Dr. Metin AYDIN
Sağlıkta dönüşüm programı ve tükenmişlik sendromu
Türkiye’de sağlık çalışanlarında tükenmişlik sendromu uzun süredir önemli bir sağlık sorunu olarak kabul edilmekte. Özellikle son yıllarda ve COVID-19 pandemisi sonrasında bu durumun yaygınlığı ve ciddiyeti bilimsel çalışmalarla sıkça rapor edildi.
Türkiye’de yapılan çok sayıda çalışmada, sağlık çalışanlarının önemli bir kısmının orta-yüksek düzeyde tükenmişlik belirtileri gösterdiği bildirildi. Örneğin pandemi döneminde yapılan bir araştırmada, sağlık çalışanlarının yaklaşık %56.7’si duygusal tükenmişlik, %35.8’i duyarsızlaşma ve %58.0’i düşük kişisel başarı düzeyleri sergiledi.
Başka bir çalışma, pandemi sonrası dönemde sağlık çalışanlarının yarısından fazlasında duygusal tükenme ve yüksek tükenmişlik düzeyleri olduğunu tespit etti.
Tükenmişlik, özellikle yüksek iş yükü, uzun çalışma saatleri, düşük gelir, rol belirsizliği, destek yetersizliği ve COVID-19 ile yakın temas gibi faktörlere bağlı olarak artıyor.
Acil servis ve yoğun bakım gibi stresli birimlerde çalışan personelde daha yüksek tükenmişlik riski olduğu bildirildi.
Araştırmalar, kadın çalışanlarda duygusal tükenme eğiliminin daha yüksek olduğunu ve genç çalışanlarda bazı tükenmişlik boyutlarının daha belirgin olduğunu göstermektedir.
Tükenmişlik yalnızca çalışanların ruh sağlığını etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda işten ayrılma niyetini, iş tatminsizliğini ve sağlık hizmetinin kalitesini de olumsuz etkileyebiliyor.
Şu an itibarıyla Aydın iline özel ayrılmış, kapsamlı bilimsel veri veya yayınlanmış nicel araştırma sonuçları bulunmamaktadır. Aydın’daki sağlık çalışanları da ülke genelinde görülen yüksek tükenmişlik risklerinden etkilenmektedir. Özellikle pandemi sonrasında artan iş yükü, kaynak sıkıntıları ve psikososyal stres gibi faktörler tüm illerde olduğu gibi Aydın’da da yaygındır.
Sağlıkta Dönüşüm Programı ve devamındaki performans-odaklı, piyasalaştırıcı sağlık politikaları, Türkiye’de sağlık çalışanlarında görülen tükenmişlik sendromunun temel yapısal belirleyicilerinden biridir.
Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte: Sağlık hizmeti kamu hizmeti olmaktan çıkarılıp hizmet üretimi/performans mantığına yaklaştırıldı; Performansa dayalı ek ödeme sistemi getirildi; Hasta sayısı ve işlem hacmi arttırıldı; Sağlık çalışanı–hasta ilişkisi “hizmet sunucu–müşteri” ilişkisine dönüştü; Yönetim anlayışı nicelik (kaç hasta, kaç işlem) odaklı hale geldi.
Bu dönüşüm, doğrudan tükenmişliğin üç ana bileşenini etkiledi.
A) Duygusal tükenme
En güçlü etki bu boyuttadır. Sağlıkta dönüşümle birlikte: Günlük bakılan hasta sayısı dramatik biçimde arttı; Muayene süreleri kısaldı (3–5 dakikaya kadar düştü); Sürekli zaman baskısı ve yetişememe duygusu oluştu; Nöbetler ve mesai dışı çalışma arttı.
Sağlık çalışanı, sürekli yüksek tempoda çalışmasına rağmen işi üzerinde kontrol duygusunu kaybetti. Bu durum duygusal tükenmenin klasik öncülüdür.
B) Duyarsızlaşma
Sağlıkta Dönüşüm Programının en kritik ama en az konuşulan etkilerinden biridir.
Hasta “vaka”ya, “puan”a, “işlem”e indirgenmiştir; Şiddet ve memnuniyetsizlik artmıştır; Sağlık çalışanı, kendini sürekli şikâyet riski altında hissetmektedir; Savunmacı tıp ve duygusal mesafe gelişmiştir.
Sağlık çalışanı kendini korumak için hastaya karşı duygusal uzaklaşma geliştirir.
Bu, tükenmişliğin ikinci evresidir. Bu durum çalışan için patolojik değil, sisteme karşı geliştirilen bir hayatta kalma stratejisidir.
C) Kişisel başarı hissinde azalma
Performans sistemi şu algıyı üretmiştir: “Ne kadar çok çalışırsam çalışayım, değerim değişmiyor”; “Mesleki niteliğim değil, sayılar önemli”; “Bilimsel ve etik doyum yerini üretim baskısına bıraktı”. Özellikle: Akademisyen hekimler, Deneyimli hemşireler, Birinci basamak çalışanları bu boyutta ciddi kayıp yaşamaktadır.
Mesleğin anlamı ve toplumsal değeri aşınmıştır. Bu, tükenmişliğin en yıkıcı boyutudur ve istifa, göç, meslekten uzaklaşma ile sonuçlanır.
Sağlıkta dönüşüm, beklentiyi yükseltmiş; sistem tıkandığında öfke çalışana yönelmiştir. Şiddet tehdidi, tükenmişliği katlayan bir faktördür.
Sözleşmeli çalışma, performansa bağlı gelir belirsizliği, idari baskı ve mobbing algısı kurumsal adalet duygusunu zedelemiştir.
Türkiye’de yapılan çok sayıda çalışma şu noktada birleşir: Tükenmişlik, bireysel dayanıklılık eksikliği değil; sağlık sisteminin örgütlenme biçiminin sonucudur.
Bu nedenle: “Psikolojik destek verelim”, “Bireysel stresle baş etme öğretelim” gibi yaklaşımlar neden değil sonuçla uğraşmaktadır.
Aydın gibi: Hasta yükü yüksek, çevre illere hizmet veren, personel sayısı sınırlı illerde Sağlıkta Dönüşüm Programının etkisi daha görünür ve daha ağırdır.
Özellikle kamu hastanelerinde:Tükenmişlik + istifa eğilimi, Emekliliği öne çekme, Özel sektöre veya yurtdışına yönelim daha belirgindir.
Sağlıkta dönüşüm politikaları, Türkiye’de sağlık çalışanlarında tükenmişlik sendromunu: ✔️ Yaygınlaştırmış
✔️ Derinleştirmiş
✔️ Kronikleştirmiştir
Bu etki tesadüfi değil, pandemiye indirgenemez, yapısal ve politiktir.
Sağlık çalışanlarında görülen yaygın ve öngörülebilir tükenmişlik sendromu, sağlıkta dönüşüm politikalarının bir “yan etkisi” değil; idarenin önlemekle yükümlü olduğu yapısal bir hizmet kusurudur.
Anayasa madde 2’ye göre; Türkiye Cumhuriyeti sosyal hukuk devletidir.
Devlet yalnızca hizmet üretmez, hizmeti insan onuruna uygun çalışma koşullarıyla sunmak zorundadır.
Anayasa madde 49’a göre; Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet: çalışanları korumak, çalışma barışını sağlamak, çalışma şartlarını iyileştirmekle yükümlüdür.
Anayasa madde 56’ya göre; Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Sağlık hizmetinin sürdürülebilirliği, sağlık çalışanının fiziksel ve ruhsal bütünlüğü ile mümkündür.
Sağlıkta dönüşüm uygulamaları, çalışan sağlığını öngörülebilir biçimde zedelediği hâlde sürdürülüyorsa, anayasal özen borcu ihlal edilmektedir.
Danıştay içtihadına göre hizmet kusuru: Hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi, hiç işlememesi şeklinde ortaya çıkar.
Aşırı iş yükü, personel yetersizliği bilinmesine rağmen önlem alınmaması, performans baskısının bilimsel olarak zararlı olduğunun ortaya konması, şiddet riskinin öngörülebilir olduğu bir ortamda Tükenmişlik, “kaçınılmaz risk” değil; öngörülebilir ve önlenebilir bir idari sonuçtur. Bu da hizmetin kötü işlemesi anlamına gelir.
Dolayısıyla idarenin kusursuz sorumluluğu değil, kusurlu sorumluluğu gündeme gelir.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yalnızca fiziksel değil: Psikososyal riskleri, iş kaynaklı ruhsal bozuklukları da iş sağlığı riski olarak kabul eder.
Tükenmişlik: İşin örgütlenmesinden kaynaklanıyorsa, yaygın ve sistematikse iş kazası/meslek hastalığı benzeri bir nitelik kazanır.
Devlet Memurları Kanunu (657)’na göre İdare: Memurun sağlığını korumak, çalışma koşullarını insan onuruna uygun düzenlemekle yükümlüdür.
Aşırı iş yükü + sürekli stres → idari ihmaldir.
Şu üç unsur birlikteyse:
1)Zarar: (Klinik depresyon, Anksiyete bozukluğu, İş göremezlik, Mesleği bırakma).
2)Nedensellik: ( Aşırı iş yükü, Performans baskısı, Kurumsal şiddet riski).
3)İdari kusur: (Önlem alınmaması, Bilimsel verilerin yok sayılması).
İdare aleyhine tam yargı davası açılması mümkündür. Tükenmişlik sendromu, uygun şekilde belgelendiğinde maddi ve manevi tazminata konu olabilir.
Türkiye’nin taraf olduğu: ILO sözleşmeleri; Avrupa Sosyal Şartı; AİHM içtihadı şu ilkeyi benimser: Devlet, çalışanı öngörülebilir ruhsal zararlara karşı korumakla yükümlüdür.
Aksi durumda: Etkili başvuru hakkı, İnsan onuruna saygı, Sağlık hakkı ihlali gündeme gelir.
Sonuç
Sağlıkta dönüşüm politikalarının yol açtığı yaygın tükenmişlik:
İdari hizmet kusurudur
Anayasal özen borcu ihlalidir
İş sağlığı ve güvenliği yükümlülüğünün ihlalidir
Uygun koşullarda tazminat sorumluluğu doğurur
Bu tablo karşısında tükenmişlik: “kaçınılmaz meslek riski” değil, “hukuken önlenmesi gereken yapısal bir zarar”dır.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.