Ali AKSÜT
İnsan kitabının sayfaları
Sabahattin Ali, “İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.” derken varoluşun özüne işaret ediyor.
Hüseyin Nihal Atsız ise insanın karakterini bir yaşam felsefesi olarak şiirle dile getiriyor:
“Yiğit bahtsız olurmuş,
Taçsız, tahtsız olurmuş.
Namertlerin adı çok,
Mertler ATSIZ olurmuş!”
Felsefeci İhsan Fazlıoğlu’nun “Neye açsanız onun tokluğu için çalışırsınız. Derdi olan insan işiyle; boş insan kişiyle uğraşır.” sözü de aynı zincirin halkası.

Ve anonim bir ifade:
“Türkiye’de ve daha birçok ülkede iyi insan olmak problem değil; kötü karakterli insanların vizyonsuz, cahil, dedikoducu, ikiyüzlü ve fesat olması problem.”
Alt alta sıralandığında bu cümleler bir puzzle gibi birbirini tamamlıyor. Büyük fotoğrafın merkezinde hep insan var. Çeşit çeşit olayların kahramanı: bazen yaşlı bir teyze, bazen simit satan bir çocuk, bazen otobüse yetişmeye çalışan bir yolcu… Evde, okulda, çarşıda, trafikte; genç, ihtiyar, kadın, erkek… Hayat mutfağının özneleri.
Bu mutfağı bazen süsleyen güzel ilişkiler de var: bir tebessüm, bir teşekkür, bir zabıtanın yaşlı teyzeyi karşıya geçirmesi, bir öğrencinin duası… Ama aynı şehirde bakımsız kaldırımlar, hayat pahalılığı altında ezilen emekliler, terör grupları, kadın cinayetleri, gençlerin kavgaları da var. İnsan ilişkileri bıçak sırtında; herkes gergin, stresli, tahammülsüz. Küçük bir dikkatsizlikte küfür, hakaret, yumruk… Yaşlıların dolandırıldığı haberleri içimizi acıtıyor.
Toplum huzur arıyor. Vatandaş güven içinde yaşamak istiyor. Ama sorunlar yığıldıkça çare arayışları da çoğalıyor. “Aklın yolu bir” denir; fakat akıl özgür değilse yollar çoğalıyor. Çıkar ve ego hakikatin önüne geçiyor. Korku aklın sesini bastırıyor. Cehalet düşünmeyi değil, çatışmayı besliyor. Güç ise ortak aklı değil, itaatkâr kalabalıkları üretiyor. Ortada bir akıl tutulması, kör dövüşü var.
İbn-i Arabi’nin “Gördüğün her sureti insan sanma, suret vardır insan yoktur.” sözü bu tabloyu özetliyor. Çin atasözü ise çözüm yolunu gösteriyor:
“Başkalarını suçlayan adamın daha çok gidecek yolu vardır. Kendini suçlayan adam yolu yarılamıştır. Hiç kimseyi suçlamayan adam hedefe varmıştır.”
Hayatın içinde özür dileyeceği yerde kendini hunharca haklı çıkaranlardan uzak durmak gerekir. Çünkü bu ilişkilerin bedelini hep zayıflar, yaşlılar, tedbirsizler ödüyor. Dervişin dediği gibi:
“Deve türkü söyler mi diye sormuşlar. Dinleyecek eşek bulursa gazel bile okur.”
Hayat mutfağında bazen kulağa sessiz bir şarkı fısıldanır. Dudaklara giden parmak “sus” der gibi… Yeter! Çok şey yaşadım, çok şey gördüm. İnsan kitabını çok okudum. Benim için isimler değil, kalite var. O kalite sözde değil, eylemde görünür. Pazarda satılmaz, parayla alınmaz.
Zamana bıraktık her şeyi. Ama zaman bizi bırakır mı, bilinmez… Her çiçeğin kokusu farklıdır, her meyvenin tadı gibi. Her sabahın güneşi farklıdır, her gülümsemenin sebebi gibi. Hayaller ve umutlar yeniden yakacak bir ateş gibidir.
Kalın sağlıcakla…

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.