• BIST 97.149
  • Altın 282,758
  • Dolar 5,7454
  • Euro 6,3899
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 29 °C
  • Aydın 36 °C
  • İzmir 36 °C
  • Denizli 35 °C
  • Muğla 35 °C

Bir dava delisi

Efendi BARUTCU

"Gidiyorum:gönlümde acısı yarıkların...

Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda.

Dün benimle birlikte gülen tanıdıkların

Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda."

Aşağıda ki fotoğraf da en sağda ki Konya Ülkü Ocakları Eski Başkanı (1978) emekli öğretmen Cemil GÖKBULUT bey ve ortada ki sakallarına ak düşmüş olan MHP Kırıkkale Eski Gençlik Kolları Başkanı(1977-1978), MHP Kırıkkale Merkez İlçe Başkanlığı (1996-2001) yapmış olan Ahmet DEMİRBİLEK:

r-1-004.jpg

Merhum Abdürrahim KARAKOÇ ağabeyin

"Kesmekle kısalmaz cömerdin eli,

Yiğidin adına eklerler deli..."

Mısralarında belirttiği gibi deliliği yiğitliğinden kaynaklanan namı diğer Deli Ahmet. Ahmet Demirbilek'in deliliği gözü karalığı ve ölüme hayata koşar gibi koşan serdengeçtilerden "Hayatı çelik ellerle atılan zar" gibi gören bir yiğit dava adamlığından kaynaklanıyor.

Dost ve akraba ziyaretleri için gittiğim Kahramanmaraş'tan, Afşın'den Ankara'ya dönüşümde Kırıkkale'ye girerken orada yaşayan Cemil Bey'i aradım. Beraberce uzun süredir rahatsız olan Kırıkkaleli ülküdaşımız Ahmet DEMİRBİLEK'in ziyaretine gittik.

İleri derecede nefes darlığı (KUA) ve yüksek şekerden muzdarip. Daha önce de telefon ile arayıp geçmiş olsun dileklerimi bildirmiştim.

Mustafa KUTLU'nun "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli hikayesini okuyanlar hatırlayacaklardır. Hikâyenin iki ana karakterinden birisi idealist bir üniversite öğrencisi olan Murad diğeri ise dava delisi Kerim. İdealist bir üniversite öğrencisi olan Murat inandığı davasına hizmet etmek için bir dernek kurmuş ve burada sık sık konferanslar verdirip, konuşmalar yaptırıyordu. Murat davasına son derece bağlıydı. Kerim ise Murat Ağabeyi ve diğerleriyle olmaktan, onlara hizmet etmekten zevk alıyordu. Her dediklerini anında yapıp onlara kolaylık sağlıyordu. Kendisi de dava delisi olmuş çıkmıştı. Dernek her konuşmada tıklım tıklımdı, insanlar oturacak yer bulamıyordu. Herkes elinden geleni yapıyordu. Ellerinde çoğu eski ve kalın kitaplar olan mollalar bir odadan diğerine giriyordu. Aradan zaman geçti. Artık Murat Ağabey ceketi parmağında omuzları düşmüş olarak geliyordu Nazım Ustanın yanına. Dernek işlemiyordu. Her şey kötü gidiyordu. Konuşmalara çok az insan geliyordu kimsede eski coşku kalmamıştı. Okuyan, üniversiteyi bitiren, gidiyor artık geri dönmüyordu. Bazen birileri uğrayıp hal hatırdan sonra derneğe ne olduğunu soruyorlardı. Bu derneği tekrar canlandırmak gerektiğini söyleyip ayrılıyorlar fakat bir daha uğramıyorlardı. Bir gün Murat Ağabey, Kerim’i tuttu. Aldı karşısına artık kendisinin olmayacağını söyleyip derneğin anahtarını Kerim Ustaya verdi. Bu arada Nazım Usta da ölmüştü. Kerim Usta dernekle baş başa kalmıştı. Yalnızdı ve terk edilmişti aradan uzun süre geçti her gün birilerinin, Murat ağabeyinin, gelmesini bekledi ama hiç gelen olmadı. 

Kırıkkaleli dava delisi Ahmet de şöyle anlatıyor:  “Şu anda 74 yaşındayım 1969 senesinin 6.ayından bu tarafa MHP’liyim. MHP ben ve benim gibi pabucu basık binlerce insanı hayata ve cemiyete kazandırdı. Fikri şahsiyetimiz dava inancımız, dava ahlakımız bu çatının altında oluştu. Kırıkkale gibi bir sanayi şehrinde 1965’den 1980’e kadar aşırı solcu devrimci unsurların işçi kesimini istismar etmesine, binlerce işçinin gücünün Türkiye’yi ideolojik grevler ile iktisadi çöküntüye götürmek isterlerken istismar edilmesine fırsat vermedik. O yıllarda çok yoğun komünizm propagandalarına din, devlet, tarih ve kültür düşmanlığına alet edilmek istenen gençlerimizi Türk devletine sadakat Türk milletine sonsuz sevgi, Türk vatanına, Türk bayrağına, yüce dinimiz İslam’a bağlılık konusunda uyardık ve eğittik bir çok mücadelenin içerisinde yer aldık. Sadece Kırıkkale içerisinde ki mücadelelerde yer almayıp Türkiye’nin dört bir yanında zor durumda olan arkadaşlarımıza yardıma koştuk. İzmir’de TAR-İŞ iplik fabrikasında çalışmaya başlayan arkadaşlarımıza o Sovyet yanlısı tutum içiresinde olan DİSK(Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu)’e bağlı Marksist ve Leninist militanlar işçi arkadaşlarımızın çalışıp üretim yapmalarını engel oluyorlardı. Türkiye’nin dört bir yanından ekmeklerini kazanmak için gelen işçi arkadaşlarımıza karşı şeytani desiseler uyguluyorlar her türlü baskı ve tehdit yoluyla engellemeye çalışıyorlardı. Allah’ın izniyle bizim Ülkücü Milliyetçi arkadaşlarımız galip geldi ve DİSK’i TARİŞ’ten sürüp çıkardılar(1976-1977).

Konya Seydişehir’de yine DİSK’e bağlı Maden İş Sendikası vardı. Şube başkanı 1970 yılının 8 Haziran tarihinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde şehit edilen Yusuf İMAMOĞLU’nun katil zanlılarından Vural Yıldırımoğlu idi. Yine orada ki arkadaşlarımızın mücadelesine bir nebze katkıda bulunmak için Seydişehir’e gittik.Orada işittiklerimize göre o tarihlerde CHP İzmir milletvekili olan aşırı solcu militan Süleyman Genç alüminyum ham maddesinin çıkarıldığı Küpe Dağlarının Menteş bölgesinde Marksist ve Leninist militanlara Türkiye’nin muhtelif şehirlerinde Ülkücü Milliyetçilere karşı kanlı eylemler düzenlemeleri için gerilla eğitimi yaptırıyordu. Nitekim 26 Şubat 1975 tarihinde Seydişehir’de Türk Metal Sendikası üyesi Hasan KADIOĞLU bu devrimci militanlar tarafından şehit edildi. O dönemde ki Türk Metal Sendikasının yöneticilerinden merhum yiğit sendikacı Baki YEŞİLOĞLU, Erdoğan ASLIYÜCE ve arkadaşları amansız bir mücadele ile DİSK’i buradan da söküp attılar.

Sıra Bursa’da ki Metal İş kolunda “özellikle Tofaş ve Renault otomobil fabrikalarında” çalışan işçileri tehdit ve zorbalıkla baskı altında tutan DİSK’e bağlı Maden-İş’e gelmişti. Fabrika Önünde Türk Metal üyeleri bildiri dağıtırken devrimci militanlar saldırdılar ortalık kan gölüne döndü 2 işçi vuruldu. Bursa’da her zaman olduğu gibi yine devrimci tezgah işledi bir Ülkücü başkan daha (Baki YEŞİLOĞLU)tutuklandı. (29 Temmuz 1978 tarihinde tutuklu bulunduğu Balıkesir cezaevinde komünist militanlar ve kiralık katiller tarafından şehit edildi.)

1979 yılında bir süreliğine Almanya’ya gittim.

Ömrümüz büyük idealimiz olan Milliyetçi Büyük Türkiye’yi inşa edeceğine inandığımız Ülkücü Milliyetçi hareketin siyasi kanadı olan Milliyetçi Hareket Partisi’nin başarılı olabilmesi için bir adanmışlık duygusuyla gece gündüz demeden çalışarak geçti.

1996’dan 2001 yılına kadar merhum Başbuğ Türkeş Beyin talimatı ve görev vermesiyle MHP Kırıkkale Merkez İlçe başkanlığı yaptım. 1999 seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak Kırıkkale de ilk kez milletvekili seçtirdik.

Halen uzun süredir muzdarip olduğum rahatsızlığım sebebiyle artık siyasi faaliyetlere aktif olarak katılamıyorum. Zaten toplam 1800 Türk Lirası emekli maaşımın 600 lirasını ev kirasına, 600 lirasını daha önceden borçlandığım banka kredisine yatırıyorum. Çok uzun yıllar teşkilatın bütün faaliyetlerinde kullandığım arabamı da artık -hurdaya döndüğü için-bir alıcısı çıkarsa plakasını satıp ihtiyaçlarımı karşılarım diye kapının önünde bekletiyorum. Zamanımızda siyaset ile uğraşmak oldukça masraflı bir iş olduğu için hem imkânsızlıklarım ve hem de sağlık durumum sebebiyle istesem de herhangi siyasi faaliyet içerisinde bulunamam.

Bütün duam iktidarı için gençliğimizi ve ömrümüzü vakfettiğimiz Milliyetçi Hareket Partisinin tek başına iktidara gelmesi içindir. Bunu göremezsem gözlerim açık gidecektir. Buradan bütün Ülküdaşlarıma çağrım: Dünyevi ve siyasi makamlar için birbirinizi hırpalamayın, kırmayın Türk milletinin yegâne ümit kaynağı ülkücü Milliyetçi harekettir. Safları sıklaştırın şu veya bu sebeple başka siyasi mahfillerde siyaset yapan arkadaşlarımızı düşman gözüyle görmeyin. Ben bütün Ülkücülerin bir gün bir kavşak da yeniden buluşacağına ve Milliyetçi Büyük Türkiye yürüyüşüne devam edeceklerine bütün kalbimle inanıyorum.”

2-3 saatlik hasret giderme, dertleşmeden esnasında değerli eşinin ikramı nefis çörekleri tadıp, bu tür sohbetlerin vazgeçilmezi tavşan kanı çaylarımızı arka arkaya yudumladıktan sonra “Dava Delisi Ahmet” e veda edip yanından ayrılırken -hikayede ki dava delisi Kerimin Murat ağabeyini ve misafirleri beklediği gibi-MHP’nin iktidarını bekliyor ve evinin balkonuna çıkmış arkamızdan Avşar Beyi Dadaloğlu’nun şu mısralarını seslendiriyordu:

“Aşağıdan Yusuf Paşa'm geliyor

Düşmanına karşı koyan mert olur

Şahin kocasa da vermez avını

Aslı kurt yavrusu gene kurt olur”

r-2-004.jpg

 

Bu yazı toplam 1044 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0533 310 60 08