Ahmet KELEŞOĞLU

Ahmet KELEŞOĞLU

Aydın Büyükşehir Belediyesi ve Şefika Çoban ‏

Geçen hafta Aydın Büyükşehir Belediyesi'deki yaşanmışlıkları anlatmış, 'devam edecek' demiştim. Devam edelim:

Müdürlerimiz Osman (İrik) bey ve Serkan (Fırtına) bey'in içinde bulunduğu sıkıntılar bizleri de olumsuz yönde etkilerken, bu ortamda çalışmak her geçen gün zorlaşıyor, rahatsızlık veren hadiseler bitmek bilmiyordu.
Müdürler her şeyi göze almış gibiydiler. Daire başkanının bu umursamaz kendinden emin tavırları ve bizleri ciddiye almayışı gururumuzu zedeliyordu.
Satın alma ve belediye ihtiyaçlarının olmadığı gün neredeyse yok gibiydi.
Satın alma müdürlükleri adeta bay pas edilmiş, onlara hiç bir şey danışılmıyordu. Gerçi satınalma birimine danışsanız da, çok fazla bir şey fark etmezdi.
Çünkü, satınalma müdürünün durumunun da, kültür dairesinden Hülya (Mercan) hanım'ın anlattıklarına göre, hiç de iç açıcı olmadığı anlaşılıyordu. Bir defasında satınalma müdürünün teklif zarflarını açıp, rakamlara nasıl müdahale ettiği hususundan bahsettiğinde kulaklarıma inanamamıştım. Onun durumu belki de başlı başına bir yazı oluşturabilirdi. Bu konuya daha sonra değineceğim.

Kültür dairesinde her şey neredeyse daire başkanı, Tahir (Olçum) Bey'in tekelinde gibiydi.
Satınalma ve muayene kabul komisyonları kurulmuyor, isimler üzerine imzalar açılıyor ve herkes tek tek çağrılarak imzaları attırılıyordu.
Bizler bir taraftan kültür ve sanat işleri ile meşgul olurken, diğer taraftan hiç bir şey olmamışcasına ve rahat tavırlar içerisinde olunması morallerimizi bozuyordu.
Kime gitsek kapılar yüzümüze kapanıyor, sanki bir oyunun içerisindeymişiz havasına kapılıyorduk. Dairede iyice yanlızlaştırılıp soyutlanmış, neredeyse kimseyle görüşemez hale gelmiştik.
Osman Bey ve Serkan Bey, Genel sekreter yardımcısı Bülent Bozbaş'ın yanına giderek, tehdit edildiklerini, kendilerini koruyamadıklarını, hayati tehlikelerinin olduğunu ve bunun için savcıya gideceklerini söylediğinde, Bülent Bozbaş ise onlara ;"gidin o zaman" deyip başından savmıştı. Bu tehdit konusunda bir sıkıntıyı da, uygun olmadığını düşündüğü evraklara imza atmayan Yaşar Serindağ’da yaşamıştı.
Ama bu “savcıya gidecekler” cümlesi başkanlık katına, her zamanki gibi farklı yansıtıldı. Çareyi Teftiş Kurulu Başkanı Şefika (Çoban) hanım'a gitmekte bulmuştuk.
Kendisi her defasında bize yardımcı olacağını, durumu başkanla paylaşacağını ve başkandan  randevu alacağını söylemesine rağmen, bu sözlerini yerine getirmemişti.
Oysa biz ondan yardım değil, Büyükşehir Belediyesi Kanunlarının, Teftiş Kurulu Başkanlığına verdiği yetkiyi yerine getirmesini bekliyorduk. Elinde kamu haklarını korumak adına yetkiler vardı. İstediği Müfettişi bu olayda görevlendirebilirdi. Ancak bunların hiç birini yapmaya gerek duymadı. Adeta görevini yapmıyor, aksine bizden bu konu ile alakalı olarak, sessiz kalmamızı ve durumu kimseyle paylaşmamamızı istiyordu.

Teftiş kurulu başkanı Şefika hanım'ın bizleri neredeyse teselli etme çabası içerisinde olduğunu fark ettik. Oysa bu görev, kendisinin ve himayesi altındaki Müfettişlerin işiydi. Teftiş kurulu başkanının, bu yüksek fiyatlarla mal ve hizmet alımlarına sessiz kalarak, bizleri devamlı oyalaması hazmedilir gibi değildi.
Bir defasında bizi yanına çağırdığında; Osman bey, Serkan bey, Yaşar bey ve benim bu durumu, gazeteye vereceğimizin haberini aldığını söylemişti. Böyle bir şey yapmamamız gerektiğini, bunun iyi olmayacağını anlattı.
Bize yapılan ve iftira içeren itham, acaba neyin planıydı. Anlayamamıştık. Bu muvazalı çalışmanın içinde birileri, aleyhimize bir şeyler söyleyip, bizleri suçlu duruma mı düşürmek istiyordu? Ya da bizlere bir mesaj mı vermek istiyorlardı?
Bizler gazeteye verme peşinde değil, durumu Teftiş kuruluna anlatma çabası içerisindeydik.
Büyükşehir Belediyesi Teftiş Kurulu başkanlığı, görevini yapacağı yerde neredeyse çaresizce sessiz kalmayı yeğlemişti.
Biz, sayfalar dolusu evrakı başkana ulaştırmak ve hukuk'un öngördüğü nizamlar çerçevesinde alımların gerçekleştirilmesini sağlamak için uğraşıyorduk. Artık Teftiş kurulu başkanı Şefika  hanım'dan hiç bir sonuç alamayacağımızı anlamıştık. Çünkü o görevini ihmal ediyor, bizleri de bekleterek daha da zor duruma düşürüyordu.
Oysa refakatçi Müfettişlerden birini devreye sokarak, iç soruşturmayı başlatabilirdi.
Burada Teftiş Kurulu başkanın görevlerini, uzun uzadıya anlatmak istemiyorum.
Amacımız Teftiş Kurulu mekanizmasının çalıştırılması ve bir an önce doğru rekabet koşullarında alımların gerçekleştirilmesiydi...
Bitmedi…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.