Yalnızlık psikolojisi: “Yalnızlık, umudun tükendiği yerde başlar”
Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, modern çağda yalnızlığın neden arttığını, güven duygusunun nasıl zedelendiğini ve insanın umudunu yeniden nasıl kazanabileceğini anlattı.
İnsan davranışları, toplumsal ilişkiler ve ruh sağlığı alanında uzun yıllardır akademik çalışmalar yürüten 15 Kasım Kıbrıs Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, modern çağın en görünmez ancak en yaygın sorunlarından biri hâline gelen yalnızlık psikolojisini gazetemiz için değerlendirdi.
Uluslararası bilimsel yayınları ve saha araştırmalarıyla tanınan Yıldırımer, farklı yaş gruplarıyla yürüttüğü çalışmaların ve psikososyal gözlemlerinin yalnızlığın yalnızca bireysel bir duygu olmadığını gösterdiğini belirtti. Yıldırımer’e göre yalnızlık, günümüzde toplumsal ilişkilerden ruh sağlığına kadar birçok alanı etkileyen önemli bir sosyal meseleye dönüşmüş durumda.
Gerçek yalnızlığın tek başına kalmaktan çok daha derin bir psikolojik durumu ifade ettiğini belirten Prof. Dr. Yıldırımer; modern ilişkileri, duygusal yoksulluğu, güven kaybını ve yeniden umut edebilmenin önemini anlattı.
Gerçek yalnızlık nedir?
Hocam, sizce gerçek yalnızlık nedir?
Toplumda yalnızlık çoğu zaman yanlış tanımlanıyor.
Birçok insan yalnızlığı telefonun çalmaması, kimsenin aramaması veya tek başına vakit geçirmek olarak değerlendiriyor. Oysa psikolojik açıdan gerçek yalnızlık, bunların çok ötesinde ve daha derin bir durumdur.
Emil Cioran’a atfedilen çok çarpıcı bir söz vardır:
“Yalnızlık, kimsenin seni aramaması değil; senin artık kimseyi aramak istememendir.”
Bu cümle, yalnızlığın psikolojik boyutunu güçlü biçimde açıklıyor.
İnsan aslında yalnız kalmaktan değil, içinde taşıdığı umudun yavaş yavaş tükenmesinden korkar. Telefonun çalmaması tek başına yalnızlık değildir. Telefon çaldığında bile cevap vermek istememek, insanlardan ve ilişkilerden bütünüyle uzaklaşmak asıl kırılma noktasıdır.
Gerçek yalnızlık bazen çevremizde kimsenin bulunmaması değil, çevremizde insanlar olmasına rağmen onlarla bağ kurma isteğimizi kaybetmemizdir.
Modern çağda yalnızlık neden artıyor?
Modern çağ yalnızlığı neden bu kadar artırdı?
Çünkü teknoloji bağlantılarımızı çoğalttı ancak ilişkilerimizi aynı ölçüde derinleştiremedi.
Sosyolog Zygmunt Bauman, modern ilişkilerin geçiciliğine ve kırılganlığına dikkat çeker. Günümüzde ilişkiler çoğu zaman uzun süre devam ettirilmesi gereken bağlar olarak değil, gerektiğinde kolayca sonlandırılabilecek bağlantılar olarak görülüyor.
Bugün sosyal medya ve dijital iletişim araçları sayesinde binlerce kişiyle iletişim kurabiliyoruz. Buna karşılık içimizi gerçekten açabileceğimiz ve bizi yargılamadan dinleyecek insanların sayısı giderek azalıyor.
Eskiden insanlar birbirlerine ulaşabilmek için uzun yollar aşardı. Bugün ise aynı evin içinde yaşayan insanlar bile birbirlerine ulaşmakta zorlanabiliyor.
Çünkü gerçek mesafe kilometrelerle değil, duygularla ölçülür.
Modern çağda yalnızlığın temel nedenlerinden biri de iletişim ile bağ kurmanın birbirine karıştırılmasıdır. Bir insanla sürekli mesajlaşmak, onunla güçlü ve güvenli bir duygusal bağ kurduğumuz anlamına gelmeyebilir.
Her yalnızlık zararlı mıdır?
Peki yalnızlığın her türü zararlı mıdır?
Hayır. Her yalnızlık zararlı değildir.
Psikolojik açıdan yalnızlığın iki farklı yönünden söz edebiliriz.
Bunlardan ilki, kişinin kendisini dinleyebilmek, düşüncelerini düzenlemek ve zihinsel olarak dinlenmek için bilinçli biçimde seçtiği sağlıklı yalnızlıktır. Bu tür yalnızlık, insanın iç dünyasıyla yeniden temas kurmasına ve ruhsal olarak yenilenmesine yardımcı olabilir.
İkincisi ise yaşanan hayal kırıklıkları, incinmeler ve güven kayıpları nedeniyle insanın bütün köprülerini yıkmasıdır. Tehlikeli olan yalnızlık biçimi budur.
Artık kimseyi aramak istememek…
Yeni insanlara güvenememek…
İnsanlardan değil, umut etmekten vazgeçmek…
Gerçek tükenmişlik, insanın yeniden iyi şeyler yaşayabileceğine dair inancını kaybetmesiyle başlar.
Sağlıklı yalnızlık insanın kendisine yaklaşmasını sağlarken, zorlayıcı ve kronik yalnızlık kişinin hem kendisinden hem de çevresinden giderek uzaklaşmasına neden olabilir.
Yalnızlık duygusuyla baş etmek ve umudu yeniden kazanmak mümkün mü?
Bu noktada umudu yeniden kazanmak mümkün müdür?
Kesinlikle mümkündür.
Albert Camus’nün umutla ilişkilendirilen şu sözü oldukça anlamlıdır:
“Kışın ortasında, içimde yenilmez bir yaz olduğunu fark ettim.”
İnsan bazen herkesten uzaklaşabilir. Çünkü bazı dönemlerde önce kendisine yaklaşması, yaşadıklarını anlamlandırması ve duygularını yeniden düzenlemesi gerekir.
Burada önemli olan, geçici bir içe çekilme döneminin kalıcı bir karanlığa dönüşmesine izin vermemektir.
Yalnızlık duygusuyla baş etmek, bir anda çok sayıda insanla ilişki kurmaya çalışmak anlamına gelmez. Bazen güvenilir tek bir kişiyle kurulan samimi bir bağ, insanın hayata yeniden tutunmasına yardımcı olabilir.
Küçük sosyal temaslar, düzenli günlük rutinler, kişinin anlamlı bulduğu faaliyetlere yönelmesi ve gerektiğinde profesyonel psikolojik destek alması, yalnızlık döngüsünün kırılmasında önemli adımlardır.
İnsanlar neden yeniden güvenmekte zorlanıyor?
İnsan neden yeniden güvenmekte zorlanıyor?
Çünkü ruhun yaraları görünmezdir.
İnsan geçmişte aldatılmış, terk edilmiş, ihmal edilmiş veya değersiz hissettirilmişse yeni ilişkilerinde daha temkinli davranabilir. Bu temkinlilik başlangıçta kişiyi koruyan bir savunma mekanizmasıdır. Ancak zamanla bütün insanlara karşı değişmez bir güvensizliğe dönüşürse yeni ve sağlıklı ilişkilerin kurulmasını engelleyebilir.
Viktor Frankl’ın şu sözü, insanın zorlayıcı koşullar karşısındaki iradesini anlatması bakımından önemlidir:
“İnsandan her şey alınabilir; ancak her koşulda tutumunu seçebilme özgürlüğü alınamaz.”
İnsanı tüketen yalnızlığın kendisi değildir. İnsanı asıl tüketen, yeniden güvenebilme cesaretini kaybetmesidir.
İhanet zamanla unutulabilir. Hayal kırıklıklarının etkisi hafifleyebilir. Ancak yeniden inanmayı öğrenmek, insanın en uzun ve en zor yolculuklarından biridir.
Görünmeyen ruhsal yaralar çoğu zaman kişinin davranışlarında, sessizliğinde, kaçınmalarında ve ilişkilerinde kendisini gösterir. Beden yaraları zaman içinde iyileşebilir; ruhsal yaralar ise bazen uzun süre sessizlik içinde varlığını sürdürebilir.
Bu nedenle insanın yaşadığı duygusal acıyı küçümsememesi ve ihtiyaç duyduğunda destek istemekten çekinmemesi gerekir.
Çağımızın en büyük sorunu: Duygusal yoksulluk
Bugün insanların en büyük yoksulluğu sizce nedir?
Ekonomik yoksulluk elbette önemli ve ciddi bir sorundur. Ancak çağımızın en ağır yoksulluklarından biri de duygusal yoksulluktur.
Bir insanın çevresinde çok sayıda kişi bulunabilir. Ailesi, arkadaşları ve çalışma arkadaşları olabilir. Buna rağmen kendisini gerçekten anlayan hiç kimsenin bulunmadığını düşünebilir.
Danışmanlık süreçlerinde sık duyduğumuz cümlelerden biri şudur:
“Kimsem yok.”
Oysa bu cümleyi söyleyen insanların önemli bir bölümünün ailesi, arkadaşları veya iş çevresi vardır.
Buradaki temel sorun, insanların etrafında kimsenin bulunmaması değildir. Sorun, onların duygularına dokunabilen, onları gerçekten dinleyen ve gördüğünü hissettiren insanların giderek azalmasıdır.
Dinlemeyen kulaklar…
Hissetmeyen kalpler…
Birbirine bakan ancak birbirini gerçekten göremeyen insanlar…
İşte modern çağın sessiz yalnızlığı budur.
Duygusal yoksulluk, insanın yalnızca konuşacak birini değil, kendisini güvende hissedebileceği ve duygularını paylaşabileceği bir ilişkiyi bulamamasıdır.
Yalnızlık hangi durumlarda psikolojik destek gerektirebilir?
Yalnızlık zaman zaman herkesin yaşayabileceği doğal bir duygudur. Ancak bu duygu uzun süre devam ediyor, kişinin günlük yaşamını etkiliyor ve sosyal ilişkilerden tamamen uzaklaşmasına neden oluyorsa profesyonel destek değerlendirilmelidir.
Özellikle kişinin daha önce keyif aldığı faaliyetlere ilgisini kaybetmesi, sürekli umutsuz hissetmesi, insanlarla görüşmekten kaçınması, uyku ve iştah düzeninin değişmesi ya da kendisini değersiz görmeye başlaması durumunda bir ruh sağlığı uzmanına başvurulması önem taşır.
Psikolojik destek almak, kişinin zayıf veya sorunlarını tek başına çözemeyen biri olduğu anlamına gelmez. Aksine destek istemek, yaşanan sorunu fark etmenin ve iyileşme yönünde sorumluluk almanın bir göstergesidir.
İzmir’de psikolojik destek arayanlar nelere dikkat etmeli?
Psikolojik destek sürecinde uzman seçerken eğitim, mesleki yeterlilik, çalışma alanı, etik yaklaşım ve danışanla kurulan güven ilişkisi birlikte değerlendirilmelidir.
İzmir’de bir uzman arayışında olan kişiler, farklı uzmanlık alanlarının ve seçim ölçütlerinin ele alındığı İzmir psikolog önerileri içeriğini inceleyebilir.
Terapi bütçesini planlamak ve seans ücretlerini etkileyen unsurlar hakkında bilgi edinmek isteyenler için hazırlanan İzmir psikolog fiyatları rehberi de başlangıç aşamasında yol gösterici olabilir.
Kişinin ihtiyaçlarına ve yaşadığı probleme uygun bir İzmir terapisti seçerken yalnızca konuma değil, uzmanın eğitimine, deneyimine ve uyguladığı terapi yaklaşımına da dikkat edilmelidir.
Çocuklarda tekrarlayan düşünceler, takıntılı davranışlar veya zorlayıcı ritüeller gözlemlendiğinde ailelerin sürece nasıl yaklaşabileceğini açıklayan İzmir aile terapisi bağlantısındaki bilgilendirici içerikten de yararlanılabilir.
Bu tür çevrim içi içerikler genel bilgilendirme amacı taşır. Psikolojik değerlendirme, tanı veya tedavi yerine geçmez.
“Kalbimizin kapısını tamamen kapatmamalıyız”
Son olarak okuyucularımıza vermek istediğiniz mesaj nedir?
İnsan ruhu, sandığımızdan çok daha güçlüdür.
Hiç kimse sonsuza kadar yalnız kalmaya mahkûm değildir.
Tek bir samimi dostluk…
Tek bir içten selam…
Tek bir güven veren cümle…
Bazen yıllarca devam eden bir sessizliği sona erdirebilir.
Bu nedenle kalbimizin kapısını tamamen kapatmamalıyız. Çünkü umut, çoğu zaman en beklemediğimiz anda yeniden filizlenir.
İnsan, yalnızlığın içindeyken bile yeniden güvenmeyi, yeniden sevmeyi ve yeniden yaşamayı öğrenebilir.
Yalnızlık yalnızca bireysel değil, toplumsal bir mesele
Uzun yıllardır insan davranışları, toplumsal ilişkiler ve ruh sağlığı alanlarında akademik çalışmalar yürüten Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, yalnızlığı yalnızca psikolojik bir kavram olarak değil, modern toplumun en önemli sosyal meselelerinden biri olarak ele alıyor.
Yıldırımer’in röportaj boyunca dile getirdiği değerlendirmeler, bilimsel yaklaşım ile insana dokunan saha gözlemlerini bir araya getiriyor.
Söyleşide kurduğu şu cümle ise röportajın özeti niteliğinde hafızalarda yer ediyor:
“İnsanı tüketen yalnızlık değildir; yeniden güvenebilme cesaretini kaybetmesidir.”
Belki de bu cümle, modern insanın en derin sessizliğini ve aynı zamanda yeniden ayağa kalkabilme umudunu anlatmaya yetiyor.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.