Nevzat ARSLAN
Angut
Zavallı otlar...
Yemyeşil renklerinden sararmaya döneli çok zaman geçti gün de döndü, iyice sararıp solarak ve de kuruyarak, saçılıp yok oldular. Yeni gelen baharda tekrar uyanacaklar. Bir dönüşüm, süzgecinden geçmekteler.
Yandaki pıynar ağacı tepesinde, yeşil ince uzun bir yılan göründü, ardından “ok yılanı bu, ok gibi uçar, gider” dediler. Yılan bir döndü, kayboldu gitti.
Karşıdaki Tevfik Yurdu denen kayalıkta, eş arayan horoz keklik, durmadan ötüyor, kayalık üzerinde dönüp duruyor, Akpınar üzerinden de bu serenada bir karşılık gelince uzun bir süre bakındı, kanatlarını açarak sesin geldiği yöne uçtu.

Kızılcığın tam tepesinde çok çalışılan, vızıltılı sesleriyle bir kızıl arı peteği vardı, Az ötedeki otların arasında iki kaplumbağa tak tak sesleri ile çiftleşmeye çalışıyorlar, arada bir erkek olanın şehvet dolu tiz sesi duyuluyor.
Gül ve diken...
Birbirine sarılmış gibi duran az ötedeki ahlat ve kızılcık ağaççığının çiçekli, yeşil yapraklı dalları dikenlerle bezeli. Düşünürsen, dikenli dallar üzerinde yapraklar ve çiçekler... Bu ağaççıklarda üreyen, çoğalan, ötüşen, cilveleşen, şakıyan kuşlar…
Tee karşı tepede, Cavur Gediğinde, bir kuş bağırıyordu. Angut kuşuydu, tek eşli, eşine ölümüne bağlı, bir kuş olarak bilinir. Esat ağabey İnli Kaya yanındaki, etrafı taşla örülü yatırın başucundaki bodur meşe ağacında pelit avlayan bir çift angut kuşunu ördek zanneder. Gez, göz diyerek tüfeğini ateşler, birisi vurulur. Diğeri yedi yıl süreyle bu ağaca geldi, günlerce eşini aradı, seslendi, bağırdı, yas tutarcasına ağladı, bekledi ve yedi yılın sonunda umudu kesti, gelmez oldu. Eşini kaybeden Angut kuşu, umudu kesince midesini taşlarla doldurarak hayatına son verdiği anlatılır. Herkes bu kuşun ağıtlarını kanıksadı, içimiz burkuldu, yüreğimiz acıdı.
Madran Baba dağındaki ulu çamlarda, erişilmez kayalıklarda yaşayan kartallar ve akbabalar çoktan havada dönmeye başladılar. Alıcı kuşlardan şahin de ağaç tepelerinden bakınmaya, av gözlemeye başlayınca, güvercinler yaprakların arasına indiler. Kınalı kuş da yavrularının üzerine oturdu, kaplumbağalar sustu.
Angut kuşu kadar olamıyoruz bazen...
Nasıl ki,
Evrende gece ve gündüz denen değişim, dönüşüm birbirine zıt ama bir eşi benzeri de yok. Hayat denen mefhumda, güzellikler bir yanda, öte yanda çirkinlikler, acılar, sıkıntılar, sorunlar da var elbette. Bazı seçemediğimiz şeyler de var yaşamda. Anayı, babayı, kardeşi, evladı seçemiyoruz. Oysa eşi, dostu, arkadaşı seçeriz, beğenmedik mi? Ayrılırız, yolumuzu değiştiririz. Unutulmasın ki, bu sıkıntıları aşmanın bir yolu aklımız, fikrimiz ve de seçmesini bilmemizden geçiyor ...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.