Dr. Metin AYDIN
Latmos’ta kül düzenli depolama tesisi; hukuksuz
Söke İlçesi, Sofular Mahallesinde tesis edilmesi ve işletilmesi planlanan “Batı Kipaş Kül Düzenli Depolama Tesisi” projesi; En yakın konuta 1.100 m mesafede; Sarıçay’a 3,5 km; Büyük Menderes’e 8 km uzaklıktadır. Tapuda “Fıstık Çamlığı” olarak kayıtlı olan alan; Orman Alanı-Önemli Doğa Alanı-Ziraat Alanı olarak tanımlanan alanda kalmaktadır.
Anayasa’nın 169. maddesi; ormanların korunmasını zorunlu kılar ve “ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme izin verilemez” der.
6831 Sayılı Orman Kanununa göre; Türkiye’de ormanlar devlete ait kamu varlığıdır ve özel mülkiyete konu edilmez; üzerinde tasarruf hakkı ciddi çok sınırlamalara tabidir.
Orman arazilerinin sanayi tesisi, atık depolama gibi ticari kullanımlarla işletilmesi doğrudan yasaktır; bu tür faaliyetler ormanlık alanları tahrip eden işler kapsamında değerlendirilir. Orman Kanunu ve uygulama yönetmelikleri, yalnızca belirli zorunluluk hâllerinde ve ilgili idarelerden izin alınarak bazı kullanımların yapılmasına olanak tanır. Bunlar:
1)Kamu yararı ve zorunluluk halleri
2)Madencilik ve diğer kullanımlar
3)İmar, Planlama ve Yerel Yönetim Mevzuatı
Mevcut yasalara bakıldığında ormanlık alanların sanayi işletmeleri ya da atık depolama tesislerine dönüştürülmesi yasaktır, istisnalar haricinde hukuken mümkün değildir.
Söke Sofular Köyü’nde Batı Kipaş Kağıt Fabrikası tarafından önerilen uçucu kül ve dip kül atık depolama tesisi projesinin Türkiye’deki mevcut hukuki uygunluk gereklilikleri açısından ne anlama geldiğine bakacak olursak;
Türkiye’de çevresel etkileri olabilecek büyük projeler ÇED Yönetmeliği kapsamındadır.
Atık bertaraf ve düzenli depolama tesisleri, özellikle kapasite/atık miktar kriterlerine göre ÇED’e tabidir. ÇED sürecinde halkın katılımı, alternatif yer değerlendirmesi, çevresel etkiler ve tedbirler teknik raporlarla değerlendirilir. ÇED olumlu veya gerekli değildir kararları alınmadan ilgili izin, imar veya işletme ruhsatı verilemez.
Türkiye’de atıkların sınıflandırılması, taşınması, depolanması ve nihai bertarafı, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve buna bağlı Atık Yönetimi Yönetmeliği çerçevesinde düzenlenir.
Uçucu kül ve dip kül atıkları tehlikesiz veya tehlikeli atık sınıfına girebilir.
Bu sınıflar yönetmelikte farklı risk yönetimi ve izin süreçlerine tabidir.
Düzenli depolama alanları lisanslı olmalı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan çevre izin ve lisans belgeleri almalıdır.
Kül gibi atıkların depolanması planlanmadan önce atık karakterizasyonu, sızıntı önleme sistemi, yüzey suyu ve yeraltı suyu koruma tedbirleri gibi çevresel risk değerlendirmeleri yapılmalıdır.
Kipaş Kağıt Fabrikası proje alanında günlük 384 ton uçucu ve dip külü depolamayı planlıyor. Bu tonaj, tesisin yönetmelik kapsamındaki “ÇED gerektirir / gerekli değildir” değerlendirmesine doğrudan etki eder; yüksek miktarlı atık depolamalar ÇED’e tabidir.
Eğer planlanan alan ormanlık veya ormana dönüşebilecek nitelikte bir araziyse, bu arazi üzerinde tesis kurulması için Orman Kanunu kapsamındaki izinler gereklidir.
Orman arazileri üzerinde yapılacak faaliyetler genel olarak yasaktır; yalnızca kamu yararı gibi istisnai durumlarda özel izinlerle tahsis edilebilir.
Orman niteliğini kaybettirme veya önemli tahribat gerektiren kullanımlar için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın ayrı bir onayı gerekir. (Bu durum ÇED sürecinden bağımsız, özellikle orman arazisi kullanımı açısından ayrı bir izindir.)
Batı Kipaş Kağıt Fabrikası Kül Düzenli Depolama Tesisi Projesine bakıldığında;
•Proje fıstık çamlığı/orman ve tarım alanına yakın bir bölgede yer almaktadır.
•Yeraltı su kaynakları, tarım alanları ve yerleşim bölgeleri üzerinde olumsuz etkiler oluşturma olasılığı var.
•ÇED dosyasında külün kimyasal içeriği ve sağlık etkilerine dair yeterli bilimsel bilgi bulunmamakta.
Bu tür riskler, mevzuatta yalnızca ÇED ile değil aynı zamanda çevre izni/çevre lisansı sürecinde de değerlendirilir.
Aydın–Söke Sofular Köyü’nde Kipaş Kâğıt tarafından planlanan “uçucu kül + dip kül atık depolama tesisi”ni, mevcut mevzuata göre madde madde ve hukuki eşiklere göre analitik biçimde incelediğimizde çıkan sonuçlar şu şekildedir:
•Kâğıt fabrikalarında oluşan kül; Ağır metaller (As, Cd, Cr, Hg, Pb), Poliaromatik hidrokarbonlar (PAH), Radyoaktif doğal izotoplar içerebilir.
•Atık Yönetimi Yönetmeliği uyarınca; Kül otomatik olarak “tehlikesiz” sayılmaz.
Atık karakterizasyonu (EK-3 / EK-4 analizleri) zorunludur. Eğer sızma testi (EN 12457) sonuçları sınır değerleri aşıyorsa TEHLİKELİ ATIK statüsüne girer.
Atığın “tehlikesiz” olduğunu iddia etmek, analizle kanıtlanmadıkça hukuken geçersizdir.
ÇED Yönetmeliği Açısından Projenin Uydunluk Durumu;
Tehlikeli atık düzenli depolama tesisleri → EK-I (ÇED ZORUNLU), Tehlikesiz atık düzenli depolama tesisleri → EK-II (ÇED GEREKLİLİK KARARI) kategorisinde sınıflandırılır.
Yerleşimlere yakınlık; Tarım alanı / su havzası / orman / ekosistem hassasiyeti; Yüksek tonaj (günlük yüzlerce ton kül); Uzun süreli depolama (10–20 yıl) durumlarında ÇED Gerekli Değildir” kararı hukuka aykırı olur.
Sofular özelinde mevcut yasa ve mevzuatlara göre durum değerlendirmesi yapıldığında; Bu proje için; Yerleşim + tarım + Beşparmak Dağları ekosistemi yakınlığı; Tonajın yüksekliği.
Bu proje için “ÇED OLUMLU” kararı dışında bir yol, yargıdan döner.
Orman Kanunu Açısından Proje Değerlendirildiğinde;
Anayasa madde 169 ve 6831 sayılı Orman Kanunu madde 16–17’ye göre; Orman alanları Sanayi tesisi ve Atık depolama alanı olarak kural olarak KULLANILAMAZ.
İstisna sadece Kamu yararı ve Alternatifsizlik şartları birlikte varsa mümkün.
Danıştay içtihatlarına göre; Özel şirket atık deposu, kamu yararı değildir.
Sonuç olarak alan; orman/fıstık çamlığı/orman ekosistemiyle ilişkiliyse, orman izni verilmesi hukuken son derece sorunludur.
5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa göre;
Mutlak tarım arazileri ve dikili tarım alanları “Sanayi ve atık depolama amaçlı kullanılamaz”. “Kamu yararı” kararı alınsa bile alternatif alan zorunluluğu vardır.
Kül depolama, toprağı kalıcı kirleten faaliyettir. Rehabilitasyon vaadi hukuken yeterli değildir. Kül depolama tesislerinde, sızıntı kaçınılmaz risk kabul edilir.
Kil ve geomembran sistemleri hukuki güvence sayılmaz, sadece teknik önlemdir.
Yeraltı suyu ve tarım alanı birlikteyse, bu tür tesisler hukuken “yüksek riskli” kabul edilir.
Çevre Kanunu madde 3 (İhtiyat İlkesi)’e göre;
Bilimsel belirsizlik varsa; Faaliyet durdurulur veya izin verilmez.
Kül için; Kanserojen maruziyet, Solunum yoluyla ağır metal alımı, Uzun dönem kümülatif risk söz konusudur. O nedenle Sağlık Etki Değerlendirmesi (SED)yapılmadan; Bu tür tesislerin hukuki meşruiyeti zayıftır.
Tüm bu tespitler sonucunda, toplu hukuki değerlendirme yapıldığında mevcut mevzuata göre, Beşparmak Dağlarında Söke Sofular köyünde Kül Depolama Tesisinin kurulması;
❌ Orman / ekosistem alanında → uygun değil
❌ Tarım ve su havzası yakınında → uygun değil
❌ Özel şirket atık deposu → üstün kamu yararı yok
❌ Yüksek tonajlı kül → ÇED zorunlu
❌ Sağlık riski → ihtiyat ilkesine aykırı
Kipaş Kâğıt’ın Sofular Köyü’ne uçucu kül ve dip kül depolama tesisi kurma projesi, mevcut çevre–orman–tarım–sağlık mevzuatı birlikte değerlendirildiğinde “yüksek olasılıkla hukuka aykırı” nitelik taşımaktadır ve yargı denetiminde iptal edilme riski çok yüksektir.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.