Avukatlıkların mesleki çatılarının yapıları ve oluşum usulleri değiştirilmelidir

Avukatlık Kanunu, baro, baro birlik seçimleri ve yapılanmaları günümüz çalışma koşullarına hizmet etmemektedir. Başkanlık ve kurullar yalnızca baro ve baro birlik başkanları ile yönetim, denetim ve disiplin kurullarında yer alan avukatların elinde tutulmaktadır. Bu avukatlar da tıpkı bizler gibi serbest avukatlar olup oraya hiçbir yeterliliklerine bakılmadan yalnızca oy alarak gelmektelerdir. Onlara oy verenler kendi arkadaşları olduğu için onlarla ilgili yapılan baro şikayetlerinin üzeri sıklıkla kapatılmaktadır. Zaten avukatlık mesleği haliyle zor bir meslektir. Günümüzde daha da zorlaşmaktadır. Bunun sebepleri çok ve çok yönlüdür. Avukat sayısının çok olması, ülkede ve dünyada genel ahlaki ve toplumsal bozulmalar, serbest ekonomideki sıkıntılar, her gün yapılan zamlar ve geçim sıkıntısı bunlardan yalnızca birkaçıdır.

Şu anda avukatlar meslektaş olmaktan çıkıp birbirlerine haksız azilname gönderilmesini sağlayıp adeta birbirlerinin takip ettiği davaları ve müvekkillerini çalmaktadır. Birçok avukat avukatlık mesleğini suçta kullanmakta, müvekkiliyle birlikte suç işlemekte, avukatların çantaları resmi kurum girişlerinde aranmadığından çantasında uyuşturucu madde taşımakta, cezaevlerine yasaklı madde sokmakta, birçok halde suç işleyen polisle iş birliği halinde suç işlemekte, çok sayıda insanı mağdur etmektedir. Müvekkilinden ücret almadan yalnızca karşı vekalet ücreti için dava takip eden avukat sayısı çoktur. Bu avukatlar davaları kazabilmek ve dolayısıyla karşı vekalet ücreti alabilmek için bu süreçte karşı tarafa iftira atmakta, suç uydurmakta, hukuksuz delil üretmekte, çok çirkin savunmalar ve ahlak ve hukuk dışı yalan beyan ve iddialarla karşı tarafın, mağdur kesimin canını acıtmaktadır. Bu halde haklı taraf davasında mağdur olmakta, ikincil örselenmeler yaşamaktadır. Haklıyken haksız isnatlarla ve iftiralarla karşılaşmaktadır. Hatta adliyelerde yalancı tanık arayan ve bekleyen avukatlar olmaktadır. Avukatlardan çoğu suçta maşa olarak kullanılmaktadır. Oysa barolar kendilerine ulaşan şikayetlerde kendi arkadaşlarını, kendi komşularını, kendi ekiplerini korumaktadır. Ayrıca bu kimseler (baro ve TBB başkan ve kurulları) mesleği yeterince temsil edememektedir. Birçok baro başkanı özel üniversite mezunu olmakla övünüp çalışkan avukatlarla adeta alay etmektedir. Baro başkanlıkları ve baro birlik ne yaptığının ve sorumluluklarının bilincinde değildir. Avukatları susturmak için kanun ve yönetmelikler kabul edilmektedir. Oysa kendileri de avukattır ve ellerinde “Avukata dokunma.” pankartı ile dolaşmaktadır. Amaçları yalnızca kendi canları istediğinde kendileri konuşsun. Hepsi yalnızca bunu istemektedir. Bizlerin uygulamadaki mağduriyetleri, yaşadığı sıkıntılar onlar için önemsizdir. Karakollar ve jandarmalar kolluk ve askeri disiplinden uzak ve girilemez haldedir. İstanbul'da jandarmada avukatların telefonları hukuksuz şekilde toplanmakta, birçok kolluk ve cezaevinde avukatın müvekkiliyle görüştüğü esnada üzerinden kapılar kilitlenmekte, memurlar kapıda veya yakında durmamakta, dakikalarca kapılar yumruklanınca açılmaktadır. Bizlerin kollukta can ve mal güvenliği yoktur. Saldırıya uğranması an meselesidir. Baro yapılanmaları bu aday ve sonrasında başkan ve kurul üyesi olanlarla kendi arkadaş grubuna hizmet etmekte ve bu kimseler kendi ideolojilerini tüm avukatlara dayatmaya çalışmaktadır. Hatta kendi duygu ve düşüncelerini tüm avukatların sesi gibi göstermenin peşindedir. Oysa gerçek durum bu değildir. Ben stajla birlikte yirmi yıldır avukatlık mesleğini icra ve ifa ediyorum. Bizler baro seçimlerine katılamıyoruz. Baroların kendi içerisinde kötü bir sarmalı ve döngüsü vardır. Kimse o döngüden kendisini kurtaramamaktadır. Başka bir anlatımla baro yönetim ve başkanlıkları, bizlerin yaşadıkları sorunlarla değil, doğrudan avukatlarla savaşmaktadır. Aslında baro ve TBB nezdinde bir iç savaş vardır. Avukatlar savaşmaktadır. Oysa orası savaş alanı değil, meslek gelişimi ve ifasında ortak çatıdır. Her seçimde üç büyük il barosunda karşılıklı olarak “Baroda terörist istemiyoruz” ve başkaca Kürtçe sloganlar atılmakta, avukatlar birbirlerine şişe ve sandalye fırlatmaktadır. Seçim günlerinde avukatlar yaralanmaktadır. Bizler yıllardır seçimlere gidemiyoruz. Oy bile kullanamıyoruz. Hiçbir şekilde demokratik bir sistem ve düzen yoktur. Bizlerin uygulamadaki sorunları çözümlenmemektedir. Bu sorunların doğrudan bizler tarafından açıklanması gibi bir ortam hazırlanmamaktadır. Başka bir anlatımla bizlere mikrofon uzatan bir baro yönetimi ve baro birlik yoktur. Onların mikrofonları yalnızca kendi ideolojik ve çoğunlukla birçok avukat tarafından tasvip edilmeyen söylemlerine hizmet etmektedir. Örneğin CMK uyarınca yapılan görevlendirmelerde karşı vekalet ücreti sorunu yıllardır yaşanmakta, kanunlara konu olmamaktadır. Oysa bunun yolu çok basit ve açıktır. Avukatlık Kanunu’na veya Ceza Muhakemesi Kanunu’na konulacak bir hüküm, bu sorunu kökünden çözecektir. Benzer şekilde bizlere hak kazandığımız karşı vekalet ücretleri bazı başsavcılıklarca bilinçli şekilde ödenmemektedir. Bu konuda uğraş ve savaş veren yoktur. Baro çatılarında bazı avukatlar sevilmezken, çoğu avukat tanınmamakta, bazı avukatlarsa özellikle korunmaktadır. Bu korumacı yaklaşımla insanlar mağdur edilmektedir. Şu anki baro birlik başkanı hiçbir şekilde etkili değildir. Aksine yalnızca kendi hayatına devam etmektedir. Oysa iki yüz bin civarı avukattan bazılarının usulsüzlükleri, bazılarının da şikayet ve haklı söylemleri vardır. Ama bunları duyan ve dinleyen yoktur. Avukat şikayetleri sağlıklı şekilde incelenmemektedir. Tamamen “arkadaş, komşu” veya “Avukat dava sürecinde her şeyi yapar.” denilerek hukuksuz sonuçlar doğurulmaktadır.

Birçok baroda avukatın asaleten (kendi adına) yaptığı şikayetten ücret ve masraf alınmaktadır. Bu halde şikayet haklarının kullanımı zorlaşmakta ve avukat gereksiz masraf ve giderlere tabi tutulmaktadır. Oysa bir avukat kendisine haksız azilname gönderilmesine yol açan avukatı masraf yapmadan ve daha fazla mağdur olmadan şikayet edebilmelidir.

Barolar avukatları tep tip haline dönüştürmeyi istemektedir. Ülkemizde hukuk sistemi ve sistemin zorluk ve sıkıntıları ortadadır. Avukatlık mesleği sürekli güvenilmez olarak lanse edilmektedir. Bu halde bu saygısız ve haksız intibanın altında görev yapmak imkansızlaşmaktadır. Barolar “Herkes sussun ve kimse konuşmasın.” istemektedir. Buna hakları yoktur.

Yakın zamanda katıldığım TBB ve BMMYK ile Yürütülmekte Olan Türkiye’de Adli Yardım Kapasitesinin Güçlendirilmesi Programı (SCLA) Kapsamında ve TBB, BMMYK ve Göç İdaresi ile Yürütülmekte Olan Suriye’ye Gönüllü Geri Dönüş Projesi Kapsamında 13.03.2026 tarihinde yapılan ve bazı kişilerin iki gün daha katılmaları gereken eğitimler tamamen şaibeli ve hukuksuz şekilde yapıldı. Bu eğitimler açıldığında avukatlar iki kısma ayrıldı ve bazı avukatlar yalnızca bir gün, bazı avukatlar üç gün eğitime katıldı. Bunun sebebi Türkiye Barolar Birliği barolara kendisine nöbetçi avukat listesi göndermesini istedi. Barolar kimseye duyurmadan liste belirledi. Örneğin İstanbul Barosu on kişilik liste bildirdi. Baro bu bildirdiği on kişiyi neye göre belirledi? Ben TBB’ni arayarak bu eğitimlere kaç gün katılacağımızı sorduğumda, baro birlik bana “Baronuzun belirlediği listede yer alıyorsanız ve size mesaj geldiyse üç gün, değilse bir gün katılım sağlamak gerekli.” dedi. Oysa bana mesaj gelmedi, hiçbir duyuru yapılmadı. Ben konuyu yeniden sorduğumda “Baronuzla görüşün.” denildi. Baroyu aradığımda “Bizimle ilgili bir konu değil. Hiç haberimiz yok. Siz TBB ile görüşün.” denildi. Birden fazla kez iki kurumu da aradım ancak ikisi de topu birbirinin üzerine attı. Haliyle eğitime kaç gün katılacağımız belirsiz ve durum şaibeli olduğundan ve bu kaygıyla soru işaretini yalnızca ben değil, seçilen ve isimleri bildirilenler dışındaki herkes yaşadığından, bu konu eğitim süresince çok fazla zaman aldı. Bu konuda sorular soruldu ama kimse sağlıklı cevap alamadı. Sorularımız sürekli olarak geçiştirildi. Sorular çok olunca bizlerin zaten konuşma hakkı yoktu ama mesaj göndermemiz bile tamamen engellendi. Eğitimde “Avukatların mesaj göndermelerini, yazı yazmalarını ve soru sormalarını kapatın.” denildi. Bunu yapanlar da bir kısım avukat.

Geçmiş yıllarda TBB hakem heyetleri için barolardan isim listesi istendiğinde benzer tutum ve davranışı İzmir Barosu da yaptı. Şöyle ki kendisi sözde kura çekildiğinden bahisle beş kişilik isim listesi gönderdi. Ama kura için bizlere mesaj ve arama gelmedi. Bizler barolara evrak teslim ettik ama kuraya çağrılmadık. Kurada bize göre adımız bile yoktu. Ben şahsen buna inanıyorum. Kuradan sonra bildirilen isim listesini gördüğümde baro yönetiminin aralarında yakın bağları olan kendi arkadaşlarının isimlerini bildirdiğini öğrendim. Şimdi de aynıları nöbet listesinde yapılmaktadır. Görüldüğü üzere barolarda hiçbir şey şeffaf değildir. Bu nöbet listelerini kim, neye göre belirlemektedir? Defalarca sorulmasına rağmen avukatlara kimse cevap vermedi. Açıklama yapan olmadı. Zira barolar denetimsizdir. Yol haritaları tamamen seçim, oy ve arkadaş şeklinde ilerlemektedir.

Ben bu yapılanmalarının değişmesini istiyorum. Bizler kendi sesimizi ve sorunlarımızı duyuramıyoruz. Barolar ve baro birlik meslek sorunlarına eğilmekten öte kendi içerisinde avukatlarla çatışma halindedir. Onların derdi avukatlık mesleğinin sorunlarını çözmek değildir. Aksine kendilerince gözlerine kestirdikleri bazı avukatların ön plana çıktıklarını düşünüp gereksiz, anlamsız ve hukuksuz bir kaygı içerisine düşüp panikledikleri görülmektedir. Oysa ön plana çıkmak nedir? Kim, kime ve neye göre ön plandadır? Hangi davranışlar ön plana çıkmaktır? Reklam nedir? Reklam yasağı nedir? Konuşmak reklam yasağı mıdır? Kendi meramını anlatabilme, sesinin duyulmasını isteme, şikayet hakkı, eleştiri hakkı veya genel görüş bildirme ya da paylaşım yapma gibi birçok hukuki ve insani hak ve son derece doğal olan konuşma hakkı nasıl kısıtlanabilir? Buna baronun ve baro birliğin ne hakkı vardır? Baroların amacı bir avuç serbest avukatın bir araya gelerek yalnızca kendi şahsi çıkar ve menfaatlerinin peşinden koşulması mıdır? Mesleki sorunlar zamanında dikkate ve ele alınmadığı ve adeta kıskanç bir yapı ve düşünce mekanizması haklı avukatları engellediği için barolarda ve baro birlikte ya denetimsiz bir durum ya da geç kalınmışlıklar yaşanmaktadır.

Avukatlık mesleğine ve avukatlara çok fazla sözlü, fiziki, silahlı ve bıçaklı saldırılar olmaktadır. Zaten adli merciiler sıklıkla avukatın yanında değil karşısındadır. Barolar da kendilerine dokunulmadığı müddetçe hiçbir şey yokmuş gibi davranınca, meslek yapılamaz ve hayat çekilmez bir hal almaktadır. Çok fazla saldırı olunca adliyeye gitmek, kolluğa girmek, olması gereken olağan mesleki faaliyetleri yapmak bile imkansızlaşmaktadır. Beş saat duruşma bekleten hâkimin avukatlık mesleğine saygısı olmadığından hiçbir şey yokmuş gibi gülerek duruşmaya başladığı görülmektedir. Kolluk elinde el koyma kararı yokken hukuksuzca telefonlara el koyduğunda cep telefonunu vermeyen avukata rahatlıkla “Sen de gelme buraya.” diyebilmektedir. Polis rahatlıkla avukatın üzerinden kapıyı kilitleyip başka odaya maç izlemeye, bahçeye sigara içmeye, lavaboya ve tuvalete gidebilmektedir. Odada birlikte yalnız kalınan kişi benim hiçbir şeyimdir. Yalnızca yapılan görevlendirme üzerine gittiğim kollukta o şahsı ben de birkaç dakika önce gördüğümden ötürü avukata karşı saldırı olması belki de an meselesidir. Kişi alkol veya uyarıcı, uyuşturucu madde etkisinde olabilir. Kişi avukattan istediği cevapları alamadığında veya kendisine ifade öğretilmediğinde saldırganlaşmakta ve avukatı istememektedir. Kişi cinsel istismar, cinsel saldırı, taciz, öldürme, yaralama suçlarından şüpheli ve gerçekten de o suçu işlemiş olabilir. Bizlerin kollukta ve adliyelerde can ve mal güvenliği yoktur. Barolar bu yaşananlar yokmuş gibi davranmaktadır. Baro yapılanmalarında yer alan ve seçimle iş başına gelen serbest avukatlar, kendileri ve arkadaş grupları bir sorun yaşamadığında sanki meslek ifasında hiçbir sorun yokmuş gibi davranmaktadır. Bir kısım avukatlar sürekli olarak şüpheli ve sanıklara ifade ve beyan öğretmekte, hatta şüpheliye sigara taşımaktadır. Avukatın görevi ifade öğretmek, sigara ve su taşımak değildir. Neredeyse her olayda şüpheliler avukatlara “İfade öğret.” veya “Ne diyeyim ben şimdi?” demektedir. Avukatlar meslek ifasında hiçbir denetime tabi değildir. Yalnızca avukatların konuşmaması, seslerinin kısılması, kimsenin rengini belli etmemesi gibi saçma politikalar güdülmektedir. Oysa ortada bambaşka meslek sorunları vardır. Bu sorunlar avukatlık mesleğine yapılan ciddi ve gerçek saldırılarla mesleğin içinde bulunduğu güvenilmez durumdur. Bu güvenilmez ifadesi artık mesleğe yapıştığı için başarılı bir avukat tabir-i caizse ağzıyla kuş tutsa da kimselere yaranamamaktadır. Nasılsa meslek güvenilmez denilip bir kişi ödemediği avukatlık ücretine ilişkin borcu dahi “Ödedim.” veya “Avukat benden para istiyor.” gibi hukuksuz söylemlerle inkar edip adeta olayı başkalaştırmaktadır. Avukat bir kişiden neden durup dururken para istesin? Bu istem ya avukatlık ücreti ya da icra dosyası borcu içindir. Borç yoksa da varlığı ya da yokluğu yargı merciinde çözümlenecektir. Oysa kişi farklı söylemlerle “Avukat mı, yapmıştır.” denilmesini istenmektedir. Yaratmak istediği intiba ve sonuç budur. Aslında kötü niyetli kimseler bu güvenlik açığını ve güvenilmez söylemini kendi keyfi tutum ve davranışları için kullanmaktadır.

Artık bizler mesleklerimizi ifa edemiyoruz. İfade sonlarında avukatlardan diyeceklerinin sorulmasının istenmediği kolluk birimleri dahi vardır. Birçok avukat, devamını takip etmeyecekken günü kurtarmak için anlık ifade ve sorgulara katılmakta, hâkim ve savcılar da bu yönde beyan yokken CMK uyarınca görevlendirilen avukatın beyanına “Görevim sona ermiştir.” ifadesini yazdırmaktadır. Oysa görev bitmemiştir. Sözde özel müdafii adı altında gelen böbürlenen avukat sonrasını takip etmediğinde yine barodan görevlendirilen avukat takip etmektedir. Yakın zamanda bir ağır ceza mahkemesi başkanı duruşma tutanağına söylemememe rağmen bu beyanı yazdırdığında, benim öyle bir beyanımın olmadığını ve gerekirse kendilerinin bu yönde ara karar kurmalarını istedim. Ama bundan imtina etti. Ben de benim söylemediğim beyanın söylenmiş gibi yazılmasının hukuka aykırı olduğunu, bu konuda haklı olarak sorumluluk almak istemediğimi ve tek taraflı olarak yazılan beyanın silinmesini istediğimi söyledim. Elbette sildirdim. Aynı duruşmada müvekkil tutuklandı. Duruşmadan sonra iki haftaya yakın süre bekledim. Ama duruşmada tutuklanan sanığın tutukluluk haline sözde özel müdafii olduğunu beyan eden avukat tarafından itiraz edilmedi. Dosyaya bugüne dek vekaletname de sunulmadı. Bense tutuklama kararına süresinde itiraz ettim.

Görüldüğü üzere kötü niyetli avukatlar da süreçte her daim yerini almaktadır. Bu yüzden mesleki faaliyetlerde bunların dile getirilmesi ve duyurulması zorunludur. Avukatlık mesleğine yapışıp kalan bu güvenilmez kavramı altında tüm avukatlar ezilemez. Artık buna “Dur.” denilmesi gereklidir. Barolarsa “Bunlar gizli tutulsun. Herkes istediği gibi suç işlesin. Tüm avukatlar tek başlık ve avukat kimliği altında renksiz şekilde bütünleşsin, fabrika ürününe dönüşsün, kimin ne yaptığı bilinmesin.” isteyemez. Başka bir anlatımla ben neden suç işleyen, casusluk yapan, madde ticari yapan, terör eylemlerine karışan bir avukatın işlediği suçların altında ezileyim? Barolar bizlerin mesleki sorun ve sıkıntılarını görmezden gelmektedir. Yılda bir iki defa televizyon veya haber kanallarının kameralarında söylenen “Biat etmiyoruz.”, “Avukata dokunma.”, “Avukatlar susturulamaz.” söylemleri meslekleri korumaya yetmemektedir. Bunlar tamamen klişeleşmiş slogan mahiyetiki sözlerdir. Bu söz ve söylemlerin kamu kurum ve kuruluşları, mağduriyet yaşayan avukatlar ve halk nezdinde hiçbir inandırıcılığı, anlamı, önemi, etkisi ve bağlayıcılığı yoktur. Aksine özellikle bunlar siyasi kesimi tahrik etmektedir.

Avukatlardan bir kesiminin iftira, suç uydurma, yalancı tanık dinletme eğilimi vardır. Hatta bunlar, mağduru olunan suçlarda, haksız şekilde mağdurlara şüpheli dosyası açılmasına yol açmaktadır. Bu halde soruşturmalar anlamsızlaşmakta, davalarda mahkemeler kandırılmak istenmekte, adalete erişim neredeyse imkânsız hale gelmektedir. Kişilerin iftira attığı ve yalan beyanda bulundukları görülse de savcılık ve mahkemeler ne yazık ki sıklıkla bunlara görevi kötüye kullanmadan, iftira veya suç uydurmadan ayrı dosya açmamaktadır. Görüldüğü üzere cezasızlıklarla güçlenen suça eğilimli ve suç işleyen kesim, kötü niyetli bir avukatla birlikte yol haritası çizdiğinde, yargısal süreç anlam ve önemini yitirmektedir. Bu kötü niyetli avukatlar yüzünden savunmalar yalan beyan ve iftiralar üzerine kurulmaktadır. Oysa avukatlık mesleği bu değildir. Avukatlık mesleğinin sorunları avukatların konuşması değil, konuşturulmamasından ve kimsenin konuşmamasından kaynaklanan yüzlerce sorundur. Yani sorun konuşmak değil, konuşmamaktır. Herkese eşit şekilde mikrofon uzatılmamaktadır. Baro ve TBB yapıları yalnızca bazı avukatların elinde tutulmaktadır. Bu halde sürekli olarak avukat atışmaları ve sürtüşmeleri olmaktadır. Avukatlar barolardan dışlanmaktadır. Bu yüzden serbest avukatların bu baro ve baro birlik yapılarından arındırılması gereklidir. Avukatlar meslek sorunlarını doğrudan baroya sözlü veya yazılı olarak iletebilmeli, ilgili evrak gerekli resmî kurumlara gönderilmelidir. Evrak, başvuru, şikayet ve taleplerin akıbetleri takip edilmelidir. Örneğin yakında zamanda bir konuda Adalet Bakanlığı yapılan görüşmelerde “Bu konuda baronuz dilekçe gönderirse daha iyi olur.” denilmiştir. Oysa benim doğrudan ilama dayalı şahsi alacağımdan ötürü baro bunu hiçbir yere bildirmeyecektir. Ama bazı kurumlar baro başlık ve çatısı altında toplu başvuru yapılmasını istemektedir. Bu yaklaşım doğru değildir. Ancak başvurunun ya da talebin etki doğurması için bazen topluca hareket önem arz etmektedir. Özetle baro çatılarının serbest avukatlardan arındırılması zorunludur. Barolarda yalnızca idari kısım olmalıdır. Adli yardım, CMK ve benzeri birimler aktif olarak çalışmalıdır. Ayrıca baro personelleri dışında baroların ve baro birliğin kendi bünyesinde barolara bağlı çalışan avukatlar da baro faaliyetlerinde görev almalıdır. Baroların yapısını, baro birlik çatısını, baroların kuruluş amaçlarını bozan, anlam ve önemlerinin yitirilmesine yol açan kesim baro başkanlıkları, baro birlik başkanlığı, baro ve TBB kurulları ile delegelerinde yer alan sınırlı sayıdaki serbest avukatlardır. Şu anda barolar tıkanmış mekanizmalar halindedir. Neredeyse hiçbir etkinlikleri yoktur. Bu yapıların avukatlara genel mahiyette faydaları da yoktur. Oysa avukatların sorun ve sıkıntıları haliyle çoktur. Ülkedeki avukat sorunu avukatların iki türde olmaları, suç işleyen, suçta kullanılan, karşı tarafa sataşan, iftira atan, suç uyduran, yalancı tanık bulan, yasaklı madde taşıyan, başka avukatın müvekkilini çalan, azilname gönderten, şüpheli ve sanıklara sürekli olarak ifade öğreten, özel müdafii adı altında CMK sistemini küçük düşürmeye çalışan, günü kurtarmanın peşinde olup o günlük ifadeye ve/veya sorguya giren ancak sonrasında ortalıktan kaybolan, başka avukatı veya adli yardım, CMK gibi sistemleri basite indirgeyen ve başka avukatı hafife alarak ya da kötüleyerek dava almanın peşinde olan, adeta vatandaşı kandıran, dosyalara sahte evrak sunan, içeriği yanlış yetki belgesi oluşturan ve bunu mahkemelere ileten, sulh ceza değişik iş veya mahkeme kararı uydurup bir de bu uydurulmuş içeriği hakimin dikkatini çekmek için tırnak içinde yazan ve olmayan bir kararı veya gerekçeye sanki varmış gibi dilekçesinde yer veren avukatlara işlem yapılmalıdır. Avukatlık mesleği güven vermeli ve güvenirlik kazanmalıdır. Avukatlık mesleği insanları borç ödemeye değil de ödememeye sevk eden, karşı tarafa iftira attıran, suç uyduran, hukuka aykırı şekilde delil üreten, mevcut delilleri yok eden, sahte evrak üreten, suçun delillerini gizleyen, şüpheli ve sanığa ifade öğreten, adliyelerde su ve sigara servisi yapan, birden çok suça sürüklenen çocuğa ayrı avukatlar görevlendirilmişken başka avukatların müvekkillerini ve kendi müvekkilini bir araya toplayıp ağız birliği yaptıran, avukata “Gel meslektaşım sizinle bir konuşalım. Bizim müvekkil şunları söylüyor, sizinki de bunları söylesin.” şeklinde hukuksuz söylemlerde bulunmak değildir.

Bu ve bunlar gibi örneklerin, bir kesimin hukuksuzluklarının, başka kesiminin de haklı kaygı, sorun ve mağduriyetlerinin sayısı daha çoktur. Ancak konu yeterince anlaşılmıştır. Son durumda avukatlık mesleği yapılamaz hale gelmiştir. Barolar denetimsizdir. Barodaki başkan ve kurulda yer alan avukatlar meslekle alakasız olaylarda sanki avukat durup dururken ve sırf duruşmaya gittiği için tutuklanmış gibi bir eyleme giriştiğinden gerçek mesleki sorunlar çözümsüz şekilde ortada kalmaktadır. Örneğin bir casusluk davasında televizyon ekranlarına yansıyan haberleri gören bazı baro başkanları hemen açıklama yapıp “Avukata dokunma.” demektedir. Ya da terör suçlaması sebebiyle gözaltındaki kişi için sokaklarda eylem yapmaktadır. Oysa o olaylarda avukat, avukat olduğu için değil, suç işlediği veya casusluk, terör eylemi, örgüt üyeliği gibi suçlardan ötürü soruşturulduğu için gözaltına alınmakta veya tutuklanmaktadır. Barolar ve baro birlikse bunları farklı lanse etmeye ve olayları çarpıtmaya çalışmaktadır. Ama bu halde meslek çok büyük zarar görmektedir. Avukatın işlediği adi suç veya terör, casusluk gibi ülkenin güvenliğini ve doğrudan mesleki güvenirliği sarsan eylemler neden barolar ve baro birlik tarafından korunmak, gizlenmek, çarpıtılmak istenmektedir? Burada barolar ve TBB yapılanması konuyu saptırmaktadır. Gerçekten avukata karşı işlenen suçlarsa hep havada asıl kalmaktadır. Örneğin karakola giden avukatın üzerinden kapıyı kilitleyip çekip giden polisin ardından avukat kapıları yumruklamaktadır. Bunları gören ve duyan yoktur. Hatta İstanbul’da jandarmada işlenen suç ve kabahatler sonucu yapılan şikayette İstanbul İl Jandarma Komutanlığında hem de ifade odasında kamera olmadığı söylenmektedir ki, bunun kabulü mümkün değildir. İfade odasında müvekkil dövülse kamera kayıtları yoktur veya yok denilmektedir. Barolar bunların savaşını vermemekte, aksine asıl kendi reklamlarını yapmaktadır. Buna karşı olanları da reklam yasağı adı altında susturmaya çalışmaktadır. Bunların söylenmesi reklam değil, mesleğin haysiyet, şeref ve onurunun korunması ve mesleğin ayakta tutulmaya çalışılmasıdır.

Şu anda avukatlık mesleği çok ciddi sorunlar yaşamaktadır. Kurum avukatları, baro bina, baro personelleri ve sekretaryalar korunarak baro ve baro birlik yapıları serbest avukatlar arındırılmalı ve bu serbest avukatlar bu çatılardaki görevlerinden alınmalıdır. Tamamen oy ve arkadaş grubu üzerinden ilerleyen bu yapılanmalar, yalnızca eylemlerle ve konuları saptırarak bilinçsizce ve sorumsuzca ilerlemektedir. Avukatlık mesleği ifa sırasında denetlenmelidir. Avukat yargının kurucu unsuru ve üç sacayağından birisidir. Ancak avukat, yargısal sürecin gidişatını, soruşturmaların selametini, davaların sonucunu değiştirmeye çalışan suç faili olamaz. Elbette her avukatın istem ve amacı müvekkilinin hak, çıkar ve menfaatlerini koruyup kollamaktır. Ancak bu uğurda her yol mübah değildir. Başka bir anlatımla avukat mahkemeleri yanıltamaz, karşı tarafa iftira atamaz, barolar kendilerine ve arkadaş gruplarına hizmet edemez, mesleki sorunlara kulak tıkayamaz, “Yalnızca ben konuşacağım.” veya “Ben ön planda olacağım.” diyemez. Avukatlar tek tip değildir. Bu sebeple “Kimse rengini belli edemez.” diyemez. Avukatlar fabrika ürünü değildir. Herkesin dilekçe yazımı ve savunması bile birbirinden farklıdır. Böyle de olmalıdır. Şu anda barolar neredeyse tek tiptir. Bu yüzden avukatları da kendisine dönüştürmeyi ve kendi baskısı altına almayı istemektedir. Barolar ve baro birlik yalnızca kamuoyuna yansıyan medyatik dava ve işlerin peşindedir. Suç işleyen avukatların ortaya çıkmasını ve gerçekten mesleki sorunları, hukuki süreçte yaşanan bireysel sorunları dile getirenleri, sorunların çözümlenmesi için çıkış yolu arayanları ve önerenleri, avukatın da aynı zamanda bu ülke topraklarında yaşaması ve bu ülkenin vatandaşı olması sebebiyle toplumsal konu ve sorunlar üzerine kendi bakış açısını, yapıcı eleştiri ve yorumlarını dile getirmesini engellemeye çalışmaktadır. Barolar ve TBB herkes sussun ve gereken her durumda değil canları istediğinde ve ucu kendilerine dokunduğunda yalnızca kendileri konuşsun istemektedir. Türk hukuk sistemindeki baro yapılanması budur. Oysa kendileri susturulmak istendiğinde ellerine pankartlar alıp sokaklara dökülmekte ve adliyelerde eylem yapmaktadır. Bu durum hukuksuz olup kötü niyet ürünüdür.

Şu anda ve yıllardır barolar ve baro birlik serbest avukatların tekelindedir. Sayısı sınırlı bazı serbest avukatlar, başkan, kurul üyesi gibi sıfatlarla elbette dava çok dava ve daha yüksek tutarda avukatlık ücreti almaktadır. Asıl reklamı kendileri yapmaktadır. Bu koltuklar kimsenin şahsi çıkar ve menfaatine hizmet edemez. Baroların tümü ve TBB acil olarak denetlenmelidir. Bunların oluşturdukları TBB hakem heyetleri, nöbet listeleri ivedilikle ele alınıp baştan düzenlenmelidir. Serbest avukatlar baro ve TBB yapılarından ayıklanmalıdır. Barolarda her avukatın söz hakkı olmak zorundadır. Bu kimseler dışındaki serbest avukatlar günümüzde dışlanmışlık yaşamakta ve susturulmak istenmektedir. Bir mesleki veya haklı bireysel sorunda baroların mikrofonları doğrudan ilgili avukata uzatılmalı ve birinci ağızdan ses getirilmelidir. Medyatik davalar dışında kalan sorun ve konular da dinlenmelidir. Avukatların sorunları ilgili kurumlara gönderilmeli ve süreç ile sonuç yakından birlikte takip edilmelidir. Eğitimler için avukatlara talep buton veya formları açılmalıdır. Hangi eğitimin istendiğine ve hangi kurumdan eğitim talebinin olduğuna dair linkler açılmalı ve yeterli talep halinde ilgili eğitim avukatlara sunulmalıdır. Barolar ve TBB, oyla gelenler ve yakın arkadaş grupları ile diğer tüm avukatlar olmak üzere iç içe girmişlik ve dışlanmışlık, sonuç olarak da yozlaşmışlık yaşamaktadır. Avukatlar, başkan ve kurullarda görev alanlarla onlara yakın olanlar ve bir de onları hiç tanımayanlar ya da onlara oy vermeyenler şeklinde bir makas ayrımındadır. Baro ve TBB başkanlıklarıyla kurul ve delegelerinin oluşum sistemi sağlıksız ve oy sistemine dayalıdır. Adayların bu konuda bilinç ve gerçek sorumlulukları yoktur. Bu yüzden avukatlık mesleği gibi önemli ve değerli bir meslek kötü niyetli kişilerin elinde yok olup gitmek üzeredir. Neredeyse on sene avukatlık mesleğinde güvenilir ve/veya işini şevkle ve aşkla yapan avukat kalmayacaktır. Şu anda bu bireysel ses, söylem ve sorunlara sessiz kalanlar, gelecekte avukatsız kalacaktır. Gerçekten dürüst şekilde çalışan avukatlar bir şekilde başka mesleklere (hakimlik, savcılık, öğretim görevliliği, noterlik) gibi başka hukuk mesleklerine veya kamu kurumlarında, özel kuruluşlarda, şirketlerde kurum avukatlarına ya da (örneğin bir şirkette genel müdür veya insan kaynaklarında çalışan olarak) bambaşka mesleklere ve pozisyonlara geçiş yapacak, hatta şartları sağlayanlar emekli olacak ama en nihayetinde doğacak olumsuz sonuçlardan tüm ülke halkı ve avukatı yok sayan, yok etmeye çalışan yargının diğer iki sacayağı ile (karakol, emniyet, jandarma gibi) kolluk birimleri etkilenecektir. Artık avukatlık mesleği yapılabilir bir meslekten olmaktan öte bir an önce başka mesleklere geçilmesi gereken ve son demlerini yaşayan faaliyetler haline dönüşmüştür. Açıklanan nedenlerle barolara, Türkiye Barolar Birliğine ve yukarıda belirtilen hukuka aykırılıkları yapan avukatlara sıkı denetim ve baro, baro birlik yapılanmalarına acilen değişim gereklidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.