Üçler, yediler ve kırklar

Afyon cephesinde esir yunan subayları sorgulanmaktadır.                                           

Güvenliği sağlayan mülazım-ı sani (Üsteğmen) Emin Efendinin anlattığına göre; Esir Yunan askerleri, Türk ordusunun önündeki aksakallı, yeşil sarıklı askerler olmasa başarılı olacaklarını söylemektedirler.

Karşı tarafta da Yunan kuvvetleri,  esir düşen Türk askerlerine ısrarla bu aksakallı, yeşil sarıklı öncü askerleri sormaktadırlar. Ama hiçbir asker bunu anlayamamıştır.

Kurtuluş savaşı gazilerinden Durmuş Çavuşun anlattığına göre; Afyon cephesinde yaralanmıştır. Kendisini kucaklayan yaşlı bir dede bir ağacın gölgesine yatırır ve seslenir; “Durmuş oğlum, sağ salimen memlekete ulaşacaksın. Ben senin komşunum. Tekke tepesinde yatıyorum” diyerek kaybolur. Tekke Tepe’de asırlık çitlembik ağacının altında bir mezar olduğu söylentisini hatırlar ve ürperir. Durmuş Çavuş salimen memlekete döner ve Tekke tepesinde ihlas, Fatiha okumakla bir zaman geçirir...

 Kore gazisi Süleyman İzmirlioğlu, yaralanıp da kuzeylilere esir düşünce günlerce dayak altında sorgulandığını anlatır dururdu. Kendi deyimi ile “Bıdık” diye anlattığı ufacık Kuzey Kore askerlerinin ısrarla öndeki yaşlı askerleri sorup durduklarından bahsederdi.

Beydağlarının arkasında Ödemiş kasabası vardır. Ödemiş, sırtını Bozdağ’a dayamıştır. Bozdağ tepesi yaz kış başı dumanlı, eteği yeşil ağaçlarla kaplıdır. Yazları karpuz çatlatan Meryem oluk etrafını çevrelemiş asırlık kestane ağaçları, bir yanda, az ötesinde yemyeşil otlak alanlarda koyunlar otlamaktadır. Yıllar öncesinde olduğu gibi bir olay tekrar yaşanır.

1922 yılı güzünde bu defa bıyıkları yeni terlemekte olan 15 yaşlarındaki koyun çobanı, kepeneğinin içinde yan gelmiş oturuyor, yanda iki çoban köpeği birlikte önlerinde otlayan sürüyü izlemektedirler. Hemencecik üst yamaçtaki Kırklar Tepesine bir ışık bulutu kümesinin çöktüğünü gördü. Çoban elleriyle gözlerini ovuşturdu.

Beydağ arkalarından bir patlama duyuldu, Evren Baba tepesinden ışıklar göğe yükseldi. Ortalık top top ışıklara boğuldu. Ağaçların dallarında tüneyen kuşlara varana dek ortalık bir an aydınlandı. Çoban yüzünü çevirdiğinde bulutlar arasından çıkan bir sürü güvercin gördü. Tepede dönmeye başladılar. Otlayan koyunlar hareketsiz kaldı. Sürünün köpekleri başlarını yere koyup sessizleştiler. Bir ışık kümesi daha patladı. Birden ortalarından eli kılıçlı, yeşil sarıklı, yaşlı birisi çıktı ve bağırdı;

 “Savaş bitti, düşman yok oldu. Bir daha gelemezler. Bir daha gelirlerse her şey biter. Kırklar siz kalın, üçler, yediler haydi yerinize marş marş…”

Üç güvercin hemen yakındaki, aşağıdaki tepeye doğru uçtu, kayboldu.

Ardından yedi güvercin karşı yamaçlara kanat çırpmaya başladı.

Küçük çoban kepeneğinin altına büzüldü. Yanındaki iki köpeği harekete geçerek kulaklarını dikip güvercinleri şaşkın bir halde seyretmekteler.

Birden bir ışık topu daha göründü. Ortalık süt liman oldu. Az önce yaşananlardan eser kalmadı. Koyunlar tekrar otlamaya, kara koyunun çanı tıngırdamaya başladı. Burunları yerde, gözleri ile üstlerindeki tepeyi izlemeye başladılar. Kepeneğinden çıkan çoban, rüya gördüğünü zannetti. Ayaklarını uzattı, elini başına götürdü, ardından parmağını ısırdı, acıyordu işte…

Uyanıktı, rüyada olmadığını anladı. Eve döndüğünde dedesine olanları anlattı. Dedesi parmaklarını dudaklarına götürerek “sus” işareti yaptı, gözlerini karşılara dikti.                

“Her savaşta gidiyorlar, sonra da geliyorlar oğul…”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum