• BIST 1.486,560
  • Altın 559,47
  • Dolar 9,6000
  • Euro 11,1400
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 9 °C
  • Aydın 16 °C
  • İzmir 15 °C
  • Denizli 13 °C
  • Muğla 14 °C

Hakların doğru kullanımı

Ahmet KELEŞOĞLU

Yazılacak çok konu olmasına rağmen bazen yazamazsınız. Cümle kurmak zorlaşır.

Amaç sadece bir şeyler karalamak değildir tabi. Siyasi konjonktürel yapısı, gelenekleri ve bugüne gelen geçmişi ile büyük bir hazineye sahip ülkemizde neler yok ki?

Avrasya diye adlandırdığımız bu coğrafyanın en kritik bölgesinde yer alıyoruz.

Bu topraklar yazarlara şairlere ve unutulmaz hikâyelere ev sahipliği yapmıştır.

Politikası, aktif hareketliliği ve değişken kültürüyle vazgeçilmezdir Türkiye.

Aslında bu coğrafyada politik yoğunluğu ağır basan yazılar yazmak neredeyse zorunlu sayılır.

Hangi iktidar iş başında olursa olsun siyasi konular Türkiye gündeminden hiç düşmez.

Yazılarınızın içeriğinde siyaset yoksa yemeğin tuzu ve yağı yokmuş gibi olur. Ama yine de siyasi yazılar yazmak hiç kolay değildir. İçinde ideoloji barındıran cümleler kurduğunuzda tereddüt yaşarsınız. Bazen korkuya kapılır bazen de yazmaktan vazgeçersiniz. Korku içinde yazı yazmak ise hiç kolay olmaz.

Sonuçlarını beklemek ise daha çok rahatsızlık verir insana.

Anayasa, siyasi partilerin derneklerin ve kamusal alanın dışındaki kişi ve tüzel kişilerin haklarını koruma altına alsa da, zaman zaman aksaklıklar olabilmektedir.

Anayasadaki hakların korunması;

Türk Medeni Kanununun Kişi hukuku, Özel hukuk ve Aile hukuku bunun için vardır ve yürürlüktedir.

Medeni kanunun kişi hukuku bahsinde herkesin kişisel haklarının korunması, "Anayasal güvence altındadır" der. Kişiler, sosyal hukuk devletinin anayasa tarafından korunan gücünü kamu gücünden almaktadır. O yüzden kişiler de, kurumlarda, siyasi partiler de, eşit haklarla korunmalıdırlar.

Bu koruma ve haklar, kişilerin birbirlerine verdiği lütuf değildir.

Cumhuriyetin Anayasal gücüdür.

Bu güç ise, yine kişilerin birbirlerine karşı hak aramada ki üstünlüğü için değildir. Haklarının korunması adınadır.

Demokrasi her zaman bunu gerektirmektedir. Demokratik hak ve ehliyetten bahis geçtikten sonra ülkemizin siyasal gündemi ve yazma konusuna dönersek;

Günlere sığmayan olayları, yıllar süren antlaşmaları, hareketli dış politikası ve on yıllardır devam eden uyum süreci bu ülkenin vazgeçilmez konuları arasında yerini almıştır.

Hangi siyasi işbaşında olursa olsun bu konular Türkiye gündeminden hiç düşmemiştir.

Ekonomi kötüye gittiğinde ekonomiden, dış ilişkiler bozulduğunda dış politikadan, eğitim ve sağlıkla ilgili bir sorun yaşandığında, eğitim ve sağlıktan mutlaka bahis geçilir bu ülkede.

Yazmak ve eleştirmekten imtina ediyorsanız ortada bir sorun var demektir. Bu durum kısıtlı olduğunuzu ve özgür olmadığınızı gösterir. Böyle olunca da demokrasi ve fikir özgürlüğünden bahsedemezsiniz.

Ìsterseniz eleştirilerden uzak, hiçbir şey olmamış gibi davranarak yaşayabilir, yaşamınızı böyle devam ettirebilir, ortadan yürüyerek, suya sabuna dokunmadan yolunuza gidebilirsiniz. Eskilerin bir sözü vardır "bana dokunmayan yılan bin yaşasın"

Bu davranış doğruların aktarılmasını biraz daha geciktirmekten öteye gitmez. Gerçekleri saklamanın hiç kimseye faydası yoktur.

Gelelim Siyasi partilere;

Siyasi parti sözcülerinin toplumu geren kışkırtıcı söylemlerden uzak durması gerekir. Halkın sinir uçlarına dokunan beyanlar onarılması zor yaralar açabilir. Parti taraftarlarının da acımasız eleştirileri toplumda gerginliği git gide artırmaktadır.

Sonuç olarak; zaman ilerledikçe birbirimizi dinlemez ve anlamaz hale geliyoruz.

Kötü fikirler ve kötümserlik prim yapıyor. Geleneklerimiz kültürümüz yok olmak üzere.

Saygı ile bekleyip sıramız geldiğinde konuşma talebimizi bile yerine getiremiyoruz.

Sabır Fazilet ve anlayış yok oldu.

Birine iyilik yapma isteği ise tamamen ortadan kalktı.

Kadınlarımızı acımasızca öldürüyorlar.

Dayak ve kötü muamele yapanlar cezasız kalıyorlar.

Doğru dürüst ceza alınmadığını gören suça meyilli kişiler suç işlemeye devam ediyorlar.

Caydırıcı önlemler alınmaz ise, insanımız umutsuzluğa ve çaresizliğe sürüklenecek.

Bu kötü gidiş nereye varacaktır?

Son söz:

Televizyonlarda parti büyükleri kutuplaşma söylemlerinden vazgeçmelidir.

Onlar ve biz kavramları her zaman ayrımcılığı getirmektedir.

Ana muhalefet partisinin de kusurları bulunmaktadır. Muhalefet liderleri, iktidarı destekleyen halk kitlelerinin de bu ülke vatandaşı olduğunu dikkate alarak politika geliştirmelidir. Böylece karşı fikirdeki insanları da ikna ederek, onlarında yüreğine dokunan söylemler geliştirmelidirler.

Ülke insanının barış ve huzura çok acil ihtiyacı vardır.

Bu yazı toplam 1194 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aydın 24 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0533 310 60 08