Vicdanın çöküşü ve fon krizi

Gözün görüyor, kulağın duyuyor, elin ayağın tutuyor… Çok şükür sağlıklısın. Ama ya iç dünyan? Akıl sağlığın, vicdanın, muhaseben ne durumda? Eğer okuyan, araştıran, sorgulayan bir insan değilsen; doğruyu yanlıştan, helâli haramdan ayırmıyorsan, işte o zaman suç makinesine dönüşürsün. Yolsuzluk, vurgun, rant düşkünlüğü… Ar, hayâ, ahlâk, hak, hukuk ve adalet bir kenara itilirse geriye sadece “işini yüzdür kaptan” zihniyeti kalır.

Son günlerde ülkemizde şok etkisi yaratan fon krizi üzerine tartışmalar aralıksız sürüyor. Görünen o ki, bu yolsuzluğa karışan üst düzey bürokrat ve siyasetçiler adil bir şekilde yargılanıp hak ettikleri cezayı almadıkça, karşılıklı suçlamalar ve bilgi kirliliği içinde “kim vurduya” giden bir süreç endişesi büyüyor.

455 bin kişinin parasının akıbeti soruluyor. TERA’nın 7 Temmuz’da pazara giriş izniyle başlayan süreçte 14 ayda yatırımcı nasıl soyuldu? Devlet bürokrasisinde teftiş, denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik gözden mi kaçtı? Bir siyasi parti lideri, asrın fon vurgununun 110 milyar dolara ulaştığını iddia ediyor. Eski bir bakanın aldığı parayı iade ettiği söyleniyor; mağdurlar ise “makbuzu göstersin” diyor.

Dişinden tırnağından artırdığı üç beş kuruşunu, “faiz haramdır” inancı ile devlete güvenerek yatıran tasarruf sahiplerinin suçu neydi? Özellikle muhafazakâr inanç sahibi insanlar, “SPK’ya güvenmezsek kime güveneceğiz?” diye soruyor. Bu mağduriyet sadece 450 bin kişiyi değil, onların ailelerini ve çevresini de etkiledi.

SORUNUN KAYNAĞI: İNSAN YETİŞTİRMEK

Esas sorun insan yetiştirmekte. Eğitimli, ahlâklı, kul hakkına riayet eden, beytül mala el uzatmayan vicdan sahibi insanlar yetiştirmek… Hukukun üstünlüğü ve adaletin tarafsız uygulanıp uygulanmadığı halkın vicdanında tartışılır hale geldi.

Bir toplum dürüstlüğü ödüllendiriyorsa dürüst insanlar yükselir. Çıkarı ödüllendiriyorsa çıkarcılar yükselir. Korkuya teslim oluyorsa korku üretenler güç kazanır. Korku ile insanları susturabilirsin ama vicdanları asla elde edemezsin.

VİCDANIN ÖLÇÜSÜ

Felsefeci İonna Kaçuradi’nin sözleri bugünlere ışık tutuyor:

“Bir toplumun gerçek başarısı, yetiştirdiği insanların ne kadar yükseldiği ile değil, yükselirken kaç insanın hakkını çiğnemediğiyle ölçülür.”

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın uyarısı da kulaklarda çınlıyor:

“Her şeyin bir çaresi vardır; fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.”

Yavuz Sultan Selim’in öğüdü ise hâlâ geçerli: “

Gamına gamlanıp olma mahzun… Demine demlenip olma mağrur… Ne dem bâki ne gam bâki, ya Hû…”

ÇÖZÜM

Devletin yeniden güven kazanması, ancak ehliyetli ve liyakatli kadroların iş başına gelmesiyle mümkündür. Makamı çıkar için kullanan değil, sorumluluk bilinciyle hareket eden dürüst yöneticiler toplumu ayağa kaldırabilir. Aksi halde yolsuzluk ve ilkesizlik, kanser gibi yayılıp milletin geleceğini tüketmeye devam edecektir.

Hz. Muhammed (S.A.S.)’in şu hadisi bugünlere sesleniyor:

“Devletten bir hırka çalan, savaş meydanında ölse bile şehit olamaz.”

Kalın sağlıcakla...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum