Ali AKSÜT
Geçti istemem gelmeni…
Ne demiş şair:
“Şu gençliğimizi hayatımızın sonuna koysalar da adamakıllı yaşasaydık… Bize bir ömür daha lazım, ilkini ziyan ettik!”
Ömrün gençlik yıllarının bir daha geri dönmeyecek oluşuna böyle dert yanar insanoğlu.
Oysa kimileri yolun henüz başında, kimileri yolun ortasında… Yaşamını ziyan etmemek ve hedeflerine ulaşmak için yerel ve ulusal ölçekte imza attıkları başarılarla göğsümüzü kabartan genç kardeşlerimiz de var.
Şu son birkaç gün içinde beni yürekten sevindiren iki güzel habere rastladım.

İlk haber Denizli’nin Acıpayam ilçesine bağlı Dodurga Mahallesi’nden geldi. Sena İlhan kızımız, Üniversite Sınavı Yabancı Dil alanında Türkiye birincisi oldu. Sena’nın babası Recep Burhan, Dodurga’nın geçmiş dönem Anavatan Partili belediye başkanı. Sayın Burhan’ı ve kızını tebrik ederek hemşehrilik vefası gösteren Anavatan Partisi TBMM Eski Başkanvekili Sayın Beyhan Aslan’ın bu inceliği; beni hem bir öğretmen, hem bir baba, hem de eski bir belediye başkanı olarak derinden duygulandırdı.

İşte gurur ve mutluluk tablosu bu… Dershane yüzü dahi görmeden, geleceğe adanmışlık ve sorumluluk duygusuyla çalışmanın karşılığını alan yürekler! Sena kızımıza başarılar dilerim; yolu da bahtı da açık olsun.
İkinci haber ise başlığıyla bile dikkat çekiciydi:
“Masa başı işi değil, tarlayı seçtiler…”
Haberin kahramanı 28 yaşındaki Ayşe Ölmez Adalı. Siyaset bilimi mezunu, 4,5 yıl bankacılık yaptıktan sonra geçen yıl istifa edip İzmir’in Kınık ilçesinde ata topraklarına dönmüş. 23 yaşındaki kardeşi Özge Ölmez de Uluslararası Ticaret eğitimini tamamlar tamamlamalmaz soluğu tarlada almış.
İki okumuş, aydın genç kadının kimi zaman traktör üzerinde karpuz taşıdığı, kimi zaman tarlayı sürüp üretici bir ruhla ter döktüğü o kareler beni ziyadesiyle mutlu etti. Şimdi tarlalarından elde ettikleri ürünleri doğrudan pazara sunuyorlar. En güzeli de köydeki tüm kadınları üretim sürecine dâhil ederek bir kooperatif kurma hazırlığındalar.
Kadın elinin değdiği, emeğin bereketlendiği pek çok başarı hikâyesi var bu ülkede. Nitekim Aydın Efeler Belediyesi öncülüğünde kurulan kadın kooperatiflerinin ürettiği; enginardan zeytine, zeytinyağından tarhanaya, reçelden salçaya kadar pek çok yerel lezzeti Efe Bakkal’da ve birçok noktada görebilirsiniz.
Ancak bu ikinci örnek, özellikle son yıllarda gençlerin tarım ve hayvancılıktan kaçıp şehirlere çekildiği, kırsal nüfusun hızla azaldığı ve toprağı işleyecek insan bulunamadığı bir dönemde çok daha anlamlı ve kıymetli bir tablo sunuyor.
Yine de düşünmek ve sorgulamak zorundayız: Bu başarılar tesadüfi olmamalı.
Okullarımız ve üniversitelerimiz, ülkenin ve toplumun gelişen ihtiyaçlarına göre çok ciddi bir eğitim planlaması yapmalıdır. Aksi halde diploması olan ama iş bulamayan, geleceğe dair hayalleri söndürülmüş devasa bir işsizler ordusu yetiştirmeye devam ederiz.
İzmir Kınıklı iki kız kardeşimiz, kendi eğitim aldıkları branşları bırakıp farklı bir yola koyuldular. Peki, Türkiye’de kaç genç böyle bir beceriye, şansa veya imkâna sahip?
Eğer insanımıza akıl, bilim, ehliyet ve liyakat ilkelerine göre alan açarsak; insan odaklı sanayi, tarım, hayvancılık ve ticaret her alanda kendi katma değerini yaratacaktır. Temel mesele insan yetiştirmek ve gençliği toplumun kalkınma dinamosu haline getirmekse, zamanın akışında kayıp yıllara mahkûm edilen bir neslin göz göre göre ziyan olmasına razı gelemeyiz.
Bizim iyimizle, kötümüzle, sevabımız ve günahımızla en verimli çağlarımız, yani gençliğimiz geride kaldı. Hiç değilse bugünü yaşayan gençlerimizin hayalleri, idealleri ve hedefleri ziyan olmasın.
İş işten geçtikten, o güzelim gençlik elden kayıp gittikten sonra neye yarar?
Şair Necip Fazıl’ın dediği gibi:
“Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar…?”
Kalın sağlıcakla…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.