Nevzat ARSLAN
Kadife
Yaklaşık 60 yıl öncesi, 5-6 yaşındayım.
Ekiz Mehmet amcanın Elmalı yamacındaki kışlasına, Cevriye kızın ardından ikinci ineğimizi babamla almaya gittik. Akşamleyin eve dönecektik.
Toplak Bağları, Dutlu Deresi ve Çolak yurdundan geçtik. Çoban köpekleri karşıladı bizi. Rahmetli Gülsüm Yenge çay demledi, Mehmet amcanın üç oğlu Murat, Esat ve Ali Ağabeyler de evdeydi. İneğimizi gösterdiler, siyah, kahverengi konur bir hayvan, "Gülsüm Yenge, "Kadife" koyduk, adını biliyor" demeye kalmadı. Karşıdaki Taşharman mezarlığı üzerinden hışırdayarak karabulutlar sökün etti, ortalık karardı, gök gürültüsü, fırtına, şimşekler patladı. Gök delindi zannettik. Gözüm Kadife'yi aradı, piynar ağacının altına koştu. Diğer hayvanlar, çalı, ağıl, ağaç, kaya altına sığındılar. Çok geçmedi, Elmalı deresi sel suları ile gümbürdemeye başladı.
Çadırın ortasındaki ocak çıtır çıtır yanıyor, ortaya sıcaklık yayılıyor, çay, kahve içiliyor, sohbet ediliyor, küçük iskemlede radyo ve ipildeyen fener, haberler başladı, "Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in koma hali devam ediyor... " radyo yıldırım çeker diyerek kapattılar. Mehmet amca, çakal tehlikesi yok fakat Goca Madran Baba Dağından gelen kurtların hayvanları parçaladığını aktarıyor, o hafta sonu Turnalı kuz civarında yapılacak kurt avına sözünden çıkmamak şartı ile beni de götürecekti. Rahmetli babam kıpırdandı, ayağa kalktı, "su var..." demeye kalmadı, girişte bir su patladı ki koca bir dereye dönüşüyor, Ekip sağlam, Altı kişi çapa, kürek ile ark açarak, suyu kenardan dışarı akıttılar, oluşan kanalın üzeri taşlarla kapatıldı. Sazdan örülü hasırlar serildi. Kilim, çul yazgılar bir yandan, içeriyi çevreleyen kamışlara halı minder ve kilim kamışlara halı çadır yeniden döşendi. Ocakta kalan birkaç köz çıtırdadı, alevlendi, kararmış çaydanlık köze sürüldü. Sonradan anlaşıldı ki, az ötedeki kaynaktan çıkan su, köstebeklerin açtığı tünel ile çadırın altından geçince olanlar olmuş.
Çoban köpekleri devriye nöbetinde havlayarak dolaşıyorlar, ara ara evin oğlanları, yaban hayvanlarını korkutmak için tüfek, tabanca ile ateş ediyorlar. Silah sesleri derelerde yankılanarak geri aksediyor, çocuk halimle eğlenceli bir zaman yaşıyordum bu vahşi, zorlu ve doğal yaşam diliminde...
Hemen dönecektik ya, tee ertesi günü akşamleyin yağmur biraz durakladı. Kadife kız, ip filan bilmiyor, zorluk çıkarıyor, sonunda o da yoruldu eve döndük. Yıllar geçti, babam genç yaşta vefat etti. Cevriye, Kadife bizde koca bir sürü oldular, kasabada ev almak için satılınca arkalarından yas tuttuk, onlar bağırarak, biz hıçkırarak vedalaştık.
Mehmet Ekiz amca ve oğulları bu zorlu yaşamın ardından sürülerini sattılar, çünkü kadastro geldi, kendilerinin zannettikleri yerlere orman alanı denilerek kızılçamlar dikildi. Kasabaya taşındılar ve bugün artık hiçbiri yaşamıyor, bu arada çocukları, torunları okudular.
Yaşanan bu gündelik olaylar yüreğimde sıcaklıklar estirir. İnsanların birbirlerine evlerini, gönüllerini, sofralarını açtıkları zorlu, mutlu ve huzurlu günlerdi.
Çocukluğumun yağmurları dinmek bilmezdi, dağın tepesinden kaynak suları akar, günlerce damlara düşen yağmur tıpırtılarını ninni gibi dinleyerek uyurduk. Tüm kötülükler ve sıkıntılar yağan yağmurlar ile temizlense de yine o doğal huzura kavuşsak...
Oysa, bugün zor günlerden geçiyoruz. İnsanımız elindekini yola fırlatıyor, Sokaklarımız kül tablasına dönmüş. Ekonomik sıkıntı ve savaşlar arasında tezat yaşamlar içindeyiz. Bir dostumuz yazmış,
İzmir’de, aynı günde iki ayrı manzara;
Şirinyer’de bir fırının önünde “Askıda Ekmek” kuyruğu ve Kemeraltı’nda bir Kuyumcu önünde altın kuyruğu...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.