Mazot 100 lirayı aştı; peki çiftçi tarlaya nasıl gidecek?

Dün gazetelerden okuduğum haberde aynen şu ifadeler mevcuttu:

“Motorinin litre fiyatına 15 Eylül gecesi yaklaşık 6,5 liralık zam yapılmıştı. 17 Eylül itibarıyla motorine yaklaşık 4 lira 60 kuruşluk yeni bir artış daha geldi. Son zamla birlikte motorin fiyatı bazı kentlerde 100 liranın üzerine çıktı.”

Merak edip Google’dan sorguladım.

25 yıl önce, yani 2001 yılında, motorinin (mazot) litre fiyatı ortalama 308 bin eski Türk lirası (yeni birimle yaklaşık 0,31 TL) civarındaymış.

10 sene önce, yani 2016 yılında, Türkiye’de mazotun (motorin) litre fiyatı ortalama 4,57 TL seviyesindeymiş.

5 yıl önce, yani 2021 yılının Eylül ayında, Türkiye’de motorin (mazot) fiyatı ortalama 11,43 TL düzeyindeymiş.

Satılmış ve kiralık basına baktım; sözde düşünürler köşe yazılarında bu hususa hiç değinmemişler.

Aynı şekilde, renkli yandaş TV kanallarındaki sözüm ona açık oturum ve tartışma programlarında da bu konulardan hiç söz edilmiyor. Adlarının önünde Prof., Doç., Dr. unvanlarını kullanan şahsiyetler de bu konulara değinmiyorlar.

Varsa da yoksa da onların derdi; ülkede Cumhurbaşkanı kim olacak, seçimler ne zaman yapılacak, erken seçim olacak mı, olmayacak mı?

Sanki bu ülkede usulüne uygun, demokratik, sağlıklı ve adil seçimler yapılıyormuş gibi...

Sanki millî irade, gerçek anlamda demokrasinin tüm kural ve kurumları dâhilinde, o kriterlere bağlı bir şekilde parlamentoya yansıyormuş gibi...

Sözde bilim ve düşünce adamları bu hayati hususlara niye değinmeyip de her konuyu “muş”, “mış” ve “miş”lerle geçiştiriyorlar?

Evet, ülkedeki tarımsal üretimin temelini oluşturan çiftçi ve köylüler ile sanayici ve nakliye işiyle uğraşan kesim bunu da gördü:

Sanki bir rüya gibi, mazotun 100 TL eşiğini aştığını...

Hani hep söylenip gülünen bir söz var ya; akaryakıta ne kadar zam gelirse gelsin:

“Temel hep 50 liralık koyduruyormuş depoya.”

Biz bırakalım Temel’i...

Türk çiftçisi, köylüsü traktörünün deposuna 50 liralık mazot koysa o traktör çalışabilecek mi?

Akaryakıttaki bu artışla müstahsil, bırakın yeterli üretim için ekip biçmeyi, hasat edip pazarlamayı; artık traktörünü tarlaya kadar götürebilecek mi?

Bu aşamalara gelinmesinde İran’daki savaşın tesiri elbette vardır. Ama altı yıldır savaşan Rusya ile Ukrayna’da, Mısır’da ve hatta Suriye’de bizdeki kadar yaşam pahalı değil.

Üstelik Ukrayna’dan buğday, Suriye’den patates, Bulgaristan’dan saman alıyoruz.

Hani bize, yani bizim 50 yaş üstü kuşaklara, ilkokulda Türkiye’nin tarımsal üretimde kendi kendine yetebilen yedi ülkeden biri olduğu öğretilmişti.

Şimdi neredeyse bırakın sanayi ürünlerini, tarımsal ürünlerin büyük bölümünü dışarıdan alıyoruz. Bu yetmezmiş gibi, hayvansal ürünlerde de başta et olmak üzere süt ve süt mamullerinde dışa bağımlı hâldeyiz.

Elbette bağımlı olacağız! Çünkü yerli üretim yapılmazsa, yerli üretimin dinamikleri ve üreticiler fonlarla, teşviklerle desteklenmezse olacak netice de budur.

Son yıllarda üretime ve istihdama yönelik hiç fabrika kuruldu mu?

Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan fabrikalar yok pahasına satılmadı mı?

Verimli tarım alanlarının üzerini beton yığınlarıyla kaplayıp örtmekle övünüyoruz.

Sanki ileride aç kalınca beton yiyecekmişiz gibi...

Köylünün traktörüne koyduğu mazot için ödediği KDV ve ÖTV oranları ile limanlardaki yatlarda kullanılan akaryakıttaki vergi oranlarını bir kıyaslarsanız bu garabeti, tutarsız ve adil olmayan anlayışı görürsünüz.

Bilinçli ve istikrarlı bir şekilde devlet küçültülmekte...

Emekli, emekçi, üretici ve işsizlerden oluşan geniş halk kitleleri yoksullaşmakta...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum