Hukukçu, hukuku ekmek teknesi olarak görürse!

Hukuk ve hukuka bakış herkes için farklı anlam ifade eder.

Hukuk öğrenimi görmüş ve avukat, hakim ya da savcı olarak meslek icra etmeniz bu bakış açınızı değiştirmez. Siz ne iseniz, O'sunuzdur, bulunduğunuz konum onu pek değiştirmez.

Bir hukuki olay karşısında yapılan eylem değil hukukçunun konumlanacağı açı ve olaya bakışı, takınacağı tavır önemlidir.

Bir olay ya da hukuki sorun karşısında, olayın hukuki mi değil mi olduğuna bakmaksızın taraflardan kim güçlü, onun çıkarları neyi gerektirdiğine bakılır. Hele de uygulanacak hukuki hüküm (Aslında hukuki olmayan), toplumsal irade ve kamu çıkarlarını temsil etmeyip yasa koyucunun gücü ile orantılı bir düzenleme olsa dahi, ya da otorite öyle buyurmuş ise, meşruluğu tartışmalı olsa bile, hatta bu bir mahkeme kararı halini almış ise de o yazılı metne hukuk olarak bakmak da bir hukukçu bakış şeklidir.

Bu tür bir hukuk mesleği icra eyleyen (hukukla iştigal eden) zat, unvanı ne olursa olsun, sorgulamaz, eleştirmez, itaat eder, eleştireni kınar, kınamakla kalmayıp suçlu ve hain olarak görür. Çünkü O, objektif bir hukukçu değildir. Ekmeğini hukuktan kazanan bir şahsiyettir.

Olayın (hukuki vakıanın) meşru olup olmadığı, haklılığı var mı yok mu sorgulanmadan bakmadan kuralı, yasayı, hakim kararını hukuk sanan ve işine de öyle geldiği için kullanan hukukçu tipidir.

Eskilerin bir lafı vardır ya "Emir demiri keser" diye, Ya da yolda karşılaştığınız bir jandarma devriyesi eri size "Ben bilmem merkez bilir hadi merkeze!" diyebilir. Bizler bu kültür ve olgular ile geldik bu güne..

Bizlere servis edilen, uymamızı zorunlu kılan her düzenleme ve hüküm, hukuki mi, değil mi diye sorgulamadan hukuk olarak kabul edersek güçlünün yasa yapma erkini kötüye kullanarak, belirli bir yandaş azınlığın menfaatlerini korumaya, sınırlı bir süreç için elde ettiği yönetme yetkisini daimi kılma hatta ömrü boyunca sürdürme hevesini meşru hale getirmiş oluruz.

Yönetme kudretini elde edenin bu gücü toplum yararı yerine kendi ve yandaş çevresi için kullanması hatta gücünü demokratik sahadaki rakiplerini bertaraf etmek gayesi ile kullanırsa ve bunu için, kendi iktidarının devamı ve yandaş çevresinin istikbalini gözeterek rakiplerini hasım ilan etmesi ne kadar hukukidir?

İşte gerçek bir hukuk adamı, olay ve olguları bu şekilde kabul etmeyip sorgulamaları yaparak bir tavır alır, yorum yapar, hukuku konumlandırır, bilgi üretir ve görüş bildirir.

Çıkarılan bir yasa, yapılan düzenlenme, verilen emir, ortaya konulan hükmün (yüksek bir mahkemenin kararı olsa bile) gerçek anlamda hukuka uygunluğunu sorgulayıp ondan sonra da görüş belirtip tavır ve konum alır.

Bu tip bir hukukçu, gücün ve güçlünün yanında olmaktan çok doğrunun, haklının, meşruiyeti olanın yanında yer alır. Bu konum, tarihe, insana, insani değerlere ve topluma karşı da sorumluluğu da gerektirdiğinden böyledir.

Bu yönteme sadık kalmaya çalışan bir hukukçunun, tüm bunları yaparken iç ve dış tutarlılığı da olmalıdır. Yani sizin görüştekiler, sizin partililer ve bizimkiler ayrımını yapmaz.

Kendine yakın olanları meşru, makul, haklı ve kusursuz görüp, karşısında olan, karşı görüştekileri için gayrimeşru, haksız, potansiyel suçlu görmemeyi gerektirir.

İnsanın adalet duygusunu örseleyen akıl ve mantık dışına çıkılarak üretilen bir olgu, hukuk dışıdır.

Hukuka pozitif yönüyle bakan hukukçu, vicdan ve ahlak çerçevesinde sosyal değer ve prensiplere bağlıdır.

Aynı zamanda tutarlıdır.

Yerine, zamanına ve kişiye göre tavır sergilemez.

Yanlışı savunmaz.

Güçlünün (sultanın, kralın) ve gücün sofrasında oturup oradan beslenen, muktedirin yediği haram da olsa helal, yanlış da olsa doğru diyen hukuk adamlarını da görüyoruz. Haksızlığı meşruymuş gibi göstermek şeklen hukukçuluktur ancak kesinlikle pozitif hukukçuluk değildir.

Halka dalkavukluk (Popülizmle) ederek, halkı ya da siyaset ve kurnazlıklarıyla gücü ele geçirerek diktatörlüğünü meşrulaştıran, bunu da, yoksa bile var ettiği, olmasa da öyle kabul ettiği bir “düşmana” (hasım görülüp dışlananlara) karşı gerekli gören, bu güce ve otoriteye hizmet eden hukuk ve hukukçu anlayışı mı, hukukçuluktur?

Yoksa hukuku kendi vicdanı ile korumaya çalışan, adalet ve hukuki değerleri, halkın gerçek yararının bunda olduğunu savunan hukuk ve hukukçu anlayışı mı, gereklidir?

Objektif (olması gereken) hukukçuluk, her zaman, her şeye karışı tavır almayı, öne çıkıp vitrine oynamayı da gerektirmez.

Kuşkusuz, doğru, makul ve makbul olan, mutlak yapılması gereken açık ve güçlü bir tavır almayı gerektirir.

Ancak bunun da en sade ve yalın hali, haksızlığa, eşitsizliğe karşı olmak, ukalalık etmemek, bahane, temelsiz gerekçe uydurmamak, hukukçuymuş gibi görünüp özünde hukukun altını oymamak, buna zemin hazırlamamak, gerekçe üretmemek, muktedire "ben de buradayım beni de gör!" dememektir. Gerektiğinde, taşın altına eli koyup sorumluluk almaktır.

İdareyi Maslahatçı olan hukukçu tiplerinden de aslında çok iyi hukuk bilgisi, kendi alanında çok iyi donanım sahibi olanlar da vardır.

Fakat, rüzgarın yönüne göre istikamet belirleyip haksızlığa bile gerekçe üretirler. Bireysel çıkarları, makam/koltuk düşkünlükleri için nefsinin kurbanları olurlar.

Siyasal görüş ve felsefi inanç ve ideolojilerinin, kurbanı olup bunlardan kendilerine bir meşru kılıf hazırlayıp haksızlık ırmağına su taşırlar. Hatta hukuksuzluğu bizatihi kendileri yaparlar. Haksızlığa karşı olduğunu söyledikleri halde zulme iştirak ederler.

Hukukun dışına çıkıldığı süreçlerde, darbe dönemlerinde , mutlak monarşi rejimlerinde bu tip hukukçuları görmek çok sıradandır.

Bunların içinde kendi alanında ünlü, önemli üniversite hocaları da bulunur. Öğrencilerine öğrettikleri ile sosyal ve bireysel alanda yaptıkları, söylemleri ile eylemleriyle çelişkiye düşenler de var, maalesef...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.