Yüklüğün Namussuz İpi

Nevzat ARSLAN

Memuriyetimin ilk döneminde, çalıştığım yerde, yaşıyor ise, Allah uzun ömürler versin, bir Muammer ağabey vardı. Delikanlılık çağında köyün çöp çatan kadınlarından birisi, köy imamının kızı ile evlenmesi için öneride bulunur. Fakat imam kızı ya, tanışıp konuşmak ne mümkün. Kadın bir gün kızı evine çağırır. Bizim ağabey de yüklüğe yerleştirilir. Kadın imamın kızına rahat olmasını açılıp saçılmasını söyler, eşarbını falan çözdürür. Ağabeyimiz de parmağını uzatır, örtüyü şöyle birazcık aralamaya kalkışır ki kızı görebilsin. Tam bu sıradayüklüğün perdesinin namussuz ipinin kopacağı tutar, örtü düşer orada kalakalmıştır. Kızcağız eşarbını kaptığı gibi kaçar gider.

Daha sonrasında evlenirler.

Olay mutlu son ile biter.

**

Adını yâd edelim, “Panter Emel” gibi özverili hayvan severlerin olmadığı bir dönemde bir arkadaşımızın tanıştığı kız, varlıklı bir aileden hem de hayvan severdir. O yıllarda böyle örgütlü hayvan sevenler ve dernekler olmadığı için bireysel olarak bir takım çalışmalarda bulunmakta. Bunu fark eden öğretmen adayı arkadaş, kızın bu zaafından onun kalbine giden yola ulaşmaya çalışır. Bir anda hayvanları seven, acıyan, koruyan birisi kesiliverdi.

**

Dolaşırlarken muhabbet kuşu satan adamın kuşlarının az olduğunu görür. Az para ile çok iş yapacak, bir gönül fethedecektir. Kuşları satın aldığını söyleyerek bir yandan da onları özgürlüğe kavuşturacağını söyler. Kafeslerdeki yavru muhabbet kuşlarını kışkışlamaya çalışır. Dışarı çıkan kuş birkaç adım ilerilere düşer. Kız sevinçten arkadaşın boynuna kollarını dolar. Aşk sözcükleri fısıldamaya başlamıştır ki, az ötedeki balıkçının önünde bekleşen sarman ve tekirleri hesaba katmamışlardır.  Hücum eden kediler kapıştıkları kuşları parçalamaya çalışırlar…

Kızcağız gözünden yaşlar akmaktadır.

**

Arkadaş anlatmaya devam ediyordu; bir akşam parkta otururlar. Tam bu sırada yanlarına tavşanı ile niyet çektirici gelir. Arkadaş tavşana acıyan kızın gözüne girmek için tavşanı satın alır ve kıza hediye eder. Kız sevinçten havalara uçar. Tavşancığı sever, kucağında taşır. Bizim tavşancık kızın kucağından yere inmek ister. Bu defa nereden çıktığı belli olmayan çomar, tavşanı kaptığı gibi yel olur gider. Parkın ilerlerinden bir yerlerden tavşanın çığlıkları duyulur.  Öylece kalakalırlar…

Arkadaş üzgündü, söyleniyordu;

“Adamın ters gitmeye görsün işi,

Muhallebi yerken kırılır dişi…”

**

Daha sonra Kocaeli iline atanan öğretmenin depremde hayatını kaybettiğini tesadüfen gazetelerde okuduk. Allah rahmet eylesin.

17 Ağustos 1999 depreminin 17.yılında yaklaşık 20 bin vatandaşımızı kaybettik.

Vefat edenleri rahmetle analım.

Ulusumuzun başı sağolsun.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.