İnsanlık evrenin bu düzenine saygılı olmak zorunda. Olmuyorsa kendi sonunu hazırlıyor demektir.  

Yerküremiz Samanyolu galaksisinde yüzen büyük bir gemi. Hepimiz, bütün insanlar bu gemideyiz. Alt kattan su almaya başlasa üst kattakiler “bize ne” diyebilir mi? Batarsa hepimiz boğulacağız. Ne yazık ki bir başka ülkede günlerce süren orman yangınlarına sevinen insanlar tanıdım. Oysa Avustralya’daki bir meşe ağacının yanması insanlık adına bir nefesin yok olması demek. Kutuplarda milyonlarca tonluk buz kütlesi eriyince yanı başımızdaki körfezin suyu da yükselecek. İşte örneği. Çin’de ortaya çıkan bir hastalık bütün dünyayı dolaşıyor. Yeryüzünün bütün alt ve üst varlıkları insanlığın ortak malı, hepimizin hayat kaynağı. Öyleyse açlık sorunu tokların da sorunu olmalı. Sağlık sorunu yalnız hastaların değil sağlıklıların da sorunu olmalı. Fakirlik ve yoksulluk fukaranın değil varlıklının da sorunu olmalı. Şimdilerde varlık da yokluk da küreselleşti. Hastalık da sağlık da küreselleşti. Sevgide, saygıda, dayanışmada, barışta küreselleşemeyen insanoğlu belki musibetlerin ikazıyla onlarda da küreselleşecek. Böyle olmak zorunda. Bir başka ülkedeki yangına sevinmek olmamalı. O ülkeye karşı şu veya bu sebeple bir husumetimiz varsa bu husumet bizi adaletten ayırmamalı.

Yazdıklarım yeni bir keşif değil. Hepimizin bildiği şeyler.  Çok ciddi evrensel meseleler. Ayrıca sivil toplum kuruluşlarının gayretine terkedilemeyecek kadar da önemli. Devletler bazında acil tedbir alınmalı.

Birey olarak hizmetimize sunulan her şeyi, suyu, gıdayı,  enerjiyi, zamanı ölçü ile adaletle kullanalım. Maddenin fıtratını bozmayalım. Mayasını değiştirmeyelim. Genetiği ile oynamayalım. Dedemizin tabiriyle hiçbir şeyin cibilliyetini bozmayalım. İsraf da etmeyelim. Haz ve konfor uğruna milyarlarca insanın ortak malı olan gezegenimize sahip çıkalım. Hakkımızdan fazlasına tecavüz edip, yokluk, açlık, hastalık çeken milyonların hakkına girmeyelim. Biz bunlardan sorumluyuz.

Sağlıklı günler dileğiyle.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.