• BIST 1.393
  • Altın 458,144
  • Dolar 8,1660
  • Euro 9,7073
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 6 °C
  • Aydın 13 °C
  • İzmir 14 °C
  • Denizli 10 °C
  • Muğla 10 °C

Cennet garantili belge

Ahmet KELEŞOĞLU

Partiler bölünüyor, partiler kuruluyor. İttifaklar yapılıyor istifalar yaşanıyor. Milletvekilleri yer değiştiriyor. İktidar partisinden de muhalefet partisinden de kopanlar parti kuruyor.

Ve bu ülkede on yıllardır seçimler oluyor. Ne değişiyor?

Hangi sonuçlar alınıp ülke geleceği için hangi olumlu neticelere varılıyor?

Siyasiler ne söylüyor ne yapıyor?

İnsanımızın bilgi birikimi ve bilinci nelerden beslenip etkilenerek nerelere savruluyor?

31 Mart yerel seçimlerini hatırlamayanınız yoktur. Zira çok unutkanız ama tarih de çok uzak sayılmaz.

Zamanın Milli Savunma ve Milli Eğitim bakanlığı yapmış, komisyon üyesi Sivas Milletvekili İsmet Yılmaz;

Mahalli İdareler seçimlerinden önce Sivas belediye başkanı adayına oy istemişti.

Ne demişti?

“Vereceğiniz oy, ruz-i mahşerde (Kıyamet günü) berat belgeniz olacak.”

Aynı tarihlerde başka bir milletvekili de “Allah sizden emaneti ehline vermenizi emrediyor, bu emir hepimiz için geçerli, Allah'ın karşısına çıktığınız zaman emaneti bize verdiğinizden dolayı size hesap sormayacak” demişti.

İnsanımızın Allah ile din ile bu ölçüde siyasete alet edildiğini üzülerek görmüştük. Birçok alanda siyasal İslamcıların görüşlerini biliyor niyetlerini anlıyoruz ama böylesi de pes dedirtecek türdendi.

Oy için siyasiler bu noktaya nasıl geldi? İşin daha acı olanı, bunları dinleyen ve inanan bir kitlenin de meydanlarda bu sözlere alkışla cevap vermesiydi. Bu nasıl bir trajedidir ki bu insanlar Tanrı adına konuşuyor ve hüküm ileri sürüyorlardı. Bu gücü nereden alıyorlardı?

Bu siyasiler seçimlerin sonunda hangi sonuçların kendilerini zorlayacağını düşündüler de bu kadar büyük günahı sorgusuz sualsiz çektiler üzerlerine. Neyin hesabı hangi defterin mizan tutmamıştı da bu ürpertici konuşmaları yaptılar.

İnanılır gibi gözükmüyor. Bu davranış hangi din de görülmüştür?

Bir insanın kendisini Tanrının sözcüsü gibi görmesi ve bunu insanlara beyan etmesi insanlığın düştüğü en zor durumdur aslında. Ortaçağ zihniyetinin bile kabul etmediği insanlığın yenilgisidir bu. Bir de bu şahsın AB Uyum Komisyonu başkanı olduğunu düşünürseniz vay halimize. Bu şahsın başkanlığını yaptığı komisyon bizi Avrupa Birliğine sokacak öyle mi?

Bundan sonra;

Ne yapsın zavallı halkımız demeyeceğim.

İnsanımızın bir suçu yok demeyeceğim.

Bu olanları bu millet hak etmiyor demeyeceğim.

Neden demeyeceğim?

Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz arkadaş?

Küresel bir dünyada her türlü bilgiye hem görsel ve sosyal ve hem de yazılı olarak ulaşmak bu kadar kolayken neden halen daha bu ortaçağ söylemlerine itibar edilir.

İnsanımızın bu anlaşılmaz karmaşık algı bozukluğuna sürüklenmesine nasıl izin verilir?

Dini siyasete alet eden siyasilerin tamamen kendi çıkarları doğrultusunda davranış geliştirdiklerini anlayabiliyoruz, ama bizler bu duruma nasıl geldik? Bunu sorgulamamız gerekmez mi?

“Cehennemi satın alan Martin Luther"

Yüzyıllar önce kiliseler cennetten topraklar satıyorlardı. Halk ise, “ölünce cennette yerimiz hazır olsun” diye bu oyuna alet oluyor, böylece papazlar ve kilise zenginleşiyordu.

Ancak herkes öyle değildi. Bunun bir kandırmaca olduğunu, cennetten toprak satın alınamayacağını söyleyen Martin Luther mahkemeye çıkarılmıştı. Yargı, o zamanlar da dini kullananların elinde oyuncaktı. Duruşma sırasında Martin yargıçlara seslendi;

“Milleti cehennemle korkutup, cenneti para karşılığı satıyorsunuz. Sıkıysa cehennemi satsanız ya?”

Yargıçlardan biri sordu:

“Cehennemi kim alır ki?”

Martin Luther “ben alıyorum, neyse parası vereyim” dedi.

Yargıçlar cehennemi Martin’e bedava verdiler!

Duruşma sonunda Martin kapının önüne çıktı ve duruşma sonucunu merak eden binlerce kişiye seslendi:

“Cehennemi satın aldım benimdir, bundan sonra oraya kimseyi almayacağım korkmayın!”

Cehennem korkusu kaybolan halk böylece kilise baskısından kurtulmuştu. Bundan sonra halk özgür beyinlere sahip olmaya başladı ve Almanya aydınlanması 500 yıl önce bu olayla başlamış oldu.

"Aladağ'ın Acısı"

"Varsın gitsin okusun kızım" dedi anası.

"Okusun tabi okusun da adam olsun dedi" babası.

Çocuk ne bilsin fakirlik var serde,

Ne bilsin açlık yoksulluk kapıda,

Para yok, güç yok. Ne bilsin?

Sonrası?

Sonrası, ölüm kıyamet.

Dahası "cennet açıldı şehit oldu" dediler.

Neyleyim cansız cenneti şehidi, neyleyim.

Hepsi hepsi bir nefesti dileğim.

Sadece bir nefes.

Bu yazı toplam 1547 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0533 310 60 08