Unutmak bazen kaybetmek değildir
Hatırlamak, unutmak ve iyileşmek üzerine Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER ile söyleşi
İnsan neden bazı anıları yıllarca unutamazken bazı yüzleri, isimleri ve yaşanmışlıkları zamanla hafızasından siler? Unutmak zihnin bir kusuru mudur, yoksa insanın yaşamaya devam edebilmesi için gerekli psikolojik bir mekanizma mıdır? Peki geçmişi geride bırakmak gerçekten unutmak anlamına mı gelir?
Bu soruları, insan davranışları, psikoloji, sosyal psikoloji ve ilişkiler üzerine çalışmalarıyla dikkat çeken 15 Kasım Kıbrıs Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER ile konuştuk.
YILDIRIMER, insanın geçmişiyle kurduğu ilişkiye yalnızca “hatırlamak ve unutmak” üzerinden bakmanın yeterli olmadığını; asıl meselenin yaşananları nasıl anlamlandırdığımız ve geçmişten bugüne ne taşıdığımız olduğunu vurguluyor.
Ona göre insanın olgunlaşması, geçmişini tamamen unutmasıyla değil; “acının kendisini değil, acının öğrettiğini yanında taşıyabilmesiyle” mümkün oluyor.
Hocam, unutmak gerçekten bir kayıp mıdır?
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER:
Hayır. Her unutmayı bir eksiklik ya da kayıp olarak değerlendirmek doğru değildir.
İnsan yaşamı hatırlamakla unutmak arasında kurulmuş hassas bir dengedir. Hafıza bize geçmişimizi verir, öğrenme geleceğimizi kurma gücü kazandırır. Unutma ise kimi zaman geçmişin ağırlığını azaltarak bugünde yaşayabilmemizi sağlar.
İnsan zihninin büyüklüğü yalnızca ne kadar çok bilgiyi saklayabildiğinde değildir. Hangi bilgiyi koruyacağını, hangisini yeniden anlamlandıracağını ve hangisinin zaman içerisinde geri plana çekilmesine izin vereceğini belirleyebilmesi de son derece önemlidir.
Hayat boyunca bazı yüzleri unutacağız, bazı isimler hafızamızdan silinecek, bazı konuşmalar belirsizleşecek. Fakat bazı insanlar, duygular ve anlar yıllar geçse de bizimle kalacak.
Belki de hafızanın güzelliği tam burada başlıyor:
Her şeyi hatırlamak zorunda değiliz. Her şeyi unutmak da zorunda değiliz. Asıl mesele, geçmişten neyi geleceğe taşıyacağımızı öğrenmektir.
Peki geçmişten neyi yanımızda taşımalıyız?
Geçmiş yalnızca yaşadığımız olaylardan oluşmaz. Kırgınlıklarımızı, kayıplarımızı, pişmanlıklarımızı, sevinçlerimizi, bize söylenen sözleri ve bazen yıllar sonra bile zihnimizde yankılanan sessizlikleri de taşır.
İnsan bazen yaşadığı olayın ayrıntılarını unutur ama kendisinde bıraktığı duyguyu unutmaz.
Yıllar önce yapılan bir konuşmanın cümlelerini hatırlamayabilirsiniz. Fakat o konuşmanın sonunda kendinizi değersiz, yalnız, güvende ya da mutlu hissettiğinizi hatırlayabilirsiniz.
Hafızanın kendine özgü bir seçiciliği vardır. Her ayrıntıya aynı değeri vermez. Zaman içerisinde ayrıntıları eleyebilir fakat duygusal anlamı çok daha uzun süre koruyabilir.
Milan Kundera’nın çok önemli bir sözü vardır:
“İnsanın iktidara karşı mücadelesi, belleğin unutuşa karşı mücadelesidir.”
Burada önemli olan yalnızca unutmamak değildir. Neyi unutmamamız gerektiğini bilmek de önemlidir.
Çünkü unutmanın iyileştirdiği yerler olduğu gibi, unutmanın bizi aynı hataya yeniden götürdüğü yerler de vardır.
Yani yaşadığımız acıyı unutabiliriz ama dersini unutmamalıyız, öyle mi?
Kesinlikle.
Bir insanın size yaşattığı acının bütün ayrıntılarını yıllarca zihninizde taşımak zorunda değilsiniz. Fakat o yaşantının size öğrettiği sınırı unutursanız aynı acının başka bir biçimiyle yeniden karşılaşabilirsiniz.
İşte unutmakla ders çıkarmak burada birbirinden ayrılıyor.
Ben bunu şöyle ifade ediyorum:
İyileşmek, geçmişi silmek değildir. İyileşmek, geçmişin bugün üzerindeki hükmünü azaltabilmektir.
Geçmiş vardır. Yaşanmıştır. Onu değiştiremeyiz. Ancak geçmişin bugünümüzü ne kadar yöneteceği konusunda yapabileceğimiz çok şey vardır.
Psikolojik destek sürecini araştıran kişiler için İzmir psikolog önerileri doğru uzmanı değerlendirirken yararlanılabilecek başlıklardan biridir.
Nietzsche de insanın unutabilme gücünden söz ediyor. Sizce unutmak yaşamın devamı için gerekli mi?
Elbette.
Nietzsche’nin unutma üzerine düşüncelerindeki önemli noktalardan biri, insanın yalnızca hatırlama yeteneğiyle değil, unutabilme gücüyle de yaşayabildiğidir.
Bir düşünün:
Yirmi yıl önce duyduğunuz bütün kırıcı sözler bugün söylenmiş gibi zihninizde dursaydı…
Kaybettiğiniz herkesin acısını ilk günkü şiddetiyle yaşamaya devam etseydiniz…
Bütün başarısızlıklarınız, utançlarınız ve pişmanlıklarınız zihninizin ön sıralarında hiç solmadan bekleseydi…
Bugünü yaşayabilir miydiniz?
Muhtemelen hayır.
Bu nedenle unutmak her zaman zihnin kusuru değildir. Bazen yaşamın devam edebilmesi için gerekli bir düzenleme biçimidir.
Fakat unutmakla inkâr etmek arasında bir fark var…
Çok önemli bir fark var.
İnkârda insan yaşadığını kabul etmek istemez.
Sağlıklı unutmada ise insan yaşadığını bilir fakat artık hayatını onun etrafında kurmaz.
Bir zamanlar sizi inciten bir insanı düşünün. Yıllar sonra söylediği cümleleri kelimesi kelimesine hatırlamayabilirsiniz. Nerede olduğunuzu veya konuşmanın hangi saatte gerçekleştiğini bile unutabilirsiniz.
Ama o yaşantı size insan ilişkileri konusunda bir şey öğretmişse aslında tamamen unutmuş değilsinizdir.
Olay silikleşmiştir ama bilgi kalmıştır.
Belki olgunlaşmak dediğimiz şey de biraz budur:
Acının kendisini değil, acının öğrettiğini yanında taşımak.
Bazı anıları unutmaya çalıştıkça neden daha farklı biçimlerde karşımıza çıkabiliyorlar?
Çünkü unutmak ile bastırmak aynı şey değildir.
Carl Gustav Jung’un insanın kendi karanlık yönleriyle yüzleşmesine ilişkin düşünceleri burada önem kazanıyor. İnsan gelişimi yalnızca güzel taraflarımızı büyütmekle gerçekleşmez. Görmek istemediğimiz taraflarımızla da karşılaşabilmemiz gerekir.
Bu nedenle bazı yaşantıları yalnızca unutmaya çalışmak yeterli değildir; onları anlamlandırmak gerekir.
Anlamlandırılmadan bastırılan geçmiş başka biçimlerde karşımıza çıkabilir.
Bir ilişkide terk edilme korkusu olarak…
Bir dostlukta aşırı kuşku olarak…
Yeni bir başlangıçta açıklayamadığımız bir kaygı olarak…
Bir insana gereğinden fazla bağlanmak ya da hiç kimseye bağlanamamak olarak…
Bu nedenle bazen unutmanın yolu önce hatırlamaktan geçer.
Hatırlamak için değil, anlamak için.
Anlamak için değil, özgürleşmek için.
Terapi desteği almayı değerlendiren kişilerin merak ettiği konulardan biri olan İzmir psikolog fiyatları hakkında bilgi edinmek de terapi sürecini planlarken yol gösterici olabilir.
Bir şarkının veya kokunun bizi yıllar öncesine götürmesi de hafızanın ilginç taraflarından biri değil mi?
Kesinlikle.
Marcel Proust’un edebiyatında bunun çok güzel örneklerini görürüz. Küçücük bir tat, bir koku veya sıradan bir nesne yıllardır zihnin derinliklerinde duran bir zamanı yeniden canlandırabilir.
Hepimizin hayatında vardır.
Bir şarkı çalar, bir anda yıllar öncesine gidersiniz.
Bir sokaktan geçersiniz, artık hayatınızda olmayan biri aklınıza gelir.
Bir koku duyarsınız, çocukluğunuzdaki bir ev gözünüzün önünde belirir.
Çünkü insan yalnızca zihniyle hatırlamaz. Bazen bir şarkıyla, kokuyla, mekânla veya küçücük bir ayrıntıyla hatırlar.
Fakat burada çok önemli bir şey oluyor:
Bir zamanlar hatırladığımızda bizi derinden yaralayan bir anı, yıllar sonra aynı şiddette acıtmayabiliyor.
Anı aynıdır. Değişen bizizdir.
Zamanın iyileştirici taraflarından biri budur. Zaman geçmişi değiştirmez; geçmişle aramızdaki ilişkiyi değiştirir.
O hâlde bütün kötü anıları silmek istemek de doğru değil mi?
Bence doğru değil.
Çünkü bazı yaralar bizi daha dikkatli yapar.
Bazı hayal kırıklıkları insanları daha iyi tanımamızı sağlar.
Bazı kayıplar hayatın değerini öğretir.
Bazı vedalar bize yalnızca kalmanın değil, gerektiğinde gidebilmenin de güç olduğunu gösterir.
Bazı yanlış insanlar doğru insanın değerini anlamamızı sağlar.
Bazı başarısızlıklar ise başarıdan çok daha güçlü öğretmenlere dönüşür.
George Santayana’nın çok bilinen sözü vardır:
“Geçmişi hatırlayamayanlar onu tekrar etmeye mahkûmdur.”
Bunu yalnızca tarih açısından düşünmemeliyiz. İnsan ilişkileri için de son derece geçerlidir.
Aynı karakterlere tekrar tekrar güveniyorsak, aynı ilişkilerde aynı acıları yaşıyorsak ve her defasında başka bir yüzün ardında aynı davranış biçimine yöneliyorsak belki sorun geçmişi unutmuş olmamız değildir.
İlişkilerde tekrar eden iletişim sorunları ve davranış örüntüleri üzerinde çalışmak isteyen çiftler için İzmir aile terapisi ve bir İlişki terapisti desteği, bu örüntüleri daha yakından değerlendirme sürecinin bir parçası olabilir.
Belki geçmişin bize ne anlatmaya çalıştığını yeterince anlamamışızdır.
İnsan bazen yaşadığını hatırlar ama öğrendiğini unutur.
Bence asıl tehlike budur.
Geçmişte yaptığımız hatalar konusunda kendimizi affetmek neden bu kadar zor?
Çünkü bugünün aklıyla dünün insanını yargılıyoruz.
Bugün “Bunu nasıl göremedim?” dediğimiz şeyi o gün gerçekten görememiş olabiliriz.
Bugün “Neden kaldım?” dediğimiz yerde o gün gitmeye gücümüz yetmemiş olabilir.
Bugün “Neden inandım?” dediğimiz insana o gün inanmak için sebeplerimiz olmuş olabilir.
İnsanın geçmişiyle barışması, geçmişte yaptığı her şeyi doğru kabul etmesi değildir.
Asıl mesele, o günkü kendisini bugünkü bilgisiyle acımasızca yargılamaktan vazgeçebilmesidir.
Bu, insanın kendisine gösterebileceği en önemli anlayışlardan biridir.
Bireysel destek konusunda araştırma yapan ve İzmir terapist seçeneklerini değerlendiren kişiler açısından da terapi sürecinde kişinin yaşantılarını anlamlandırabilmesi önemli başlıklardan biridir.
Son olarak, insan geçmişiyle nasıl bir ilişki kurmalı?
Geçmişimizi inkâr etmeden ama onun esiri de olmadan…
Yaşadıklarımızı küçümsemeden ama bütün kimliğimizi onlardan ibaret saymadan…
Bize yapılanları hatırlayarak ama hayatımızı öfkenin üzerine kurmadan…
Kaybettiklerimizi severek ama yaşamaya devam etmekten suçluluk duymadan…
Ve geçmişteki kendimizi zaman zaman affederek.
Hayat sonunda bize çok sade fakat uygulanması zor bir şey öğretiyor:
Bazı şeyleri hatırlamak gerekir ki aynı yanlışa dönmeyelim.
Bazı şeyleri unutmak gerekir ki yeniden başlayabilelim.
Bazı şeyleri affetmek gerekir ki taşıdığımız yük hafiflesin.
Bazı şeyleri ise ne unutmak ne de sürekli hatırlamak gerekir; onları yalnızca ait oldukları yerde bırakmak gerekir: geçmişte.
⸻
“HATIRLARSIN… AMA ARTIK ORADA YAŞAMAZSIN”
İnsan psikolojisini yalnızca teorik kavramlarla değil, yaşamın içindeki duygular, ilişkiler, kayıplar ve insanın kendisiyle mücadelesi üzerinden ele alan 15 Kasım Kıbrıs Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER, bu söyleşide unutmaya farklı bir pencereden bakıyor.
YILDIRIMER’in yaklaşımında unutmak, geçmişi yok etmek değil; geçmişin insan üzerindeki gücünü yeniden düzenlemek anlamına geliyor. Çünkü bazı anılar kaybolmasa bile zaman içerisinde anlam değiştirebiliyor; bir zamanlar yara olan bir yaşantı, yıllar sonra bilgiye ve deneyime dönüşebiliyor.
Belki de söyleşinin bütününü özetleyen en güçlü cümle yine Prof. Dr. YILDIRIMER’in sözlerinde saklı:
“Gerçek iyileşme, geçmişi hatırlamamak değildir. Hatırladığında artık eskisi kadar canının yanmamasıdır.”
Ve belki insanın geçmişiyle kurabileceği en sağlıklı ilişkinin tarifi de bundan daha sade yapılamaz:
“Hatırlarsın… ama artık orada yaşamazsın.”
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER
15 Kasım Kıbrıs Üniversitesi

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.