Ramazan TÜLÜ
Tamahkarların gözü doysaydı, memlekette aç kalmayacaktı!
“Ekmek herkese yetecekti aslında
Tarlaya karga dadandı
Ambara fare
Fırına hırsız
Memlekete harami
Geldikleri gibi gitmediler
Kimi itini bıraktı kimi piçini
Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması
mümkün değil !”
Neyzen Tevfik'e ait olduğu iddia edilen bu sözlerin kime ait olduğundan daha da önemli olan yanı, yerinde olan doğruluğu ve hislerimize tercüman olmasıdır.
Ülkemizde siyaset yapma anlayışındaki amacın "Vatan-Millet-Sakarya” olduğunu varsayıyorsanız. Yanılırsınız. Çünkü, "Vatan-Millet-Sakarya" bir Edebiyattan öte başka bir anlam ifade etmiyor.

Özellikle 12 Eylül Faşizmi ile Ülkenin tüm hukuksal yapısı değiştirildi. Yeni "Siyasi Partiler" ve "Seçim Yasaları" ihdas edildi. Bu yasalar ile siyasete bakış açısı ve siyasetin tatbik şekli değiştirildi. Siyasi Partilere yapılan Hazine Yardımı ile ülkede geniş ve fakir halk kesimlerinin siyaset yapabilme imkanları adeta yok edildi. Uygulamalarda da gördüğümüz üzere (isim vermeye gerek yok) adam yedi kuşaktan beri sülalesinden hep biri mebus olmuş ve hala O'da mebus olabiliyor. Ülkeye hiç faydası olmadığı gibi yolsuzlukları ve etik dışı uygulamalarıyla bizatihi zararı olan kişilerin çocukları da kolaylıkla mebus olabilmekte. Mevcut hali ile siyaset mutlu bir azınlığın tekelinde...
Kendi çıkarları dışında başka hiçbir şey düşünmeyen böyle oligark (1) kadroların inisiyatifine sığınarak ülkenin düzeleceği ve toplumun refaha kavuşacağına inanmak nafile bir beklentidir.
Siyasette, hamasetin ve suistimalin getirisinin fena olmadığının ayırdında olan şahsiyetler, siyasete soyunup kısa yoldan emek vermeksizin, statü, makam, mevkii ve kazanç sahibi olmaktadır.
Ülkede revaçta olan mukaddesatçı politikaları benimseyen bir kısım muhafazakarlar; Kutsal sayılan değerlere, dine ve geleneksel inançlara aşırı derecede bağlılık gösteren kimse olduğunu veya bu görüşü benimsediğini iddia etse de, domuz ve faiz yemeyi haram sayar ama haramı ve faizi ise domuz gibi yerken hiç bir behis görmez. Çünkü çatır çatır kul hakkı yiyerek emek sömürmektedir. Konuşurken mangalda kül bırakmayıp kul hakkının kutsiyetinden bahsederler bir de...
Yine ülke de sözde muhalif olup, güya sosyal demokrat (Solcu) geçinen bir kısım kişiler her türlü haltı yedikleri halde, propaganda için siyasal söylemlerini dile getirirken keskin devrimci kesilirler. Nazım Hikmet’ten şiirler okuyup, Deniz Gezmiş'i anarlar...
Oyları alabilmek için rahatlıkla devrimci bile olurlar.
İktidar kesimi mensupları devletin her türlü imkanından faydalanmayı, yandaşlarını ihya etmeyi, torpil ve kayırmacılığı mübah görüp, sefa içinde yaşarken, sözde muhalif kesimin bu yanlışlara dur demesi gerekmez mi? Bu yanlışları eleştirirken kendi davranışlarına ve toplumdaki güvenirliğine dikkat etmesi lazım değil mi?
Nerede?
Selden kütük kapma saiki ile "Benim hırsızım senin hırsızından iyidir!" mantığı dahilinde hareket etmesi yönetilen halk kitlelerini bir güvence verebilir mi?
Çalıyor ve sıkışınca karşı tarafa (görüşe) sığınmanın hangi ahlaki yönüne inanacağız. Kendisine bir ideoloji ve ilke istikametinde oy veren milyonların iradesine saygı göstermeyip üstelik ihanet eden birisinin evliya olsa bile tutar bir yanı olabilir mi?
Bir başka husus da yolsuzluk yapanlara para kaptıran, bedavadan zengin olma peşinden koşan tamahkar aç gözlülerin kayıp ve zararlarının hazine tarafından karşılanmasıdır. Bu tamahkarların zararını vergileriyle yine yoksul kitleler ödeyip daha da yoksullaşacaktır. Onun için diyorum ki zenginleri doyuramadığımız için fakirlerimiz çoğalıyor.
"Bal tutan parmağını yalar" anlayışı ve "Devlet malı deniz yemeyen keriz!" olan sözde atasözünü kendine destur edinen kişilerden kurtulmanın yolunu sanırsam ünlü halk müziği sanatçısı Ruhi Su bir türküsünün girizgahına aşağıda güzel sözleri ile anlatmaktadır.
"Dinleyin arkadaşlar, bir atasözümüz var
Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar
Kıyamet dedikleri, ha koptu ha kopacak
Yoksuldan, halktan yana bir dünya kurulacak
Görmüşler ileriyi, atalarımız demek
Herkese yeter dünya, herkese yeter ekmek"
Aç gözlü, kendi şahsi menfaatlerini ülke ve millet yararından daha öncelikli tutan zübük politikacıları Neyzen Tevfik ne güzelde tasvir etmiş aşağıdaki dizeleriyle...
"Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler;
Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus! dediler...
Künyeni almak için, partiye ettim telefon:
Bizdeki kayda göre, şimdi o mebus dediler! .."
Saygılarımla...
- (Küçük ve ayrıcalıklı bir grubun ülkeyi yönettiği sistem olan oligarşinin üyesi veya bu sistemden güç alan, ulusal siyaseti ve ekonomiyi etkileyecek kadar büyük servete ve siyasi nüfuza sahip kişiler)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.