İnsülin direncinin, hücrelerin insüline verdiği yanıtın azalması sonucu gelişen metabolik bir bozukluk olduğunu ifade eden Mammadyarzada, bu durumda glukozun hücre içine taşınamadığını ve kanda birikerek kan şekeri seviyesini yükselttiğini söyledi. Bu durumun zamanla ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekildi.
“ZAYIF KİŞİLER DE RİSK ALTINDA”
İnsülin direncinin genellikle fazla kilolu bireylerde görüldüğü yönündeki yaygın algının doğru olmadığını vurgulayan Mammadyarzada, “Genetik yatkınlık, hareketsiz yaşam tarzı, düzensiz beslenme ve özellikle karın bölgesindeki yağlanma gibi faktörler zayıf bireylerde de insülin direncine neden olabilir. Dışarıdan zayıf görünen kişiler de metabolik risk taşıyabilir” dedi.
Uzmanlara göre insülin direnci; karaciğer yağlanması, yüksek kolesterol, damar sertliği ve hipertansiyon gibi pek çok hastalığın gelişiminde rol oynayabiliyor. Ayrıca sık tatlı isteği, yemek sonrası uyku hali, yorgunluk ve bel çevresinde kalınlaşma gibi belirtiler de insülin direncinin habercisi olabiliyor.
“YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİ ŞART”
İnsülin direncinin kontrol altına alınmasında yaşam tarzı değişikliklerinin büyük önem taşıdığını belirten Mammadyarzada, günlük kalori alımının azaltılması, düzenli fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenmenin etkili olduğunu söyledi. Haftada 25-30 kilometre yürüyüş ya da eşdeğer egzersizlerin önerildiğini ifade eden uzman, kilo kaybının insülin direncini önemli ölçüde azaltabildiğini kaydetti.
Tanı sürecine ilişkin de bilgi veren Mammadyarzada, açlık kan şekeri ve insülin düzeylerinin ölçülmesi, gerektiğinde şeker yükleme testi yapılması ve hastanın genel klinik durumunun birlikte değerlendirilmesiyle insülin direncinin tespit edilebildiğini sözlerine ekledi.