Butlanın gölgesinde isyan!

İşte Türkiye!

İşte halkın adamı…

Değişimin ve dönüşümün sembolü…

Karaoğlan Ecevit’in yolundan yürüyen lider geliyor!

Yürüyor…

İktidara yürüyor!

Belediyelere yapılan “yolsuzluk” operasyonlarına, kumpaslara rağmen demokrasi yolunda halkın iktidarı için yürüyor. Her gittiği şehirde insan seli, coşkulu kalabalıklar karşılıyor. Gençler, kadınlar, esnaflar, üreticiler, emekliler… Hepsinin heyecanı, beklentisi, umudu; tahta bankın üzerinden halka seslenen liderin müjdeli sözlerinde hayat buluyor.

Bir umut belki… Belirsizlikler ülkesinde konuşan bir adam, birikmiş dertlerle boğuşan halka adeta moral, ilaç gibi geliyor. Mutlak butlan ekibine meydan okuyor, rest çekiyor:

“Makam koltukları, makam odaları, makam arabaları… Hepsi sizin olsun! Bana halkımın kalbindeki sevgi yeter. Halkın sofrasında bir bardak çay, kuru bir simit, bir dilim peynir bana yeter!”

Bu azim ve inançla Anadolu’yu karış karış geziyor, halkı peşinden sürüklüyor. Ülkenin sosyal, ekonomik, siyasi şartları sanki bir lider doğuşunu zorluyor. Parti içindeki kavgalar yeni bir kırılma yaratırken, mecliste yeni bir oluşumun, ana muhalefetin sesi olma hazırlıkları hissediliyor.

Alkışlar, sevinçler, umutlar… Doğacak bir güneşin aydınlığı gibi coşku yükseliyor.

Ama öte tarafta aynı gelenekten gelen kadrolar birbirine düşüyor. Nereden çıktıysa bu “butlan” meselesi düzeni altüst ediyor. Alkışlar kesiliyor, yuh sesleri yükseliyor:

“Hain! Satılmış! Ajan!”

Protestolar hışımla sürüyor, polis etten duvar örüyor. Kim partili kim değil, kim taraf kim bitaraf belli değil artık. Testi kırılmış, vazo parçalanmış…

Türkiye bu iç çalkantıları yaşarken bir de ağır misafir: ABD Başkanı Trump. NATO’nun 32 ülke lideri Ankara’da. Güvenlik, diplomasi, ekonomi… Her şey üst düzey tedbirlerle donatılmış. Ankara’da hayat durmuş. 4 Temmuz günü İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet Köprüsü Amerikan bayrağı renkleriyle ışıklandırılıyor. Büyük şehirlerde valilik kararlarıyla protestolar yasaklanıyor.

Ama Türk Milleti biliyor: ABD’nin ayak bastığı her toprak kan, zulüm ve gözyaşıyla yoğrulmuştur. Irak, Afganistan, Suriye, Libya… Saddam kanlı şekilde devrildi, Kaddafi trajik biçimde katledildi. İran’da suikastler, Venezuela’da Maduro’ya baskılar… Hep aynı senaryo: Demokrasi ve insan hakları yalanıyla işgal, kan ve gözyaşı.

Biz bunları unutmadık. Çocuklukta süt tozu yardımıyla dayak yiyen nesillerden, 1 Mart tezkeresi geçmedi diye askerimizin başına çuval geçirilmesine kadar… Hepsi hafızamızda.

Diplomasi ölçüsünü aşan Amerikancı, Trump sevici hareketler milli onurumuzu zedeliyor. Oysa asıl olan bu topraklar, bu bayrak, bu milletin bölünmez bütünlüğüdür.

Ve Atatürk’ün sözleriyle noktayı koyalım:

“Biz doğrudan doğruya milliyetperver ve Türk milliyetçisiyiz!”

“Ne mutlu Türküm diyene!”

Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.