Şerif KUTLUDAĞ

Şerif KUTLUDAĞ

Âşıklar resm-i geçiti Karacaoğlan’la noktalandı İzmir’de

15 Ekim 2025 tarihinde, benim de konuşmacı olduğum, Sanat Değirmeni grubunun Aygün EROĞLU başkanlığında gerçekleştirdiği Âşık Murat ÇOBANOĞLU Anma Programının verdiği ilhamla Âşıklar Resm-i Geçit’i başlamıştı Kültür Sanat Fabrikası’nda…

Kültür Turizm Bakanlığı adına İhsan Çelikdemir’in koordinatörlüğünde, Müze Müdürü Dr. Ayşe Firuzan CAMAN’ın mekan sorumluluğunda. Dr. Gökçe Zeynep GÜZEYîn anlatımı, THM sanatçısı Ümit YLDIRIM’ın sazı ve sesiyle, Aslı Zeynep UZUN ile Eylül ÇETİNKAYA’nın da konuya ait şiirlere ses olmalarıyla yaşanan süreçte şu etkinliklere imza atmıştı bu çok özel ve güzel ekip:

24 Kasım 2025’te, ERCİŞLİ EMRAH

11 Aralık 2025’te, Âşık SEYRANÎ

16 Ocak 2026’da, Âşık GEVHERÎ

12 Şubat 2026’da, Âşık DERTLİ

12 Mart 2026’da Âşık RUHSATÎ

9 Nisan 2026’da Âşık DADALOĞU

5 Mayıs 2026’da KARACAOĞLAN

5 Nisan 2026 Salı günü Kültür Sanat Fabrikasında dinlediğimiz Dr. Gökçe Zeynep GÜZEY, yine her zamanki gibi doyurucu bilgilerle yüklü bir sunumla anlatıverdi Karacaoğlan’ı…

İşte sayın GÜZEY’in anlatımından derlediğimiz notlarımız:

"Karacaoğlan, bir isim değildir, bir mahlastır, takma bir isimdir her şeyden önce… Kaldı ki Çukurova güneşi kimleri esmer tenli yapmaz ki Karacaoğlan’ın ten rengini de esmerleştirmesin!..

Karacaoğlan17 yy. şâiridir. 13, 14, 15. Yüzyıllar Tasavvuf şiiri ile Divân Ed. Şiirinin hakim olduğu bir dönemdir. Şiirlerinde Koşma ve Koşuk tarzını kullanmıştır.

Karacaoğlan’ı Toroslardaki pek çok yerleşim yeri sahiplenmiştir: Ör. Mut. Düziçi, Elbistan, Bahçe, Kargın, Silifke vb… bir şiirinde 4 yerde Göğçe, Gökçeli isminin geçmesi Göğçeli’lerin onu daha çok sahiplenmesini sağlamıştır.

w. Radloff’un 16. Yy’da Balkanlardaki bir Karacaoğlan’dan, 18 yy’da bir başka Karacaoğlan’dan söz edilmesi, bizi bir başka Karacaoğlan’a götürür… İlhan BAŞGÖZ de 5 ayrı Karacaoğlan’ın varlığından söz eder..

Karacaoğlan adını taşıyan 500 civarında şiir bulunmakla birlikte bunların hangi Karacaoğlan’a ait olduğu konusu önemli bir sorun olarak durmaktadır ortada…

Karacaoğlan’ın şiirlerinde sevgi vardır, aşk vardır, doğanın çeşitli unsurları vardır, pastoral özellikler vardır. Onda açık bir tasavvuf kültürünü yansıtan şiirler bulunmaz.

Onda Arapça ve Farsça kelimeler yoktur. “Türkçeleşmiş Türkçe” denilen kelimeler bulunur.

Karacaoğlan, işlediği konuları, açık ve anlaşılır Türkçesi, doğal unsurlara ait kelimelere çok yer vermesinden dolayı insanımız tarafından çok sevilmiştir. Bunun sonucunda şiirlerinin bazılarının varyantları oluşmuştur."

Bugün, 6 Mayıs 2026 HIDRELLEZ GÜNÜ, dün Karacaoğlan’la aşıklarla ilgili anlatım zincirinin tamamlanmış olması da çok anlamlıydı. Şimdi de biraz Hıdrellez kültüründen söz edelim sizlerle:

HIDRELLEZ, Hızır ve İlyâs isimlerinin halk ağzında aldığı şekilden ibaret olan hıdrellez… Çeşitli inanışlarla Anadolu, Irak, Suriye, Balkanlar vb Türk kültürünün yaşadığı ve yaşatıldığı yerlerde yaşayan bir kültürdür.

Hıdrellez, halk arasında ölümsüzlük sırrına erdiklerine ve biri karada, diğeri denizde darda kalanlara yardım ettiklerine inanılan Hızır ve İlyâs peygamberlerin yılda bir defa bir araya geldikleri gün olarak kabul edilir.

6 Mayıs (Hızır Günleri) halk arasında yaz mevsiminin başlangıç tarihi sayılmaktadır. 8 Kasım’da yaz biter Kış başlar. Kış mevsimi (Kasım Günleri) de 6 Mayıs günü sona erer

Hıdrellezle ilgili âdet ve gelenekleri dört grupta toplamak mümkündür. 1. Şifa ve sağlık talebine yönelikler 2. Uğura, bereket ve bolluk talebine yönelikler 3. Mal mülk, mevki ve servet talebine yönelikler. 4. Kısmet ve talih açmaya yönelikler…

Meselâ hıdrellez günü kır çiçeklerinin kaynatılarak suyundan içilmesinin hastalıklara şifa vereceği, hıdrellez gecesi bütün sulara nur yağacağından o gece suya girmenin her türlü hastalığa karşı bağışıklık sağlayacağı inancı birinci gruba örnek gösterilebilir.

Genellikle hıdrellez gecesi Hızır’ın yeryüzünde dolaştığı ve dokunduğu şeylere bereket getirdiği inancı çok yaygın olduğundan o gece evlerdeki yiyecek ve içeceklerin ağzının açık bırakılırdı. Benim anam rahmetli ve komşuları böyle yaparlardı.

Dileklerin bir kâğıda yazılarak gül ağaçlarının dibine konulması vb. şeyler örnek sayılabilir.

Denizli’de “Bahtiyâr Açmek” denilen bir gelenek vardı: Bir araya gelen kızlar su dolu bir tencereye kendilerine ait metal bir nesneyi su dolu tencereye bırakırlar. Kabın üzeri örtülür. Sabî bir çocuk kolunu suya sokar bir tane metali tutar. O arada manici bir kadın kızların hoşlarına gidecek bir mânî söyler. Çocuk yakaladığı nesneyi gösterir kime aitse o mânî o kızın denilir. Böylece neşeli, sevinçli bir ortam yaşanırdı…

Sözü, KARACAOĞLAN’ın Hıdrellez’le de uyumlu olacağını düşündüğüm “DİNLE SANA BİR NASİHAT EDEYİM” türkü sözleriyle noktalayalım derim…

DİNLE SANA BİR NASİHAT EDEYİM

Dinle sana bir nasihat edeyim

Hatırdan, gönülden geçici olma

Yiğidin başına bir iş gelince

Anı yad ellere açıcı olma

Mecliste ârif ol kelâmı dinle

El iki söylerse, sen birin söyle

Elinden geldikçe sen eylik eyle

Hatıra dokunup yıkıcı olma

Dokunur hatıra kendisin bilmez

Asilzadelerden hiç kemlik gelmez

Sen eyilik et de o zayi olmaz

Darılıp da başa kakıcı olma

El âriftir, yokla kendi kendini

Dağıdırlar duzağını, fendini

Alçaklarda otur, gözet kendini

Katı yükseklerden uçucu olma

Muradım nasihat bunda söylemek

Size lâyık olan onu dinlemek

Sev seni seveni, zay etme emek

Sevenin sözünden geçici olma

Karac'oğlan söyler sözün, başarır

Aşkın deryasını boydan aşırır

Seni bir mecliste hacil düşürür

Kötülerle konup göçücü olma

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.