İncir kurusu?

Kıymetli hocamız ve değerli büyüğümüz yazar Ramazan Velieceoğlu’nun “On Yumurta Kaç Öğretmen Eder?” adlı derleme kitabından alınan bu ibretlik yazıyı, verdiği anlamlı mesaj nedeniyle siz değerli okuyucularımızla paylaşmayı uygun gördük.

Okuyucularımın bu satırlarda kendilerinden bir parça bulacağına, emeğe saygı ve dayanışma duygularının güçlenmesine katkı sağlayacağına inanıyorum. Böylesi ibretlik bir metni paylaşmanın, toplumsal duyarlılığımıza küçük de olsa bir katkı sunacağı düşüncesiyle siz değerli okurların takdirine sunuyorum.

Pazarda ürün satan köylü kadının tepesine dikilmiş, gür sesi ile üç kere yineledi sorusunu.

İyi giyimli, bakımlı görünümlü bir beyefendi.

"İncir kurusu kaç kuruş!"

"Otuz lira" diye cevap vermişti oysa, beyefendinin her soruşunda köylü kadın.

"Bu paraya incir kurusu mu olur. indir, indir!" dedi beyefendi.

Titrek sesi ile cevap verdi, köylü kadın;

"Yaylalardan topluyorum. İki üç kök incir ağacım var.

Ayağım aksıyor, zorlanıyorum ama çocuğumun okul masrafını çıkarmak zorundayım.

Kilosunu yirmibeşten vereyim." dedi.

O sırada bir telefon geldi beyefendiye, uzun uzun aldığı villanın güzelliğinden bahsetti karşısındakine.

Mangal partisine davet etti.

Ben ise iki metre ilerde işi gücü bırakıp onları takip ettim.

Elimde değil. İnsanlara böyle tepeden bakanlara tahammülüm yok.

Köylü kadının hepsi. topu iki poşet incir kurusu vardı. Başka da bir ürün yoktu.

Tabiri caizse sığıntı gibi, bir pazarcının yanına gelmiş oturmuştu. Belli ki o iki poşet incir kurusu parasına ihtiyacı vardı.

"20 liradan ver de bir kilo alayım" dedi adam gür sesiyle.

"Valla gurtarmaz abim" dedi kadın "çocuğumun eğitim ihtiyacı olmasa gelmezdim buralara.

Uzaktan eğitim mi neymiş; batasıca.

Ders yapması lazım. Bilgisayarı yok. Ortada kaldık"

Çıkardı cebinden 20 lira uzattı adam, kadına...

"Kurtarır kurtarır, bir kilo ver hele sen" dedi.

"Merhaba" diyerek yanaştım tezgaha. Tezgah dediğime bakmayın.

Kadın yere bağdaş kurmuş oturmuş, önünde de iki şeffah poşette incir kurusu.

Ne zamandır böylesı güzel kurutulmuş incir görmemiştim.

"Kaç kilo var elinizde" diye sordum kadına.

"ikişerden dört kilo var kızım" dedi,kadın.

ikiyüz lira çıkarıp verdim kadına.

"Hepsini alıyorum" dedim.

"Ama bu çok fazla, kilosunu otuza veriyorum" dedi kadın.

"Çocuğunuz için alacağınız bilgisayara katkım olsun üstü abla" dedim.

Apıştı kaldı, iyi giyimli beyefendi.

Bütün pazar paramı kadına verdim.

Helal-i hoş olsun.

Aldım poşetleri elime çıktım pazardan.

Bir hafta meyve sebze yemezsem, ölmem ya...

En sevdiğim meyve ne diye sorsalar. İncir ile dut yarışa girer.

Ama ben incir ile dutu dalından yemeyi severim.

Ne reçeli olursa olsun, reçele çok uzağım.

İyi yaparım ama yiyemem.

Şimdi bunlardan incir reçeli yapacağım.

"E yemiyorsun da niye reçel yapıyorsun ya" diyenler olabilir.

İncirleri reçel yapıp satışa sunacağım.

Mersin'in Arslanköyü'nde uzaktan eğitimini bilgisayarı olmadığı için yapamayan bir çocuğumuza tablet bilgisayar alabilmek için.

Doğa bana güç kuvvet versin.

Zincir marketlerin raflarındaki yüksek fiyatlar için gıkını çıkarmayıp köylü kadınların el emeği göz nuru bir avuç ürününü almak için pazarlık eden her kim varsa, boğazına dursun o aldığı ürün.

Yazıktır! Kımayın Analara!

Yazan: Senem AÇIKGÖZ

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.