Ramazan TÜLÜ
Sıkıntı sistemde mi?
Bakıyorsun adama… Birinci Sınıf Emniyet Müdürü. Aynı zamanda Polis Başmüfettişi.
Devletin üzerine zimmetlediği bir tane ‘beylik tabancısı’ olsun… Ama kendisi evinde tam yedi tabanca bulunduğunu bizzat söylüyor. Yetmezmiş gibi iki tüfek daha var. Ne kadar mermi ve şarjör bulunduğunu ise kimse bilmiyor.
Çünkü bu hususta duyduğumuz bir beyan, elimizde bir veri yok ama evin bir cephanelikten farkının olmadığından da kuşkumuz yok.
Adam böyle olan hali ile daha ortaokulda okuyan çocuğunu devletin "Atış Poligonuna" götürüp "Atış Provaları" yaptırıyor.

Üç gün sonra aynı çocuk, yanında beş tabanca ve yedi şarjörle okuduğu okulu basıyor. Bir öğretmeni ve sekiz arkadaşını öldürüyor. Hepimize ‘Vay be, bu kadarı da olmaz!’ dedirten bir faciayı yaşatıyor.
Yakasına rozet taktırıp kendisine verilen yüz binlerce oya ihanet eden bir Büyükşehir Belediye Başkanı Belediye Meclisini yönetirken Kendi gurubunun teklifini kabul etmeyen "Hayır" oyu veren ve oyu sayısal olarak yüksek olan guruba "Oylarınız geçersiz" diyebiliyor.
Aynı Başkanın sağ kolu olan ve onun yokluğunda Belediye Meclisini yöneten bir başka zat karşı gurup sözcüsünü "Konuşma, konuşma" diye azarlayıp sözünü kesecek kadar nezaketen(!) ileri gidebiliyor.
Ülkede egemen olan anlayış ve zihniyet gereği, hiçbir işe yaramayan, elinde bir mesleği olmayan, yaptığı ve giriştiği işlerde muvaffak olamayan kişiler çıkış yolunu, kazanç kapısını siyasete atılmakta buluyor.
Çünkü siyasetten anladığı ülkeye ve millete hizmet değil, belli makamlara gelebilmek ve statü kazanmak tabii ki bu arada da keseyi doldurmak ve kazanç sağlamak için rant kapılarını aralamak...
Başarının kıstası, aidiyet duygusu ile tarafı olduğun siyasal yapıyı sorgusuz sualsiz körü körüne övmek ve desteklemek. Gerek yerel gerekse genel siyasette başarının sırrı bu kriterlere bağlı çünkü...
Ülkenin geldiği durum ve yaşadıklarımıza daha yüzlerce örnek bulabiliriz ve yazabiliriz.
Bu olaylara bakıp "Bu kadar da olmaz yahu" diyerek şaşkınlık yaşıyoruz. Devamında o olayın öznesini eleştiriyoruz.
Tek tek her olayı içindeki kişiler yerine o kişi o makamlara, o mevkilere nasıl getirildi?
Kim tarafından getirildi?
O işin ehli mi? liyakat sahibi mi?
İşgal ettiği koltuğun gereği olarak ülkeye ve millete hizmet edebiliyor mu? Ettiği hizmet yeterli mi? Eksiklikleri nelerdir? Daha ne gibi icraatları olması gerekir? diye bir sorgulama ve yargılama yapmaksızın sürekli isimler üzerinden bir kuru tartışmadır tutturup gidiyoruz.
Yararlanmak sözcüğünün eski Türkçe karşılığı bilindiği üzere İstifade...
Ülke yönetiminde sorumluluk sahibi olan, ister siyasi olsun, isterse bürokratik olan kişiliklerin ülkeye verdikleri, kusur ya da ihmalleri sonucunda oluşan zararları sebebiyle "İstifa" ettiğini hiç gördünüz ya da tanık oldunuz mu?
Heriflerde utanma, sıkılma ve sorumluluk yok ki istifa etsinler.
İstifa yerine istifade diyerek mevcut imkanları lehlerine kullanıp yararlanmaya devam ediyorlar.
Bir de "Görevden Affını istedi ve kabul edildi" diye bir usul de icat edildi ve o yöntem uygulanıyor son dönemlerde. O bireylerin kişilik hakkının olmaz ise olmazı niteliğinde olan özgür iradesi ile uygulamaya koyacağı istifa edebilme hakkının yok sayılması.
"Ara seçim" yapılsın diyen Muhalefet, Genel seçimler vaktinden önce yapılması için "Erken Seçim" diye bastırıp duruyor. Sanki sayısal çoğunluk tarafında bugüne kadar hiçbir önerisinin kabul etmeyip her tekliflerinin reddedildiğini bilmez gibi...
"AKP ve MHP oylarıyla reddedildi." deyimi memleket yönetiminde neredeyse dillerimize pelesenk oldu.
Memleketin bu şekilde idare edilmesi ve bu hallere getirilmesinden yarar uman her kesim, hiçbir çare üretilmeyip böyle devam edip gitmesini herkesten çok ister.
Niye mi?
Memleketin imkanlarını ve milletin ödediği vergilerle elde edilen gelirleri şuursuzca ve fütursuzca boşa harcayan bu sistemden beslenen sermaye ve bürokrat kesimi ara seçim ve erken seçim olmasını ister mi?
Seçimlerin ne zaman yapılıp yapılmayacağının bir önemi var mı?
Demokrasinin kural ve kurumlarıyla eşit imkân ve koşullarda yapılmayan bir seçimden ne kadar adil ve sağlıklı bir sonuç beklenebilir?
Hem "Ara Seçim" hem de "Erken Seçim" ya da "Zamanında Seçim" in yapılıp yapılmayacağını Türk Siyasetinin duayeni, bilge kişilik, Sayın Dr. Devlet Bahçeli günü ve saati geldiğinde açıklayacaktır. Boşuna kürek çekmenin laf kalabalığında öte bir faydası var mı (!)
Yazıyı okuyanların "Bu hususa Anayasanın amir hükümleri var, AYM ve AİHM kararları var!" dediğini duyar gibiyim. Benim de cevabım onlara yorum yapmadan kısaca "Onları takan kim?" olurdu.
Muktedirlerin çıkarları ve ikbaline göre eğilip bükülüp, evrilen bir sistemi tartışıp ıslah etmeden kişileri tartışmak beyhude mi diyeyim, yoksa nafile mi diyeyim, yani boşunadır.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.