Bir bardak çay, bir ömürlük yalnızlık

Bu yazımda, günümüzde giderek artan yalnız yaşam olgusuna dair gözlemlerimden bir kesit paylaşmak istiyorum.

Şair ve eğitimci Celal Gök, diyor ki:

"Ben yalnızlığa alıştım; yalnızlık benim yaşam biçimim."

Goethe ise yalnızlığı şu sözlerle anlatıyor:

"Yalnızlık kelimesinin söylenişi o kadar kolaydır ki; oysa taşıması bir o kadar zordur."

Mahallemizde yaşayan yaşlı bir amca da aynı duyguyu farklı kelimelerle dile getiriyor:

"Yalnızlığı gel de bana sor... Ne gelen var, ne soran, ne de kapımı çalan. Mum yaktım da belki birini görürüm diye. İki kelam edecek, derdimi paylaşacak bir insan arıyorum. Bu kadar kalabalığın içinde konuşacak tek bir insan mı kalmadı?"

Geçtiğimiz günlerde yaşlı bir hanımefendiyle tanıştım.

Efeler Pazarı'ndan alışveriş yapıp dönerken, elinde dört tekerlekli pazar arabasıyla yol kenarında dinlenen yaşlı bir teyze gördüm. Yorulduğu her halinden belliydi.

"Yük ağır galiba, isterseniz arabayı ben götüreyim" dedim.

Belli ki oldukça yorulmuştu; teşekkür ederek kabul etti.

Yola koyulur koyulmaz söze başladı:

"Ah evladım, şu yalnızlık ve yaşlılık yok mu..." dedi. Belinden ameliyat olduğunu, bu nedenle yürümekte zorlandığını anlattı.

"İnsan tek başına da olsa iki lokma yemek yemek zorunda. Bir şeyler pişirmeden de olmuyor."

Ben pazar arabasını sürerken, arabanın ön tekerleklerinin sürekli sağa sola dönmesi dikkatimi çekti. Kendi kendime, "Bizim siyasetçiler gibi..." diye düşündüm. Neyse ki arka tekerlekler düzgündü.

Yavaş yavaş yürüyerek sokağın köşesine geldik. Gideceği yere kadar bırakmak istediğimi söyledim.

"Şu bakkaldan ekmek alacağım evladım," dedi.

Birlikte marketin önüne geldik. Dışarıdaki sandalyelere oturup biraz soluklandık. Bakkal onu görünce:

"Hoş geldin Gülhanım Teyze," dedi.

İsmini de o an öğrenmiş oldum.

Gülhanım Teyze, görmüş geçirmiş, zarif ve son derece düzgün Türkçe konuşan bir hanımefendiydi.

Sohbet ilerledikçe hayat hikâyesini anlattı.

Aslen Ankaralıymış. Rahmetli eşi polis memuru olduğu için yıllar önce Aydın'a yerleşmişler. Eşini kaybedeli tam 17 yıl olmuş.

Üç çocuk yetiştirmişler.

Bir oğlu doktor olarak Hatay'da görev yapıyormuş. Kızı İzmir'de hemşireymiş. Diğer çocuğu da çalışıyormuş.

"Çok şükür," dedi.

"Bir polis maaşıyla çocuklarımızı okuttuk, büyüttük, evlendirdik. Şimdi hepsi kendi yuvalarında. Ben de tek başıma yaşıyorum."

Daha sonra eşini özlemle andı:

"Allah bin kere razı olsun, nur içinde yatsın. O yıllarda emekli ikramiyesiyle başımızı sokacak bir ev almışız. İyi ki almışız. Şimdi almak mümkün mü? Rahmetliden kalan emekli maaşı olmasa geçinmek çok zor."

Çocuklarının gelip gitmediğini sordum.

"Geçen hafta İzmir'deki kızım geldi," dedi.

"Bana gel, bizde kal diyorlar. Birkaç kez gittim ama herkes çalışıyor. İşleri güçleri var. Ben de dönüyorum. Aydın'da huzurum var. Komşularım iyi insanlar. Arayıp soruyorlar, sahip çıkıyorlar."

Bir süre sustu, sonra ekledi:

"Ortalık çok kötü evladım. Televizyon haberleri bile insanın moralini bozuyor."

Yaklaşık 82-85 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim Gülhanım Teyze ile birer çay içtik. Ayrılırken herhangi bir ihtiyacı olup olmadığını sordum.

Oysa ben çok büyük bir şey yapmamıştım.

Ama ardı ardına ettiği dualar, yalnız insanların en büyük ihtiyacının yardım değil, hatırlanmak ve değer görmek olduğunu bir kez daha hatırlattı bana.

İsterseniz yalnızlık duygusu üzerine daha fazla konuşmayayım.

Bu temel insanlık sorununu biraz da şairler anlatsın...

Âşıklar sazlarıyla dillendirsin...

Sanatçılar şarkılarıyla haykırsın...

Kulakların ve ruhların pası silinsin...

Şair-Eğitimci Celal Gök'ün "Çeyrek Kala" adlı şiirinden birkaç mısra da yalnızlığın derinliğine ışık tutsun:

Dünde kaldı hayallerim, düşlerim...
Zaman kendi yalnızlığında boğdu beni...
Anlamını unuttuğum kelimeler isyanda...

Gece gözlerini arıyorum kırık aynalarda...
Beyaz tebessümünü sordum gönül yarama...
Bir ocak başı, bir paket sigara, bir bardak çay...
Yaşanmış mevsimler geride kaldı heyhat...

Yalnızlığın girdabında çaresiz duygularım...
Elimde imamesi olmayan tesbih gözyaşlarım...
Eksikliğini hissediyor gönlüm kendi dünyasında...

Kör kuyuları doldurdum kırık dökük elimde ne varsa...
Gönlümün çığlığını susturuyor yorumsuz düşlerim...
Elimde kalan sakat, suskun bir beden...
Gün batımını yaşıyor yorgun duygularım...

Kim bilir şairin iç dünyasında hangi yalnızlıklar, hangi özlemler saklıdır?

Toplumda çeşitli nedenlerle yalnız yaşamaya mahkûm olmuş binlerce yaşlı insanın, yürek burkan hayat hikâyeleri vardır. Bu yazıda yalnızca bir örneğini paylaşabildim.

Unutmayalım...

Hepimiz yaşlanıyoruz.

Ve hiçbirimiz, bir gün yalnız kalmayacağımızın garantisini veremeyiz.

Madem biraz hüzünlendik, yazıyı yine sanatla noktalayalım.

Ebru Gündeş'in o yanık sesi eşlik etsin bize:

"Demir attım yalnızlığa..."

Ve biz de yalnızlığın içindeki insanı görmeyi, duymayı ve anlamayı unutmayalım.

Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum