Dr. Metin AYDIN

Dr. Metin AYDIN

Türkiye’de toplum çıldırıyor mu?

Türkiye’de son yıllarda giderek görünür hale gelen şiddet, öfke patlamaları, kadın cinayetleri, çocuk istismarı, trafikte saldırganlık, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, bireysel silahlanma, intiharlar ve toplumsal kutuplaşma gibi olaylar birçok insanda “toplum çıldırıyor mu?” duygusu yaratmaktadır.

Bu durum tek bir nedenle açıklanamaz; ekonomik, psikolojik, kültürel, siyasal ve çevresel etkenlerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir toplumsal kriz görünümü taşımaktadır.

Türkiye’de yüksek enflasyon, gelir dağılımındaki bozulma, işsizlik ve özellikle gençlerde gelecek güvencesinin azalmasının sebep olduğu Ekonomik Baskı ve Geçim Krizi toplum psikolojisini doğrudan etkilemektedir.

Uzun süreli ekonomik stres: kronik kaygıyı artırır, tahammül eşiğini düşürür, aile içi çatışmaları çoğaltır, bireylerde değersizlik ve öfke duygusu oluşturur.

Ekonomik belirsizlik yaşayan toplumlarda suç oranları, şiddet olayları ve depresyon eğilimi genellikle artar. Özellikle büyük kentlerde “hayatta kalma baskısı” insanların sosyal dayanışma reflekslerini zayıflatabilmektedir.

Türkiye’de genç nüfusun önemli bir bölümü: eğitim sistemine güvenmemekte, liyakat algısının zedelendiğini düşünmekte, ekonomik bağımsızlığa ulaşamayacağına inanmaktadır. Gençlerde Umutsuzluk ve Gelecek Kaybı duygusu egemen olmakta.

Bu durum “öğrenilmiş çaresizlik” yaratabilir.

Toplum bilimlerinde uzun süre karşılıksız çaba hissi yaşayan bireylerde: öfke, nihilizm (hiççilik), bağımlılık eğilimleri, toplumsal kopuş, radikalleşme, saldırganlık artabilmektedir.

Özellikle sosyal medyada sürekli başarı, zenginlik ve güç gösterisinin teşvik edilmesi, gençlerde aşağılanmışlık ve yetersizlik hissini büyütebilmektedir.

Türkiye son 20 yılda: depremler, ekonomik krizler, pandemi, göç hareketleri, siyasal gerilimler, terör olayları, afetler gibi çok sayıda kolektif travma yaşadı.

Halk Sürekli Travma ve Toplumsal Yorgunluk yaşamak zorunda kaldı.

Toplumlar uzun süre yüksek stres altında kaldığında “travmatik toplum davranışı” gelişebilir.

Bunun belirtileri: empati azalması, öfke normalleşmesi, şiddetin sıradanlaşması, komplo düşüncesi, güvensizlik, toplumsal paranoya şeklinde ortaya çıkabilir.

Sosyal medya algoritmaları: öfke, korku, çatışma, aşağılama, linç kültürü üreten içerikleri daha fazla görünür kılmaktadır.

Toplum Dijital Çağ ve Sosyal Medya Psikolojisi etkisi altında kalmakta.

Bu durum: insanların sürekli tehdit altında hissetmesine, toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesine, gerçeklik algısının bozulmasına, şiddetin normalleşmesine neden olabilir.

Sürekli olumsuz haber akışına maruz kalmak “kolektif anksiyete” yaratır.

Bir toplumda insanlar: adaletin eşit işlemediğini, suçun cezasız kaldığını, liyakatin kaybolduğunu düşünmeye başladığında o toplumda Hukuka ve Adalete Güven Zayıflamış, sosyal sözleşme zedelenmiş demektir. Bu durumda bireyler: kendi adaletini uygulamaya yönelir, kurallara bağlılık azalır, kamusal öfke yükselir. Toplum psikolojisinde buna “anomi” denir.

Émile Durkheim tarafından geliştirilen bu kavram, normların çözüldüğü toplumlarda intihar, suç ve toplumsal çözülmenin arttığını ifade eder.

Ezbere dayalı, eleştirel düşünceyi zayıf geliştiren eğitim sistemleri: duygusal olgunlaşmayı, empatiyi, toplumsal sorumluluğu yeterince güçlendiremeyebilir.

Bu ise o toplumda Eğitim ve Kültürel Erozyon sebebidir.

Ayrıca: televizyon şiddeti, mafya kültürünün popülerleşmesi,kadın düşmanlığı,kaba güç övgüsü gibi kültürel unsurlar da davranış biçimlerini etkileyebilir.

Modern kent yaşamı: komşuluk ilişkilerini azaltmakta, yalnızlığı artırmakta, insanların destek ağlarını zayıflatmaktadır. Kentleşme, Yalnızlaşma ve Sosyal Kopuş yaratmakta.

İnsan sosyal destekten uzaklaştığında: depresyon, öfke, bağımlılık, paranoid düşünce

riskleri artabilir. Özellikle büyük şehirlerde insanlar aynı fiziksel alanda yaşayıp psikolojik olarak birbirinden kopuk hale gelebilmektedir.

Çevre kirliliği, ağır metal maruziyeti, hava kirliliği, pestisitler ve bazı endüstriyel kirleticilerin:

nörolojik sağlık, çocuk gelişimi, davranış bozuklukları, depresyon, bilişsel işlevler üzerinde etkileri olduğuna dair bilimsel çalışmalar bulunmaktadır.

Özellikle kronik hava kirliliği ile: agresyon, anksiyete, nöroinflamasyon arasındaki ilişki son yıllarda daha fazla araştırılmaktadır. Toplumun çıldırmasında Çevresel ve Sağlık Boyutu Türkiye’de yeterince tartışılmayan ama önem kazanan bir alandır.

Bu süreç devam ederse toplumlarda şu sonuçlar görülebilir:

Kısa Vadede; şiddet olaylarında artış,kadın ve çocuk güvenliğinde azalma, toplumsal kutuplaşma, sağlık çalışanları ve eğitimcilere yönelik saldırılar, bireysel silahlanma, ruh sağlığı sorunlarında artış.

Uzun Vadede; beyin göçü, demokratik kurumlara güvensizlik, toplumsal çürüme hissi,

üretkenliğin azalması, kuşaklar arası travma aktarımı, sosyal dayanışmanın çökmesi.

Çözüm için ne gerekir?

Toplumsal iyileşme yalnız güvenlik politikalarıyla sağlanamaz.

Uzun vadede: ekonomik adalet, bağımsız hukuk, nitelikli eğitim, ruh sağlığı hizmetlerinin yaygınlaşması, gençlere gelecek perspektifi, şeffaf yönetim, çevresel sağlık politikaları,

toplumsal empatiyi güçlendiren kültürel dönüşüm gereklidir.

Toplumların “çıldırması” aslında çoğu zaman uzun süre biriken stres, güvensizlik, eşitsizlik ve travmaların görünür hale gelmesidir. Bu tür dönemler tarih boyunca birçok ülkede yaşanmıştır; önemli olan bu sürecin normalleştirilmemesi ve bilimsel, sosyal ve hukuksal yollarla ele alınmasıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.