Adı kaldı yadigâr!

Nazilli Sümerbank fabrikası vardı.                                                                             

Burada üretilen allı-güllü Nazilli Basması masal oldu artık.                                           

Mahalle kavgalarında da adı geçerdi Nazilli Basmasının.                                         

“Hanım, hanım o ağzını Nazilli Basması gibi caart diye yırtmasını bilirim”                            

Kadınlarımız üzeri o kuş, bülbül desenli,                                                                          

Allı güllü basmaları bulamadıklarından giyemiyorlar.                                                 

Kapanan Sümerbank binasında üniversiteli gençlerin yerleştirilmesi,                    

ilim-irfan mekânı olması, gençlerin şakıması, buruk gönülleri bir derece mutlu kılmaktadır.

Kapasiteden fazla işçi doldurulan Aydın Tekstili bile bitirdiler.

Bu hengâmeden Ege bölgesinin Tariş işletmeleri de payını aldı.

Nazilli Basması ile Aydın Tekstilin de adı kaldı yadigâr

**

Ne yazık ki;

Aydın’ın ovalarından bal,                                                                                    

Dağlarından yağ akmaz oldu

Arılar bile ölüyor gayri!          

Beyaz altınımız, pamuğumuz ekilmez oldu da Yunanın, Sudan ve Mısırlının pamuğu kıymete bindi. Aydın ovasının yarısı şimdilik bomboş. Bir zamanlar pamuk çapasına giden, günde yüz kilodan fazla pamuk toplayan Emine abla bile pamuğun adını çoktan unuttu. Oysa fakirin, zenginin, tarla sahibinin, çalışanının cebi boş kalmazdı.

Geceleri traktör ışıklarının sönmediği tarlalar, zifiri karanlık kaldı.

Tabii ki umutların da karardığı gibi…

Dağlarımızdan yağ akıtan zeytin ağaçları bize küstü mü ne?                                      

Eskiden dalları yıkılırcasına yüklü asırlık zeytin ağaçları şimdi boş, kırgın ve solgun beklemekteler. Bazıları da bıkkın ve hastalıklı, sararıp solarak kurumakta, bir şeyler yapılarak, yasa değiştirilerek bu kutsal ağaçların kesilmeleri için gereken evvel Allah yapılmakta. Kalanını da ev, dam, fabrika yapacağız, Jeotermal kuracağız diyerek kesen kesene…

Ayşe Kadın ablanın avlusunda, zeytin kırdığı değirmen taşı yerinde değil artık. Ayakları ile yağ sıktığı ağaç tekne (sarpana) büyük bir ihtimalle çatlamış ve saman damının dip köşesine çocukları tarafından atadan yadigâr denilerek saklandı. Torunlar desen ağaç teknenin ne işe yaradığından bihaberler.                      

Belki de ara ara ne işe yaradığını merak da ederler mi bilinmez?                                       

Öyle ayakta yağ sıkma masal oldu artık.                                                                  

Ayak yağına, kuru incir, dumanı tüten taze bazlama bandırıp da yemeyi hepten unuttuk. Son sistem makineler sıkıyor artık üzümü ve zeytini.                                        

Köroğlu’nun dediği gibi;                                                                                            

“Tüfek icat oldu,                                                                                                           

Mertlik bozuldu.”

Artık yazları bahçelere göçülmez oldu.                                                                           

Tek odalı bahçe evlerine 5-6 nüfus nasıl sığışıyorduk acep?                                                                              

O her gün iki posta çimdiğimiz su kanalları kıyısındaki bahçe evleri, sazdan damlar, bağ evleri bir yana yattılar da öksüz kaldılar.                                   

Yeşilce kalan dut ve ceviz ağaçları bu yıkıntıların bekçileri olarak ayaktalar. Akşamları ağaçların gölgelerinde sohbetlerin tadı özleniyor artık.  

Eski çamlar bardak oldu derler ya!

Güllü Kadın abla mısır bezdirmesi yapmaz olmuştur, o da üşengeç oluvermiş bile. Ekmekceğizini kasabadaki fırından almaktadır.                                                           

Bazlama ile tadına doyulmayan o Çingen pilavı yapılan, elinle tuttun mu şöyle haşırt diye ikiye böldüğün eski oylumlu köy domatesleri, güzel güzel kokmaz oldu gayri. Tohumlar hibrit, ilaçlı, hormon verilerek tadı bile kalmadı…                       

Her kuşluk vakti, ayran yapılan o ağaç yayıkların yerini elektrikli yayık makineleri alıverdi. Bir saat durmaksızın yayık sallayan bacılar, basıyor düğmeye buyurun ayran hazır işte…

At sırtında, eşek üzerinde, bazen de yaya geçtiğimiz dağlarımızdan süzülerek gelen, buz gibi sularından içtiğimiz berrak derelerde, çaylarda artık şöyle yunamazsınız.  Neden mi dediniz?  Derelere karışan fabrika atıklarından…

Bu kirlilikten Büyük Menderes nehrimizde payını aldı. Hanı adam boyunda yayın balıkları tutulurdu da seyrederdik ya masal oldu.

O eski deve katarları ve başındaki deve savranları yok.                                                

Gülsüm ablanın gelinlik sandığı,  çeyizleri Deveci Ali amcanın süslediği deve katarına yüklenip de geldi.

Şimdi Deveci Yusuf ile Deveci Hasan develerini çoktan sattılar bile. Artık güreş tülülerinin çan ve zilleri arada bir sokaklarda duyulur olmakta...

Her gelen gün değerlerimizi çalıp götürüyor. 

Sizce de öyle değil mi?                        

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum