Dr. Metin AYDIN
Meslekleşmiş milletvekilliği gölgesinde Aydın’da jeotermal ve kanser ilişkisi
Aydın’da yoğun jeotermal enerji santral (JES) faaliyeti yapılmaktadır.
Bunlar havaya-suya-topraklara H₂S, ağır metaller (bor, arsenik, cıva vb.) salınımı yapmakta, kirletmekte, sağlık etkileri olmaktadır.
Bu JES’lerin tarım ve yaşam alanlarıyla iç içe tesisler olması ve reenjeksiyon sorunları yaşanması kirletici etkilerini arttırmaktadır.
Yerleşim yerlerinin çok yakınında kurulan JES’ler koku şikâyetlerine, solunum yolu yakınmalarına, tarım ürünlerinde verim ve kalite kayıplarına, kanser ve kronik hastalık artışına sebep olmaktadır.
Milletvekilleri JES’lerin sebep olduğu tüm bu etkilerine yerelde siyasi refleks olarak;
“Bu etkiler bilimsel olarak kanıtlanmadı”, “Jeotermal temiz enerjidir”, “Ekonomiye katkı sağlıyor” diye demeç vermekteler.
Bakıldığında Aydın ve benzeri illerde hep aynı kalıp görülüyor.
Yerel halk şikâyet ediyor, bilim insanları uyarıyor, saha verileri ortaya çıkıyor, milletvekilleri ise ya “sessiz” yada “kanıt yok” söylemiyle sorunlara mesafe koyuyorlar.
Bu kalıp, bireysel vekil tercihi değil; milletvekilliğinin meslekleşmiş yapısının sonucudur.
Aydın ve benzeri illerde çevre ve sağlık sorunlarının siyasal temsili, milletvekilliğinin meslekleşmesi nedeniyle yerel halkın yaşadığı somut risklerden kopmuş, merkezi kalkınma ve enerji politikalarının gölgesinde işlevsizleşmiştir.
Aydın’da jeotermal–kanser ilişkisi politik olarak görünmez kalıyor çünkü bu ilişki; siyaset için yüksek maliyetli, kanıt üretimi zor ve sorumluluk doğurucu bir alan.
Aydın’da bu görünmezlik bilinçli, çok katmanlı ve sistematik biçimde üretiliyor.
Aydın’da jeotermal maruziyet yıllar içinde etkisini gösterir.
Kanserler ise tekil vaka olarak görülür, nedensellik kurması zordur, istatistik ve epidemiyoloji gerektirir.
Milletvekili için seçim döneminde görünür kriz yok. “Bugün karar al, 10 yıl sonra sonuç” denklemi söz konusu. Bu nedenle konu siyasi gündeme taşınmaz, ertelenir.
Milletvekilleri için “Bilimsel kanıt yok” söylemi bir siyasi kalkan haline geliyor. Oysaki;
•Aydın’da pratikte olan kapsamlı Sağlık Etki Değerlendirmesi (SED) yapılmıyor.
•Kanser kayıtları yerel ölçekte şeffaf değil ve jeotermal sahalarla mekânsal ilişkilendirilmemiş durumda.
•Maruziyet ölçümleri süreklilik göstermiyor ve bağımsız değil.
Sonuçta siyaset şu cümleyi güvenle kurabiliyor: “Bilimsel olarak kanıtlanmış bir ilişki yok.”Oysa kanıt yokluğu risk yokluğunu göstermez. Ama meslekleşmiş siyaset bunu bilinçli olarak eşitliyor.
Jeotermalin “temiz enerji” etiketi tartışmayı bastırıyor.
Aydın özelinde jeotermal ulusal enerji politikasında “stratejik” ve “yenilenebilir” etiketi taşıyor.
Bu etiket sağlık risklerini politik olarak konuşulamaz kılıyor.
Milletvekili için denklem, jeotermali sorgulamak eşittir enerji politikasını sorgulamak.
Bu da parti disiplini, merkezle çatışma, kariyer riski anlamına geliyor.
Aydın’da jeotermal uygulamalarda sahadaki duruma bakacak olursak:
•Çiftçi; zarar görüyor, ama alternatif gelirleri sınırlı, jeotermalden dolaylı istihdam- kamulaştırma geliri beklentisi-belediye ve yerel aktörlerle ekonomik bağları olduğu için yerelde sessizlik içinde bulunmaktadır.
•Halk; sağlık endişesini dile getiriyor ama “yatırıma karşı” damgasından çekiniyor.
•Vekil; Sessizliği tercih ediyor. Bu sessizlik politik görünmezliği pekiştiriyor.
Aydın’da kanser vakaları ve artışları kamusal veya toplumsal sorun olarak görülüp dile getirilmemekte, bireylerin tek tek sorunuymuş gibi görülmekte, bireyselleştirilmekte.
Bu yaklaşım ise Aydın’da kanser vakalarının ve artışının görünür kılınmasını engelleyen en önemli ve kritik noktadır.
Aydın’da kanser artışı iddiaları çoğu zaman şöyle çerçeveleniyor: Sigara, Genetik, Yaş, Beslenme kanserin sebebidir. Bu söylem ise çevresel maruziyeti arka plana iter, devletin sorumluluğunu ve politik tartışmayı kapatır.
Milletvekili için bu en güvenli anlatıdır.
Aydın’daki bu sorunların Meclis’te dile getirilmesi konularına bakıldığında “temsil açığı” olduğu görülmektedir.
Somut durumda Jeotermal–sağlık ilişkisi konusunda Meclis araştırma önergesi nadir verilmekte, verilenler de çoğunlukla reddediliyor.
Sorular teknik derinlikten yoksun, takipsiz bırakılmakta.
Bu bireysel ilgisizlikten çok, Milletvekilliğinin meslekleşmiş refleksi nedeni ile yapılmaktadır.
Jeotermal uygulamalarına karşı yerellerde davalar açılıyor, bilirkişi raporları hazırlanıyor, dolayısıyla süreç uzuyor. Bu hukuki süreçler siyasileri rahatlatmakta.
Siyaset için sonuç, “Yargı süreci var” denilerek konu Meclis’ten uzak tutuluyor.
Bu da görünmezliği kurumsallaştırıyor.
Aydın’da jeotermal sorunlarının siyasiler tarafından görünmezliğinin nihai sonucu olarak, fiilen olan şu: Halk sağlık riski hissediyor, Bilim insanları uyarıyor.
Ama politika: Görmüyor-Duymuyor-Konuşmuyor.
Çünkü konuşmak: Sorumluluk almak demek, Düzenleme yapmak demek, Yatırım politikasını sınırlamak demek.
Meslekleşmiş siyaset bunu istemiyor.
Sonuçta;
Aydın’da jeotermal–kanser ilişkisinin politik olarak görünmez kalması;
Kanserin gecikmeli doğası, bağımsız sağlık etki değerlendirmelerinin yokluğu, jeotermalin stratejik enerji söylemiyle korunması ve milletvekilliğinin meslekleşmiş, riskten kaçınan yapısının birleşik sonucudur.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.