• BIST 1.409,560
  • Altın 526,14
  • Dolar 9,2080
  • Euro 10,6700
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 20 °C
  • Aydın 21 °C
  • İzmir 22 °C
  • Denizli 18 °C
  • Muğla 18 °C

İnsan hakları konusunda Avrupa incelemesi

Ömer ERU

Danimarka insan hakları enstitüsü sivil inisiyatifle kurulmuştur. Örgütün başında bir direktör bulunur. Direktöre bağlı yönetim kurulu, kurul ve şikâyet komitesi vardır. Ayrıca direktöre insan hakları ve ticaret komisyonu ile yönetim sekreterliği bağlıdır. Kurulda bir devlet görevlisi ve bir milletvekili vardır. Yönetim kurulunda altmış üye vardır. Yönetim kurulunda parti temsilcileri ulusal ve uluslar arası insan hakları örgütleri, işyeri temsilcileri ve diğer ilgili kuruluşlar yer alır . Yönetim kurulunda ki üyelerden altısı üniversiteler tarafından altısı kurum içi üyeleri tarafından oluşturulur. Başkan bir hukuk fakültesi profesörüdür.

Örgütün diğer bölümleri, yönetim sekreterliğine bağlı olarak çalışır. Araştırma bölümü üniversitelerle işbirliği içerisinde çalışır. Araştırma bölümünde vatandaşlık hakları, mülteciler hakları, insan haklarının tarihsel gelişimi, insan hakları konusundaki gelişmeler, temel insan haklarının ne olduğu araştırılır. Strateji planlarında gösterilir. İkinci daire uluslararası dairedir. Bu daireye bağlı olarak hak arama dairesi, sivil toplum bölümü, kanun ve devlette reformlar bölümü bulunur.

Bir bölüm enformasyon ve eğitim dairesidir. Bu daire değişik kuruluşlarda bilgilendirme ve eğitim çalışmaları yapar.

Diğer bir daire ulusal dairedir. Ulusal daire uluslararasındaki uygulanan anlaşma şartlarının yerine getirilip getirilmediğini araştırır.

Danimarka da şimdiki hükümet aşırı ırkçı ve sağcı bir partinin desteği ile kurulmuştur. Bu nedenle ülkede Danimarkalı olmayanların ülkeyi kısa sürede terk etmelerini benimsedi. Hatta insan hakları enstitüsünü de tasarruf nedeniyle kapatmak istedi. Ancak ülkedeki sivil toplum kuruluşları ve uluslararası kuruluşların tepkisiyle karşılaşınca bundan vazgeçti. Kuruluşta şikâyet komitesinin kurulmasının bir amacı da Avrupa birliğinin isteği ile oldu. Amaç ülkede bulunan azınlıkların devleti şikâyet edebilmeleriydi. Böylece Danimarka da ayrımcılık yapmak engellenecekti. Danimarka da her yıl insan hakları uygulamaları konunda bir rapor hazırlanır. Bu insan hakları gününde parlamentoya sunulur.

Danimarka da kurulan insan hakları enstitüsü şimdilik yirmi iki ülkede çalışıyor. Enstitü, devletin yapılaşması içerisinde yer alıyor. Başkanı kendi kadrosunu kendi kurabiliyor. Daha çok uzman kişilerin çalıştırılmasına önem veriliyor. Bu uzmanlar her meslekten olabiliyor. Bazen meclis veya hükümet kanun tasarıları hakkında enstitünün görüşünü de sorabiliyor. Enstitüdeki inanış, insan hakları konusunda önemli olanın ihlalden sonraki tamir değil, ihlalin olmaması için gerekli şartların sağlanmasıdır. Kurum gelirini devlet ve uluslararası kuruluşlardan sağlıyor. Bağışta yapılabiliyor.

İŞKENCENİN VE GAYRİ İNSANİ YA DA KÜÇÜLTÜCÜ CEZA VEYA MUAMELENİN ÖNLENMESİNE DAİR AVRUPA SÖZLEŞMESİ

Bu konuda faaliyet gösteren komite C P T olarak tanınır. Avrupa konseyi istişare asamblesi, 28 Eylül 1983’de tutukluların işkence ve zalimane, gayri insani veya küçültücü muamele ya da cezalandırılmasından korunması ile ilgili 971 sayılı tavsiye niteliğindeki kararı kabul etmiştir. Böylece koruma amaçlı Avrupa sözleşmesi taslağının kabul edilmesi tavsiye edilmiş oldu. Sözleşmenin ilk maddesi şöyledir. İşkencenin ve gayri insani ya da küçültücü ceza veya muamelenin önlenmesi için bir Avrupa komitesi teşkil olunacaktır. Komite ziyaretler yapmak suretiyle hürriyetinden yoksun bırakılan kişilere yapılan muameleyi inceleyebilecektir. Sözleşmeye imza koyan ülkeler, komitenin bu gibi yerlere gelmesine ve inceleme yapmasına izin verecektir. Komitenin toplantıları gizli olacak sekreterliğini Avrupa konseyi genel sekreterliği yapacaktır, komite gerekirse ayni amaçla birden fazla ziyaret edebilecektir.

26 Haziran 1987 tarihinde Danimarka’da işkenceye karşı anlaşmayı imzaladı. Bu tarih işkence mağdurlarını anma günü olarak o tarihten bu yana anılmaktadır. İşkence hiçbir zaman yapılmamalıdır. İşkenceye maruz kalan tedavi edilmelidir. İşkence yapanlar cezalandırılmalıdır, işkencenin yapılmaması için eğitim yapılmalıdır. İşkence yapılmaması için kurumlar izlenmelidir. İşkencecinin mazereti olamaz. Her ülke bu konuda yapılanları komiteye rapor etmek zorundadır. Türkiye ilk raporunu 1992 yılında göndermiştir. İkinci rapor 2003’de gönderilmiştir. Türkiye 1992 yılında komite üyelerine esef bildiren bir de rapor göndermiştir

Danimarka da işkenceye ve kötü muameleye uğrayanların rehabilite edilmesi için bir hastahane de kurulmuştur. Bütçesinin yüzde kırk dokuzunu devlet karşılamaktadır. Geri kalan diğer kısmını bağışlarla karşılamaktadır Dünyada 52 ülkede 250 tane bu tür merkez bulunmaktadır

Bir muamelenin işkence olabilmesi için dört şartı taşıması gerekmektedir. Ağrı olacaktır, sızı olacaktır, fiziksel bir hareket yapılmış olacaktır. Psikolojik bir baskı uygulanmış olmalıdır. Örnek verecek olursak, araba çalan birisine polisin bir tokat atması işkence olmaz. Bu davranış kötü davranıştır. İşkencenin bilerek ve isteyerek yapılmış bir hareket olması gerekir. İşkence yapılırken birçok değişik amaç güdülmektedir. (bilgi almak gibi) Aslında işkence yapanların da hasta olarak kabul edilmesi ve tedavi edilmeleri gerekir. Mağdur asıl hedefteki kişi de olmayabilir örneğin evin erkeği aranırken evdeki kadın ve çocuklara da zarar vermiş olunabilir. Yasal bir zorunluluktan ötürü ağrı ve sızı verilmesi de işkence sayılmaz.

İşkence suçluları her ülkede yargılanabilmelidir. Örneğin bir Amerikalı, bir Danimarkalı vatandaşa İsveç’te işkence yapıp İngiltere’ye kaçsa ve orada yakalansa, İngiliz makamları bu suçluyu İngiltere’de yargılayabilmelidirler. İşkencenin yapılmasını önlemek için insanlar ve görevliler eğitilmelidir. Türkiye’de İzmir, Adana, İstanbul ve Ankara’da da bu rehabilite merkezlerinden var.

Danimarka da kadın hakları ile ilgili değişik derneklerin üzerinde şemsiye görevi gören bir örgütü, 50 çalışanı, bir milyona yakın da üyesi bulunmaktadır. Amacı kadınlara şiddet konusunda halkı aydınlatmaktır. Önceden kadınlara uygulanan şiddetin aile içi ev anlaşmazlıkları şeklinde anlaşılıyordu. Ancak kadın haklarını savunmakla ilgili kuruluş kadına karşı uygulanan şiddeti insan haklarının ayaklar altına alınması olarak ele aldı. Hükümette 2002 yılında kadınlara karşı şiddetin önlenmesi için mücadele başlattı Daha sonra Birleşmiş Milletler Teşkilatında ve Avrupa konseyinde bu konunun ele alınmasıyla etkiler hemen Danimarka da görüldü. Kadınlara uygulanan şiddet herkes ve her kesim tarafından mercek altına alınmaya başlandı. Psikolojik şiddet, fiziki şiddetle bir ele alınmaya başlandı.

Bu arada kadın sığınma evleri açılmaya başladı. Halen Danimarka da 40 tane bulunmaktadır. Bu evler belediyeler tarafından kurulmaktadır. Çalışanları gönüllü kişilerden oluşmaktadır. Şu an Türkiye’de de 8 tane bulunmaktadır. Kadınların vatandaşlık numaraları kayıtlara geçmemektedir. Böylece kalan kadınların gizliliği amaçlanmıştır.

Kadının şiddete maruz kalmaması için eğitim seviyesinin yükseltilmesi ve hakkını aramak için neler yapacağının önceden öğretilmesi gerekir. Kadın şiddete maruz kalınca kendisi müracaat edebilir polis öğrenirse olaya el koyabilir. Bu konudaki sivil toplum örgütleri hemen harekete geçebilirler.

Danimarka’da bu konuda kurulan kuruluş, kadınları şiddete maruz kalmamaları için yapılacak işler konusunda tavsiyelerde bulunmaktadır. Bu kuruluşun gözlemci servisi de vardır. Danimarka’da ki kadın sığınma evlerinde hastahanelerden, kriminoloji kuruluşlarından uzmanlar da bulunmaktadır.

AVRUPA KONSEYİ

Avrupa konseyinin kurulması ikinci Dünya savaşından sonra olmuştur. Savaş insanlığa maddi ve manevi acılar çektirmiştir. Eski acıların yeniden çekilmemesi için, bir örgüt kurma fikri ortaya atılmıştır. Bu amaçla 5 mayıs 1949 da on ülke bir araya gelmiş Avrupa Konseyini kuran ilk anlaşmayı imzalamışlardır. (Belçika, Fransa, Danimarka, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İsveç, İtalya, Lüksemburg ve Norveç)Türkiye 9 Ağustos 1949 tarihinde üye olmuş ve 13 Nisan1950 tarihinde Avrupa konseyine katılmıştır. Sonraki yıllarda katılan ülkelerle üye sayısı 41 olmuştur. Şu an Azerbaycan, Ermenistan ve Bosna Hersek gibi ülkeler de yer almıştır. Bunlar şimdilik aday durumundadır.

ABD, Japonya, Kanada, Vatikan ve Meksika gibi ülkeler gözlemci statüdedir.
Hukukun üstünlüğü, temel insan hakları ve özgürlüklere saygıyı isteyen her ülke Avrupa konseyine katılabilir. Avrupa konseyi savunma konuları hariç her konuyla ilgilenmektedir. İlgilendiği alanlarda ülkelerle protokoller yapmaktadır.

Kuruluşun organları şöyledir:

Bakanlar komitesi karar organıdır. Parlamenter Meclis danışma organıdır. Yerel ve bölgesel yönetimler kongresi yerey yönetimlerin geliştirilmesine çalışan organdır. Bakanlar komitesinde üye ülkeler Dışişleri bakanları, bakanlara vekâleten sık toplanan Delegeler Komitesinde ise Daimi temsilciler yer alır. Üye ülkelerin Dış işleri Bakanları yılda iki kez mayıs ve kasım aylarında toplanır Komite de genellikle güncel siyasi konular ele alınır ve Avrupa konseyinin izlemesi gereken yol belirlenir.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) üye ülkelerin parlamentolarından seçilen 291 asil üye, 291 yedek üyeden oluşur. Her üye devlete ayrılan üye sayısı o ülkenin nüfusuna göre orantılıdır. Yılda dört kez toplanır her toplantı beş gün sürer. Değişik komisyonlarda hazırlanan raporlar Genel kurula sunulur. Genel kurulda tartışılır ve oylanır.

Yerel ve bölgesel Yönetimler Kongresi Avrupa konseyi prensiplerinin yerel yönetimler düzeyinde de geliştirilmesini amaçlamaktadır. Yerel ve bölgesel yönetimlerin güçlendirilmesi ve aralarında işbirliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapmaktadır. Üye ülkelerin belediye başkanlarından ve mahalli idare temsilcilerinden seçilen asil ve yedek üyelerin katılımıyla oluşur Yerel meclis ve Bölgesel Meclis olmak üzere iki alt organı bulunmaktadır.

Avrupa konseyi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve çoğulcu demokrasi ilkelerini korumak ve güçlendirmek, azınlık, ırkçılık, hoşgörüsüzlük ve yabancı düşmanlığı, sosyal dışlanma, uyuşturucu madde, çevre sorunlarına çözüm aramak, Avrupa kültürel benliğinin oluşmasına ve gelişmesine katkıda bulunmak gibi amaçları bulunmaktadır.

Avrupa konseyi alınan kararları, yapılan protokol gereklerinin yapılıp yapılmadığını önceden bahsettiğimiz organlar vasıtasıyla denetime tabi tutar. Bakanlar komitesinin siyasi denetimi 1994 yılında başlamıştır. Denetim gizlidir. Bakanlar Komitesi adına daimi temsilciler tarafından denetimler yapılmaktadır. Denetime istisna tanınmadan tüm ülkeler tabi tutulur. Avrupa konseyi Parlamenterler Meclisi üye ülkelerin taahhüt ve yükümlülüklerine ilişkin sorumluluklarını inceler. Denetim mekanizması 1995 yılında oluşturulmuştur. Amaç yeni giren veya önceden giren ülkelerin beklenen standartlara ulaşıp ulaşmadıklarını denetlemektir. 25 Nisan 1996 yılında Türkiye de denetim statüsüne alınmıştır. Son 3 Mart 2004 yılında alınan kararda Türkiye’nin istenen hususları yerine getirdiği görülmüştür. Türkiye hakkında alınan bu karar sene sonunda Strazburg’daki oturumda nihai oylamaya sunulacaktır.

Yerel ve Bölgesel Yönetimler kongresi de 24 Temmuz 1996 tarihinden itibaren üye ülkelerde yerel demokrasinin gelişmelerini denetler. Bu konuları gözden geçirdikten sonra şimdide önemli bir olay olan PARİS ŞARTI olayını da incelemekte yarar görüyorum. Paris şartı yeni bir Avrupa kurmak, yeni bir demokrasi barış ve birliktelik yakalama hedefidir.

Avrupa güvenlik ve işbirliği toplantısına katılan devlet ve hükümet başkanları (AGİK) bir yerde Avrupa’nın bölünmüşlüğüne son vermişlerdir. Bundan sonra saygıya ve işbirliğine dayanan bir ortaklığın adımları atılmıştır. Paris şartının özü İnsan hakları ve temel özgürlüklere dayanan demokrasiyi sağlamak, üye ülkeler arasında sarsılmaz bir bağlılık sağlamak, ekonomik serbesti ve toplumsal adalet yolundan elde edilecek refah ile tüm üye ülkeler arasında eşit güvenlik sağlamaktır. İnan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması da hedefler arasındadır. Her insanın doğuştan itibaren bir takım haklara sahip olduğunu, bunlardan vazgeçilemeyeceğini, devletlerin birinci görevlerinin bunları korumak olduğunu, geliştirmek olduğunu belirtmişlerdir. Yine bu ülkelere göre demokrasi ifade özgürlüğünün, toplumdaki bütün kesimlere hoşgörü gösterilmesinin ve her fert için fırsat eşitliğinin en iyi güvencesidir.
Her ferdin, düşünce, vicdan ve din ya da inanç özgürlüğüne, dernek kurma ve sükunu bozmayan bir şekilde toplanma özgürlüğüne, seyahat özgürlüğüne hakkı olduğunu ve hiç kimsenin keyfi olarak gözaltına alınamayacağını ya da onuruyla bağdaşmayan ya da insanı alçaltan bir muamele ya da cezalandırmaya tabi tutulamayacağını, herkesin haklarını bilmeye ve kullanmaya, hür ve adil seçimlere katılmaya tek başına veya birlikte mal edinmeye, bireysel girişimde bulunmaya, ekonomik toplumsal ve kültürel haklardan yararlanmaya hakkı olduğunu, hiçbir ayrım yapmayacaklarını kabul etmişlerdir. Bu kabul edilen hususlar madde olarak ele alınırsa 10 madde olduğu görülür.

AGİK sürecinden sonra taraf devletler arasında silahlı kuvvetlerde indirime gidilmesi ve bu konuda Avrupa’da konvansiyonel kuvvetler antlaşmasının (AKKA) imzalanması kabul edilen olumlu bir antlaşmadır. Böylece Avrupa da yeni bir güvenlik anlayışı getirilmiştir.

Bu konuları inceledikten sonra OMBUDSMAN olgusu üzerinde de durmak gerekir. Bu kurum Danimarka’da 1955 yılında kurulmuştur. Daha sonra diğer ülkelerde kurulmuştur. Aslında 1919 yıllarında İsveç ve Finlandiya da mevcut olan bu müessesenin ilk kaynağının Osmanlı devleti olduğu ortaya çıkmıştır.

1697 yılında tahta çıkan İsveç kralı12.Demirbaş Şarl Rusya ya karşı yenilince Osmanlı Devletine sığınmıştır. Kral Osmanlı devlet yapısını yakından görmüş ve 1794 de ülkesine dönmüştür. O sıralarda zaten işleyen Divan ı Mezalim kurulundan etkilenmiştir Osmanlılarda bu kurula sadrazam başkanlık yapmaktaydı. Vatandaşlar tarafından memurlar hakkında yapılan şikâyetlerde padişah adına karar verebiliyordu İdarede memurların hatalı ve kasıtlı davranmalarına karşı vatandaşları koruyordu.

Danimarka’da Ombudsmanlık sistemi Dışişleri Bakanlığı ve Demokrasi fonunun yardımıyla 1955 yılında kurulmuştur. Ombudsman hakim değildir Devlet memurlarını ve Ofisleri kontrol ederek direktifler verir. İdari işlemlerin incelenmesi konularında vatandaşların başvurması şart değildir.

Avrupa İnsan hakları mahkemesinin yapısı kuruluşu, infaz yetkisini de incelememize koymakta yarar vardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 1959 yılında kurulmuştur. Davaların giderek çoğalması yeniden karar almayı gerektirmiştir. Konu üye ülkeler tarafından Viyana toplantısında ele alınmış ve 9 Ekim 1993 yılında bir bildiri ile açıklanmıştır. Halen uygulanan sistemde başvurular komisyonlarda ele alınmakta sonuçlandırılmakta ve karar alması için bakanlar komitesine havale edilmektedir. Ancak davalarda devletlerin de taraf olması komiteleri bağımsız olmasını zorlaştırmaktadır. Aynı zamanda davaları uzu sürmesi de eleştirilmektedir. Bu nedenlerle üye ülkelerle alınan karar gereğince mahkeme yeniden şekillendirilmiştir. Mahkeme üye ülkelerin sayısı kadar hakimden oluşmaktadır. Halen mahkeme de 41 hakim bulunmaktadır. Hakimler üstün ahlaki özelliklere ve yüksek hukuki görevce atanabilmek için gerekli özelliklere sahip hukukçular olmalıdır. Hakimler gönderilen 3 hakim arasından AK Parlamenterler Meclisince yapılan mülakatla, mahkeme üyeleri 6 yıl için seçilirler. Yeniden seçilmeleri mümkündür. Hakimler bağımsızdır. Vatandaşı oldukları taraf ülkeleri temsil etmezler. Ondan talimat ve emir almazlar.

AİHM Büyük daire. Daireler ve Komiteler şeklinde çalışmaktadır. Büyük daire 17 üyeden oluşmaktadır. Ayrıca AİHM başkan ve diğer bölüm başkanları büyük dairenin doğal üyesidirler. Çok önemli davalara bakar. Daireler 7 üyeden oluşur. Üyeler bölüm başkanları tarafından kendi üyeleri arasından rotasyonla seçilirler. Kolay sonuçlandırılabilecek davalara bakar. Komiteler aynı bölümün üyeleri arasından seçilen üç üyeden oluşur. Süreleri bir yıldır. AİHM başkanı bölüm başkanları ile görüşerek kurulacak komitelerin sayısını belirler.

Mahkemenin yetkisi, şikayetin taraflarına konusuna, zamanına ve bölgeye göre belirlenir. Mahkeme her olayda bu dört konuyu dikkate alınır ve yetkili olup olmadıklarına karar verir. Mahkeme kararları kesindir. Üye devletler bu kararlara uyacaklarını taahhüt etmişlerdir. Bu kararlar üye devletlerin mahkemelerinin aldığı kararları kaldırmaz. Sadece sözleşmeyi ihlal ettiğini belirler. Ancak taraf devlet gereken önlemleri almak zorundadır. Bakanlar komitesi alınan kararlara uyulup uyulmadığını kontrol etmek için periyodik denetimler yapar.

Bu yazı toplam 1042 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0533 310 60 08