Şerif KUTLUDAĞ

Şerif KUTLUDAĞ

Ahilik deyince

12-18 Eylül 2022 günleri arası bu yılın AHİLİK HAFTASI olarak ilan edildi ve yaşanmaya başladı değerli okurlarım.

Bu yıl Ahilik Haftasının 12 Eylül günü başlıyor olması, sanki 12 Eylülle beyinlere kazanan olumsuzlukların ahilik elbisesiyle örtülmesi ve unutulması için kaderin bir cilvesi gibi geldi bana…

Öyle ya, 12 Eylül 1980 ne kadar, anarşisi, işkencesi, adaletsizliğiyle kötü bir dönemi çağrıştırdığı için duyulmak istenmeyen bir tarihse; ahilik de toplum huzuruna yaptığı katkılar ile duyulduğu anda insanın zihninde ve ruhunda güzel duyguları depreştiren bir bahar yeli havası estiren bir güzelliğimizdir.

İnsanlar var olduğu sürece ne kendi iç kavgaları bitecektir ne de ekonomik faaliyetlere son verilecektir. Bu gerçekten hareketle de toplumlar yaşadıkları kötülükleri de güzellileri de gelecek kuşaklara aktararak ders almalarının temini; kötülüklerden uzaklaşmak, güzellikleri çağın koşullarıyla yenileyerek yaşatmanın yollarını aramak durumundadır.

Şimdi acıları hatırlatan 12 Eylül’ü bir yana koyarak bu yıl 12 Eylülde başlatılan Ahilik Kültüründen bahsetmek istiyorum sizlere:

Günümüzde bir ağ gibi ülkemizi saran AVMlerin ana girişlerine şöyle bir yazının konulduğunu düşünebilir misiniz?

“BESMELE ÇEK GİR ÇARŞIYA; SELÂMI DA UNUTMA HA!

Kiloyu eksik çekme; metreyi kısa tutma ha!

HALKA HİZMET EYLEMEKTİR; HAK’KA HİZMET EYLEMEK…

İyi belle, sen bu sözü; sakın yabana atma ha!..

“Alış” derken, “veriş” derken, ölçü tartı “satış” derken;

PARAYA PULA TAPMA HA!.. İNSANLIĞI UNUTMA HA!..”

Böyle bir şey mümkün mü? Mümkün değil… Çünkü günümüz AVM leri tamamiyle liberal/neo/ekonominin kuralları ve ilkeleri doğrultusunda çalışmaktadırlar…

Özellikle metropol diye takdim edilen büyük şehirlerde haftanın belli günlerinde kurulan haftalık pazarlarında şu Pazar duasının okunması:

“Ey Yerleri Ve Gökleri Yaratan Allah’ım…

Ailemizin rızkını kazanmak için bize sağlık, sıhhat ve afiyet içinde bir Pazar daha verdin. Haram karıştırma kazancımıza ya Rabb’i!..

İsraftan sefaletten ahlaksızlıktan acizlik ve tembellikten sana sığınıyoruz.

Varlık içinde yokluktan aldanmak ve aldatılmaktan kanaat sahibi gözü tok gönlü zengin daima hayırlı işlere koşan kullarından eyle ya Rabb’i…

Allah'ım bizleri alış verişlerimizde dürüst olmayı, aza kanaat etmeyi, helalinden kazanmayı nasip eyle ya Rabbi. Allah'ım işlerimizi kolaylaştır, rızkımızı bollaştır, bizleri haramdan uzaklaştırıp helaline yaklaştır ya Rabbi…

Bizler sevgili peygamberimizin “Doğru tacir, kıyamet günü, evliyalar ve şehitlerle beraberdir deyip müjdelediği kimselerden olmak istiyoruz. Bize yardım et ya Rabb. Bu söze inanan ve yaşayanlardan olmamız için bize gayret ve kuvvet ver ya Rabb’i…”

Mümkün müdür? Mümkün değildir… Çünkü liberal ekonominin kuralları buralarda da belirleyicidir. Anadolu’nun küçük ilçeleri ve mahallerinde okunuyorsa eğer bu da sanırım yerel yöneticilerin anlayışları sayesindedir.

Haydi evden çıktınız, bir AVM’nin kepenklerin kaldırıp kapılarını açan personelden

iş yerinin önüne geldiğinde önce ellerini havaya açıp dua ederek kapısını açtığını; günü tamamladığında iş yerini kapattığında duasını yaparak iş yeriyle vedalaştığını görür müsünüz? Göremezsiniz elbette…

İlk alış veriş parasını yere attırdıklarını ve “Şefte (ya da siftâh) senden bereketi Allah’tan!..” sözleriyle yerden aldıkları parayı sakallarına sürdüklerini ve şükrettiklerini görür müsünüz? Göremezsiniz elbette…

Bir de tarih içinden bir efsane misali süzülüp gelen “Ben siftah yaptım, komşum daha siftah yapmadı; siz komşumdan alış veriş yapınız!..” denildiğini duyabilir misiniz? Duyamazsınız elbette…

İleri yaş kuşağından değilseniz, bu türden davranışları gördüğünüzde bir tiyatro oyunu, anlatımları da bir efsane gibi yorumlayıp donar kalırsınız… Halbuki bu anlattıklarımız ülkemizin değişik yerlerinde çok az da görülebilen, yüz yılların içinden süzülüp gelen hayatın nabız atışlarıdır…

Sabah iş yerlerini açan esnafın önce birbirleriyle selamlaştığını, birbirlerine hayırlı işler dilediklerini, dükkânlarının önüne su sepeleyerek süpürdüklerini, en önce simitini alan esnafın komşusuna ikram ettiğini ve sabah çaylarını birlikte yudumladıklarından söz etsem bu sefer sanki rüyalar ülkesinden söz ediyorum zannedebilirsiniz…

Değerli okurlarım, iki ayrı medeniyetin konumunu hissettirmeye çalıştım verdiğim örneklerle sizlere. Aslında 12 Eylül 1980’lere gelinceye kadar bizim geleneksel ekonomik anlayışımız belirleyici ve önde iken ekonomik küreselleşmeyi yöneten ülkelerin müdahale ve yönlendirmeleriyle ülkemiz de ne yazık ki hızlı bir özelleştirmenin ve uluslar arası sermayenin ülkemize girişiyle birlikte bu yapı hızla yer değiştirdi.

Şimdilerde insanın öne çıktığı ahilik kültüründen beslenen geleneksel alış veriş kültürü hızla hayatımızdan çekilirken yerini tüketimi tahrik eden, albenisi yüksek, para odaklı bir ekonomik yapı sarmış bulunmaktadır hayatımızı.

İşte bu gerçeklik içerisinde tarihi bir mirasımız olan Ahilik Kültürü gündeme getirilmekte, birkaç saatlik törenlerle kutlanmaktadır.

Ahiliğin esaslarından olan; dürüstlük, erdem, yalan söylememek, insanı aldatmamak, işini güzel yapmak, insanı kazanmak için işi vesile eylemek, ahret inancı içerisinde yarınlarda hesap vereceği bir yüce makam kabulüyle, diğer yandan da halka hizmetle, halkın yüzünü güldürerek Hak’kın rızasını kazanabilmek inancı evrensel değerlerdir. Bütün zamanlarda, bütün toplumların bir özlemidir bu değerlerle yaşanan bir toplum dokusu.

Ne diyelim bu güzelliklerin bir gün tolumda yer bulması dileğiyle…

Ahi Evranların, Hacı Bektaş Velilerin kendilerinden nasihat isteyenlere söyledikleri sözle noktalamak istiyorum sözlerimi:

“Eline, diline, beline sahip ol!..

GÜL/AYDIN… SEVGİLERİMLE…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum