Servet TÖZ
MHP Aydın'da neden kaybetti?
Siyasette hafıza önemlidir. Hele ki yarım asrı aşan siyasi tecrübeye sahip isimlerin kurduğu cümleler, sıradan bir temenni olarak geçiştirilemez. Çünkü onlar sadece konuşmaz; çoğu zaman mesaj verir, yön çizer, beklenti oluştururlar.
1980 yılında Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yapan, 12 Eylül sonrasında MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda yargılanan, Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte Büyük Birlik Partisi'nin kurucuları arasında yer alan, Kızılcahamam Belediye Başkanlığı yapan, daha sonra yeniden MHP saflarına dönerek Ankara İl Başkanlığı ve Genel Başkan Yardımcılığı görevlerini üstlenen Ankara Milletvekili Yaşar Yıldırım'ın siyasi birikimi elbette tartışılmaz.

Tam da bu nedenle Germencik'te Ümmet Akın'ı işaret ederek kurduğu cümle sıradan değildir:
"Eski belediye başkanımız da burada oturuyor. Oturuyor ama burada kalmayacak. Tekrar getirip Germencik Belediyesi'ni Sayın Başkan'a teslim edeceğiz inşallah."
Bu söz bir temenni mi?
Yoksa 2029'un aday ilanı mı?
Asıl konuşulması gereken budur.
Yaşar Yıldırım'ın bu açıklaması beni bir anda 2019 yerel seçimlerine götürdü.
Hatırlayalım...
Germencik Belediye Başkanı Ümmet Akın o günlerde Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı için sahadaydı. Karacasu'dan Didim'e kadar 17 ilçeyi dolaşıyor, aday gibi çalışıyordu. Sonra Cumhur İttifakı'nın dengeleri değişti, büyükşehir adaylığı başka bir isme verildi.
Peki Germencik'e dönebildi mi?
Hayır.
"Büyükşehir olmadı, bari Efeler'i verelim" anlayışıyla bu kez Efeler Belediye Başkanlığına aday gösterildi.
Ne teşkilatın görüşü soruldu...
Ne sahadaki karşılığı ölçüldü...
Ne de seçmenin eğilimi dikkate alındı.
“Kazansa da kaybetse de ben kazanırım” diyen bir el uzandı; karar, siyasi mühendisliğin hâkim olduğu masa başında şekillendi.
Ancak sandık, o hesabı tutmadı.
Ümmet Akın seçimi kaybetti.
Üstelik Cumhur İttifakı'nın Aydın Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Savaş'tan yaklaşık 10 bin daha az oy aldı.
Bu tablo neyi gösteriyordu?
Cumhur İttifakı'na oy veren binlerce seçmen, belediye başkanlığı seçiminde aynı tercihi yapmamıştı.
Çünkü seçmen, partiye verdiği desteği her adaya peşinen vermiyordu.
Sandık çok net bir mesaj vermişti:
Sorun parti değildi.
Sorun aday tercihiydi.
Şimdi aynı filmi yeniden mi izleyeceğiz?
Henüz seçime üç yıl var.
Ekonomi değişebilir.
Siyaset değişebilir.
İttifaklar değişebilir.
Aday profilleri değişebilir.
Seçmenin beklentileri değişebilir.
Ama şimdiden aday işaret ediliyor.
Peki bunu kim, hangi veriye dayanarak garanti edebilir?
Asıl dikkat çeken başka bir tablo daha var.
MHP Germencik İlçe Kongresi...
Oy kullanan delege sayısı sadece 38.
Evet...
Sadece 38.
İnsan sormadan edemiyor.
Kendi kongresinde 38 delegenin oy kullandığı bir teşkilat, üç yıl sonrasının belediye başkanını hangi saha araştırmasına, hangi kamuoyu yoklamasına, hangi teşkilat raporuna dayanarak belirliyor?
Nazilli...
Karacasu...
Sultanhisar...
İncirliova...
Karpuzlu...
Germencik...
Bir zamanlar belediyeleri yöneten bir siyasi hareketin bugün ilçe kongrelerinde elli kişiyi bile bir araya getirmekte zorlanması alarm zili değil de nedir?
Önce teşkilatlar mı ayağa kaldırılmalı?
Yoksa adaylar mı açıklanmalı?
Daha düşündürücü olan ise şu...
Aydın seçmeni bir dönem MHP'ye üç milletvekili verdi.
Altı belediyeyi emanet etti.
Bugün geriye ne kaldı?
Ne milletvekili...
Ne belediye...
Peki bunun muhasebesi yapıldı mı?
Yanlış aday tercihleri konuşuldu mu?
Teşkilatların görüşü gerçekten alındı mı?
Kamuoyu araştırmaları dikkate alındı mı?
Yoksa her şey birkaç kişinin verdiği kararla mı şekillendi?
MHP'nin Aydın'da yaşadığı erimenin sebeplerini başka yerde aramaya gerek var mı?
Ülkücülük; masa başında isim yazmak değildir.
Ülkücülük; teşkilatın sesini duymaktır.
Tabanın nabzını tutmaktır.
Emek veren insanı görmezden gelmemektir.
Davayı kişisel hesapların üzerinde tutmaktır.
Bunlar ihmal edildiğinde kaybedilen sadece seçim olmaz.
Güven kaybedilir.
Heyecan kaybedilir.
İnanç kaybedilir.
En önemlisi de dava ruhu yara alır.
Kimse kusura bakmasın...
Üç yıl önceden aday işaret etmek, öngörü değil; yeni adayların önünü kesmek ve siyaseti gereksiz risklere sürüklemektir.
Marifet, insanların gönlünde karşılığı olan ismi bulabilmektir.
Marifet, teşkilatı diri tutabilmektir.
Marifet, sandık günü seçmenin tereddüt etmeden oy vereceği adayı belirleyebilmektir.
Bunun yolu kürsülerden mesaj vermekten değil, sahayı dinlemekten geçer.
Ve son söz...
Bu dava makam davası değildir.
Bu dava; bedel ödeyenlerin, işkence görenlerin, zindanlarda yatanların ve toprağa düşen şehitlerin davasıdır.
Hiç kimsenin siyasi hesabı, o emanetin önüne geçmemelidir.
Çünkü şehitlerin emaneti hamasetle değil; istişareyle, liyakatle ve doğru kararlarla korunur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.