Mızrak çuvala sığmıyor: Fon krizi

Adını ister “fon krizi” de, ister “ekonomik kriz”...

Ne derseniz deyin, borsa tepe taklak olmuş, finans piyasaları allak bullak! Yatırımcılar ülkeyi terk etmeye başlamış, bu şartlarda yeni yatırımcıların da gelmesi artık hayal gibi görünüyordu. İktidarıyla muhalefetiyle herkes bu fon krizini ve siyasi aktörlerini konuşuyor, tartışıyordu. On gündür gündemin tek konusu buydu ve görünen o ki tartışmalar daha da sürecek.

Kamuoyunu sarsan, binlerce tasarruf sahibini etkileyen bu vahim olay karşısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Yanlış yapan bedelini ödeyecek” ve “Nefsine yenik düşenlerle vedalaşacağız” diyerek sert mesajlar verdi. Devlet Denetleme Kurulu devreye sokuldu, toplantılar ardı ardına yapılmaya başlandı. Parti içinden de “Ucu nereye dokunursa dokunsun, bu büyük vurgunun sorumluları hukuk önünde hesap vermeli” sesleri yükseliyordu.

Bir gecede 163 milyon doları 2,2 milyar dolara çeviren manipülasyonlar, 650 kişinin bir günde 227 milyon TL çekmesi, kamuoyunda şok etkisi yarattı. “Mazlumların partisi” olarak bilinen bir yapıda, hangi şeytan bu kişileri aldattı? Yetim hakkına el uzatacak cesareti nereden buldular? Sorular soruları kovalarken, geçmişteki olaylar yeniden gündeme taşındı. Artık mızrak çuvala sığmıyordu.

Ekonomi uzmanları bu fon krizinin ülkeye zararının 100 milyar doları bulduğunu söylüyor. Sanayinin çarkları gıcırdamaya başlamış, şirketler batıyor, esnaflar iflas ediyor, yuvalar yıkılıyor. Sermaye sıkıntısı çeken yatırımcı kara kara düşünürken, işsizler ordusu iş ve aş bekliyor. Emekliler, dul ve yetimler ayın ortasını bulmayan maaşlarıyla geçim mücadelesi verirken; öte yanda fonlardan servetler edinen, saadet zincirleri kuran, lüks villalarda yaşayan bir kesim var. Mal varlıkları çarşaf çarşaf medyada sergileniyor.

Bir zamanlar özel jetle umreye gidenlerin ehramlı fotoğrafları sosyal medyada dolaşırken, halkın güveni yerle bir oldu. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi:

“Çalmak, servet yığmak onlara yetmezdi.

Fakirin alkışı, duası ve gözyaşı da lazımdı.”

Bu olay, dinine bağlı halkın güvenini de derinden sarstı. Artık kimse makamına, siyasi etiketine güvenmek istemiyor. Halk şokta, güven bunalımı dorukta.

Ekonomist ve yazar Dr. Şeref Oğuz'un dediği gibi:

““Biz fakirleri doyuramadığımız için değil, zenginleri doyuramadığımız için bu durumdayız.”

Sistemdeki çatlaklar her geçen gün büyüyor. Siyasette, bürokraside, ekonomide ve sosyal hayatta çürüme derinleşiyor. Mesele, güç zehirlenmesiyle hukuk tanımazlığın halkın adalet duygusunu yok etmesi. Devleti yöneten erk, adalet kılıcını hiçbir kişi, parti veya inanç ayrımı yapmadan işletmek zorunda. Hukukun üstünlüğü ve eşit adalet şart.

Uğur Mumcu yıllar önce şöyle uyarmıştı:

“Okumayan, yazmayan, düşünmeyen toplumlar içten içe çürürler. Türkiye böyle bir sürece sokulmuştur. İş bitirmeye, köşe dönmeye koşullandırılmış bir toplum, eninde sonunda bu hovardalığın faturasını öder.”

Bugün yaşananlar bu sözleri doğruluyor.

Şair Celal Gök’ün “Bitiş” şiirindeki dizeler ise bu krizi en iyi anlatıyor:

“Dün acıların bir adı vardı...

Biliyordum gözyaşının derdini.

Bir anlamı vardı çekilen çilenin...

Bugün dünya yüreğime sıkıştı...

Anlamını yitirdi ifadeler...”

Evet, değerler, ilkeler, idealler, ahlak ve adalet... Hepsi değerini yitirdi. Keşke güneş elmayı tatlı yaparken, bazı biberleri zehir gibi acılaştırmasaydı. Güneşin ne kabahati var canım...

Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.