• BIST 97.149
  • Altın 282,758
  • Dolar 5,7454
  • Euro 6,3899
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 29 °C
  • Aydın 36 °C
  • İzmir 36 °C
  • Denizli 35 °C
  • Muğla 35 °C

Sanatçı egosu

Ahmet KELEŞOĞLU

Sanat koordinatörlüğü yaptığım dönemde sergi salonlarından birindeki gözlemim;

Kendisini ilgilendiği sanat dalı ile içselleştirmiş ve bu alanda çalışma içinde olan kişiler üzerinde farklı gözlemlerimin olduğunu söyleyebilirim.

Sanatçının niçin farklı davranışlar geliştirdiğini hep merak etmişimdir.

Bu davranış biçimi sanatçı olduğu için mi? Yoksa kendini sanata verdiğinden, böyle davranması gerektiği için mi?

Bilinmez.

Çık işin içinden çıkabilirsen.

Sizi daha fazla meraklandırmadan konuya girmek istiyorum;

Resim, heykel, tiyatro, müzik, sinema ve diğer sanatlarla ilgilenen ve adına sanatçı dediğimiz kişilerin büyük çoğunluğunda, farklı diyalog ve kişilik çatışmalarına yönelik anlaşma yöntemleri göze çarpmaktadır.

Sanatçı diye adlandırıp yerli yersiz ünvanlaştırdığımız kişilerle yaptığımız diyaloglarda, dikkati elden bırakmamalısınız.

Bunun için ayrıca çaba sarf etmeniz gerekebilir.

Sanatçının yaptığı çalışmaların kamuoyuna sergilenmesi aşamasındaki kokteyl ve açılışlarda, göze çarpan dikkat çekici örnekler hiç gözden kaçmamaktadır.

İster sanatsal faaliyetleri seyreden kitle olsun, isterse bu çalışmaları birebir icra eden yarı entelektüeller olsun, aynı ortamlardaki karşılaşmalarında birbirlerinden habersizmiş gibi davranırlar.

Ya da beraberce birbirlerinin yüzüne bakarak, içinde küçük gülücük olan mimikler eşliğinde, içinden geçirdiği karşı tarafı alt etme düşüncesi ve çabası, bunun için verilen uğraşı gözlerden hiç kaçmamaktadır.

Tespitlerimin daha çok taşrada yapılan sanat faaliyetlerini kapsadığını söylemeliyim.

Açılışlarda sanatçının çekim alanı içinde olduğunuzu, bundan sonra inisiyatifinde onda olacağını unutmamanız gerekir.

Açılış sonrası eserlerin eleştirisine geçildiğinde, sizin fikrinizin bundan sonra çokta önemi olmayacaktır.

Diyaloglarda ne kadar çaba sarf ederseniz edin fikirleriniz hep ikinci sırada kalacak, sanatçı diye adlandırdığınız kişi devamlı araya girecektir. Gösterdiğiniz efor, tutarlı davranma çabası ve görüşlerinizi kabul ettirme uğraşı, hep arkada kalacaktır.

Ancak bir istisna var tabi ki!

Karşı tarafın fikirlerini kabul eder, fazla acımasız eleştirmez ve sabırla konuşmaların sonunu beklerseniz ve konuşmaların sonunda hafifçe başınızı öne eğerek onaylama işaretini de verirseniz sorun yok demektir.

Şayet karşı tarafla ilgili olarak katı bir eleştiriye girer zorlayıcı aşağıya çeken cümleler sarf etmeye başlarsanız, sanatçının yüzünde ve davranışların da değişiklikleri fark edersiniz.

İster istemez bir sinirlilik hali ortamı germeye başlayacaktır.

Eleştiriye asla tahammülleri yoktur.

Sonunda kaçınılmaz bir münakaşa ile karşı karşıya kalacak, "Acaba bu kişiler sanatla ilgilenmeden önce de böyle miydi?" diye düşünmeden edemeyeceksiniz.

Çeşitli sanat dallarıyla ilgilenen bu kitlenin (eğitimli olanlar dahil) beşeri ilişkiler, toplum psikolojisi ve pedagoji üzerine eğitim aldıklarını, yada en azından bu konularla ilgili bir formasyona sahip olduklarını düşünmüyorum.

Birçoğunun sıradan yaşamlarını sürdürdükleri önceki zamanlarında, rutin ve bilgisizlik içerisinde, hatta uzaktan seyreden mesafeli ve ürkek davranışları hiç gözden kaçmaz.

Peki, “Ne oldu?"

Bu insanlar nasıl bu hale geldi?

Kendinizi çok fazla yormayın!

Ben deneyimlerimden hareket ederek sizleri zaten yoruyorum.

Toplumun geneline baktığımızda, sanat dalları ile ilgilenen kitle sayısal olarak minimum noktadadır. Öyle olunca, doğal olarak sanatçı arzı bu niteliksiz kitlenin talebiyle karşılanır hale gelmektedir. (Toplumun sanat alanlarına eğilim göstermemesi büyük ve sosyolojik bir sorun olarak karşımızda durmaktadır)

Doğal olarak seyreden ya da eleştiren bu kitle, not veren hoca edasıyla karşımıza çıkmaktadır.

Eee! Sanatçıyım diye ortaya çıkanlar maskeli, karşısındakilerde sanattan nasibini almamış çakma eleştirmen olunca, ortaya karışık içinden çıkılmaz bir durum hakim olur.

Aslında her iki tarafta birbirinden memnun gibi görünürler ilk bakışta.

Sunumdakiler toplumun elitlerinden olabilmek için vitrinde beklerken, alkışlı kalabalıklarda değişik yerlerin ve farkına varılmışlığın mutluluğunu yaşamak isterler.

Nedense insanlarımız, içinde huzur barındıran heyecanlı telaşlarla doldururlar kokteyl salonlarını.

Sırasız ve toplu olarak.

Tabi insanın deneyimsiz olduğu ve ilk kez bulunduğu ortamda farklı ve değişik yüzlerle karşılaşması küçük şaşkınlık ve panik havası estirir.

Seviyesiz gülücükler, yerli yersiz iltifatlar, kabuller, onaylar, artık havada uçmaktadır. Arada bir, çokbilmiş kişilik erozyonu yaşayan kendisini öne atma hevesi içinde olanlarda, birkaç zengin cümleyle balonu biraz daha şişiriverirler.

Artık bu aşamadan sonra ok yaydan çıkmıştır. Sanatçı onaylanmış, flaşlar patlamış ve pamuktan protokol kendiliğinden oluşmuştur.

Seçenler yetkin değil, seçilenlerde dünden razı durumdadırlar.

Şimdi ne olacak?

Çık işin içinden çıkabilirsen.

Başta da söylediğim gibi, bu zatı muhteremleri kendi ellerimizle yaratıp toplumun önüne atmış durumdayız.

Bu aşamadan sonra sanatçı diye adlandırdığımız kişilere katlanmaktan başka çare gözükmüyor.

Belki de bu çürümüşlük zamana yenik düşer ve bir süre sonra ortadan kaybolur.

Dönemin yeni nesil gençliği çok dinamik, bu zorlukları bilimle aşacakmış gibi görünüyor bir taraftan. Ama diğer taraftan da koşulsuz olarak söylemeliyim ki; sanatta ve her alanda bilimden şaşmamalıyız

Çağdaş medeniyetlerde kültür ve sanat adına ne yapılıyor, hangi yöntemler uygulanıyorsa, bizde de bu yönde olması için çaba göstermeliyiz. Amerika'yı yeniden keşfetmenin bir anlamı yok tabi ki.

Yanlış anlamaya meydan vermek istemem.

Hiç bir medeniyete ait kültür diğeriyle aynı olamaz.

Her yerleşik kültür kendi gelenekselliğinden beslenir.

Burada kültürlerin birbirlerinden etkileşimini de göz ardı edemeyiz.

Dikkat edilmesi gereken;

Taklidiyle birebir kopyalanarak başka kültür ve geleneklerin benimsenmesi, toplumda farklı yönlere kayma, özden uzaklaşma ve yozlaşmanın hâkimiyeti olacaktır.

Bundan sakınmak gerekir.

Bu yazı toplam 1688 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0533 310 60 08