Dr. Metin AYDIN
Çevre suçlarında kirleten öder
“Kirleten öder” ilkesi, çevre hukukunun hem hukuki hem de etik–ekonomik temelini oluşturan ana yaklaşımlardan biridir.
Bu ilkenin çıkış noktası şudur: Çevresel zarara neden olan kişi veya kuruluş tarafından bu zararın önlenmesi, giderilmesi ve sonuçlarının maliyetinin üstlenilmesidir.
Aksi halde: Çevresel zarar topluma; Sağlık etkileri bireylere; Temizleme ve rehabilitasyon maliyetleri kamuya yüklenmiş olur. Bu durum, adaletsiz bir maliyet aktarımı yaratır. “Kirleten öder” ilkesi, bu adaletsizliği ortadan kaldırmayı hedefler.
Kirleten öder ilkesi şunu savunur: Kar eden faaliyet, zararın bedelini başkalarına ödetemez.
Yani, “Kâr özelleştirilip zarar toplumsallaştırılamaz”. Bu, çevresel adaletin çekirdeğidir.
Kirleten öder ilkesi: Çevresel ve sağlık maliyetlerini, üretim maliyetinin içine dahil eder.
Böylece, kirletici faaliyetler gerçek maliyetiyle karşı karşıya kalır, temiz teknolojiler teşvik edilir, kaynaklar daha rasyonel kullanılır.
Bu yaklaşım OECD ve AB çevre politikalarının temelidir.
İlke yalnızca zarar sonrası tazmini değil, zararın hiç oluşmamasını hedefler.
Çünkü, ödemek zorunda kalacağını bilen kirletici, daha sıkı çevresel önlemler alır, daha güvenli teknolojilere yönelir.
Bu nedenle “kirleten öder”: önleme, ihtiyat ilkesi, sürdürülebilirlik ile birlikte düşünülür.
Felsefi olarak ilke şu soruya dayanır: “Bugünkü ekonomik faaliyetlerin bedelini neden gelecek kuşaklar veya masum bireyler ödesin?”.
Bu nedenle, doğanın ve insan sağlığının korunması, kuşaklar arası adalet, yaşam hakkının üstünlüğü ilkeleriyle doğrudan bağlantılıdır.
Aydın özelinde “kirleten öder” ilkesi kapsamında uygulanan yaptırımların sonuçları, genel olarak çevre denetimleri, idari yaptırımlar ve çevresel sorumluluğun tesisi şeklinde ortaya çıkıyor. Son dönemde kamuya yansıyan bazı örnekler ve sonuçları özetlersek:
1. Belediyelere büyük para cezaları:
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı denetimleri sonucunda Aydın’ın Çine ve Koçarlı ilçelerinde, belediyeye ait araçlarla evsel atıkların düzenli depolama alanı olmadan boş araziye döküldüğü tespit edildi. Bu durumun 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 20. maddesine aykırı olduğu belirlendi. Sonuç olarak her iki belediyeye ayrı ayrı 1.869.726 TL, toplamda ~3 milyon 739 bin TL idari para cezası kesildi.
Bu uygulamada “kirleten öder” ilkesi, hukuka aykırı bertaraf sonucu doğan çevresel yükün maliyeti fail olan kurum üzerinde bırakılmıştır.
2. Bireysel ve ticari kirleticilere ceza uygulamaları:
Aydın genelinde çevre koruma ekiplerinin denetimleri sonucu, kaçak döküm yapan kişiler ve işletmeler tespit edilip çeşitli idari cezalar uygulandı. Söke’de sadece bir aylık dönemde bu tür cezalar ~300 bin TL civarına ulaştı.
Çevreyi kirleten gerçek/tüzel kişilerin sorumluluğu idari yaptırımlarla yerine getirilir.
3. Geçmiş örnekler: Şirketlere ceza
Daha önce Aydın’ın Germencik ilçesinde bir şirket, dereye kirli su saldığı için idari para cezası ile cezalandırılmıştı. Bu tip vakalar, kirletenin yaptığı yanlışın çevreye somut zarar verdiğini kanıtlayarak, mali yaptırıma dönüştürülmesi sonucudur.
4. Hukuki uygulama eksiklikleri ve toplumsal beklenti
Bazı yerel değerlendirmeler, Aydın’daki çevresel uygulamaların “kirleten öder” ilkesine henüz tam uyumlu işlemediği eleştirisini içeriyor. Özellikle sanayi, jeotermal ve tarımsal atıklar konusunda ciddi çevresel sorunların devam ettiği belirtiliyor. Bu görüşlerde halkın daha fazla yargı yoluna gitmesi gerektiği savunuluyor.
Bu sonuçlar, pratikte kirleten öder ilkesinin Aydın’da; denetim ve cezalandırma mekanizmaları, yasal sorumluluğun tespiti yolları ile uygulandığını gösteriyor.
Bu yaklaşım, hem çevre koruma bilincini artırmayı, hem de çevresel zararların maliyetini toplumdan kirletene kaydırmayı hedefler.
Aydın özelinde jeotermal enerji santralleri (JES) ile ilgili çevre hukukunda açılmış davalar, “kirleten öder” ilkesinin yargı ve uygulama sonuçları bağlamında önemli örnekler oluşturuyor. Bu vakaları, kararları ve etkilerini özetlersek:
1) JES projelerine karşı açılan çevre davaları ve iptal kararları
•Danıştay ve idari mahkeme kararları; Aydın’da Yılmazköy yakınlarındaki bir JES projesi için Aydın Valiliği tarafından verilen “ÇED gerekli değildir” kararı, açılan dava ile hukuka aykırı bulunarak iptal edildi.
Bu karar, tarım arazilerine, çevresel etki değerlendirmesi yapılmaksızın JES kurulamayacağı yönünde önemli bir yargı içtihadı oluşturdu.
•AİHM süreci; Efeler’deki JES projesine karşı açılan dava, Türkiye’de süre aşımı nedeniyle reddedilmiş, ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi vatandaşların çevresel haklarının korunmasına ilişkin ihlalin varlığına karar vererek yeniden yargılama yolunu açtı.
Bu da kişisel çevre haklarının Avrupa hukukunda da korunduğunu gösterdi.
•Sivil toplum örgütlerinin mücadeleleri; Aydın’da çevre dernekleri tarafından açılan çok sayıda JES karşıtı dava bulunmaktadır. Bu davalardan pek çok dava kazanılmış, JES ihalesi de iptal ettirilmiş. Bu durum, çevresel karar süreçlerinde halkın katılımının ve hukukun etkin şekilde kullanıldığını göstermektedir.
2) İdari yaptırımlar: JES’lerin çevreyi kirletmesine yönelik ceza
•Germencik’te JES’e idari ceza; Aydın’ın Germencik ilçesinde Maren Enerji’ye ait bir jeotermal santral, tarımsal sulamada kullanılan Çamköy Çayı’na kimyasal akışkan bıraktığı tespit edilerek idari cezaya çarptırıldı. Bu olay, “kirleten öder” ilkesinin çevresel zarar üreten faile doğrudan mali yaptırım olarak uygulandığı somut bir örnektir.
3) Yerel halkın yargı ve katılım süreçleri
•ÇED toplantıları ve halkın tepkisi; Aydın’ın Kuyucak ilçesi Kurtuluş Mahallesi gibi yerlerde, jeotermal sondaj projeleri için düzenlenecek ÇED halk katılım toplantıları, yöre halkı ve çevre derneklerinin tepkisiyle engellenmiştir. Bu sayede ÇED prosedürleri daha dikkatli yürütülmüş ve şirketlerin planları geciktirilmiştir.
•Bölgede hukuki mücadele; Çevre dernekleri ve vatandaşlar tarafından, JES’lerin tarım arazilerine, su kaynaklarına ve yerleşimlere olan etkileri sebebiyle sürekli hukuki süreç başlatmıştır. Bu süreçler sonucunda bazı izinler iptal edilmiş veya projelerin kapsamı değiştirilmiştir.
4) Uygulamanın anlamı ve “kirleten öder” ilkesi açısından değerlendirme
Aydın’daki jeotermal hukuki mücadeleler;
“Kirleten öder” ilkesinin sadece cezalandırma boyutunu değil, aynı zamanda önleyici hukuk yollarının işletilmesini de içerdiğini gösteriyor.
✔️ ÇED sürecinin denetimi ve iptali: Çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan verilen izinlerin yargı tarafından iptali, riskli projelerin önceden engellenmesini sağlamıştır.
✔️ İdari ceza ve yaptırımlar: Çevreyi kirleten faaliyetlerin belirlenip cezalandırılması, kirletenin ekonomik sorumluluğunu doğrudan yerine getirmesine yöneliktir.
✔️ Halkın katılımı ve yargı hakkı: Mahkeme süreçleri ve AİHM kararları, çevresel hakların bireysel ve toplumsal olarak savunulabileceğini göstermiştir.
Aydın’daki JES ağırlıklı çevre davalarında “kirleten öder” ilkesinin hukuki dayanaklarını;
anayasal → kanuni → ikincil mevzuat → yargı içtihadı → uluslararası hukuk sıralamasıyla, uygulamayla bağlantı kurarak açıklayacak olursak.
1. Anayasa m.56:
“Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.”
Bu maddenin Aydın’daki davalara yansıması:
•JES’ler nedeniyle hava, su, toprak ve gıda zinciri etkileniyorsa, bu durum yaşam hakkı ile bağlantılı çevre hakkı ihlali sayılır.
•Danıştay ve idare mahkemeleri, JES dosyalarında m.56’yı üst norm olarak kullanmaktadır.
Çevreyi kirleten faaliyet, anayasal bir hakkı ihlal ettiği için faile mali ve hukuki sorumluluk yüklenmesi zorunludur.
2. 2872 sayılı Çevre Kanunu
a) Madde 3 – Temel ilkeler ( “kirleten öder”): “Çevrenin korunmasına ilişkin harcamaların kirleten tarafından karşılanması esastır.” Bu madde, ilkenin açık, yazılı ve bağlayıcı ifadesidir. İdare ve mahkemeler için takdir değil, zorunluluk doğurur.
b) Madde 8 – Kirletme yasağı: “Her türlü faaliyet sonucu çevreye zarar verecek şekilde atık ve artık bırakılması yasaktır.” Aydın JES davalarında, dereye jeotermal akışkan verilmesi, toprak ve hava kirliliği iddiaları, bu maddeye dayandırılmaktadır.
c) Madde 20 ve 28 – İdari para cezası ve tazmin sorumluluğu:
•Madde 20: İdari para cezaları
•Madde 28: Kirletenin, zararı kusur aranmaksızın tazmin sorumluluğu.
Bu, tehlike sorumluluğudur ve JES’ler için çok kritiktir.
3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu
•Madde 71 – Tehlike sorumluluğu: “Önemli ölçüde tehlike arz eden işletmeler, faaliyetlerinden doğan zarardan kusursuz olarak sorumludur.”
JES’ler; kimyasal içerikli akışkan, H₂S, ağır metaller, bor, arsenik, nedeniyle yüksek riskli faaliyet kabul edilir. Bu madde, zararın ispatını kolaylaştırır. Kirleten öder ilkesini özel hukuk alanında işler hale getirir.
4. ÇED Yönetmeliği
•ÇED zorunluluğunun hukuki anlamı; ÇED, zarar doğmadan önce sorumluluk doğuran bir mekanizmadır.
“ÇED Gerekli Değildir” kararlarının iptali kirletenin ileride doğacak maliyetleri üstlenmesini engellemek değil, önlemek içindir.
Danıştay yaklaşımı: ÇED süreci eksikse, kirleten öder ilkesi daha baştan ihlal edilmiştir.
5. Su Kirliliği Kontrolü ve Hava Kalitesi Yönetmelikleri
Aydın JES dosyalarında sık kullanılan hükümler: Alıcı ortama deşarj yasağı; Emisyon sınır değerleri; Yeraltı suyu koruma hükümleri.
İhlal halinde: İdari ceza, Faaliyet durdurma, Lisans iptali gündeme gelir.
6. Danıştay kararları
Danıştay’ın JES ve benzeri tesislerle ilgili yerleşik içtihadı:
•Bilimsel belirsizlik varsa → proje durdurulur
•ÇED raporu eksikse → izin hukuka aykırıdır
•Tarım alanları ve yerleşimlere yakınlık → çevre hakkı ihlalidir
Bu yaklaşım, kirletenin riskini kendisine yükler, topluma değil.
7. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruları
AYM, çevre davalarında: Çevre hakkını, Yaşam hakkı (m.17) ile bağlantılı yorumlamaktadır.
Eksik inceleme, yetersiz gerekçe, hak ihlali sayılmaktadır.
8. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)
•Madde 2 – Yaşam hakkı
•Madde 8 – Özel hayat ve konut dokunulmazlığı
AİHM’e göre: Çevresel zarar, kişinin yaşam alanını etkiliyorsa, devletin etkin denetim yükümlülüğü vardır.
Aydın JES dosyalarında AİHM: Yetersiz yargılama, bilimsel inceleme eksikliği nedeniyle ihlale hükmetmiştir.
9. Rio Bildirgesi (1992) – İlke 16
“Kirleten, çevresel zararın maliyetini üstlenmelidir.”
Türkiye açısından, bağlayıcı olmasa da, yorum ve içtihat kaynağıdır.
SONUÇ: Aydın’daki “kirleten öder” uygulaması şu hukuki zincire dayanır.
Anayasa m.56
→ Çevre Kanunu m.3, 8, 20, 28
→ TBK m.71 (tehlike sorumluluğu)
→ ÇED ve çevre yönetmelikleri
→ Danıştay – AYM – AİHM içtihatları
Bu yapı sayesinde JES’ler için kusur aranmaksızın sorumluluk, izin iptali + ceza + tazminat, önleyici hukuk mekanizmaları işletilebilmektedir.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.