"Güneş Motel" vakıasından "İSKİ" skandalına!

1970’li yıllar siyasal yaşamımızda ve demokrasimizde enteresan olaylara ve çalkantılı süreçlere sahne olmuştur.

12 Mart 1971 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri Komuta kademesinin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra vermştir. Neticesinde 32. Türkiye Hükûmetini istifaya zorladığı askerî müdahale olduğu için ünlü şapkasını (Fötr) alıp gitmiştir.

Muhtıra, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur imzasıyla verilmiştir.

Ordunun ülkedeki terörü durduramamakla suçladığı hükûmetin yerine başbakan olması için üzerinde uzlaşılan CHP Kocaeli Milletvekili Nihat Erim partisinden istifa edip "tarafsız bir başbakan" olarak 26 Mart 1971'de hükûmeti kurdu. 1961 Anayasası'nın özellikle temel hak ve özgürlükleri garanti eden hükümlerinde önemli kısıtlamalara gidildi. Muhtıranın gerekçesi ise "Sosyal ilerleme iktisadi gelişmesinin önüne geçti, durdurulması gerekir" di...

1972'de CHP kurultayında 7 Mayıs ikinci gününde çok sert tartışmalar yaşandı ve parti meclisine güven oylaması yapıldı.

Çoğunluğu Bülent Ecevit'in önderi olduğu Ortanın Solu fikrinin destekçilerinden oluşan Parti Meclisi'nin güvenoyu alması parti örgütlerinin bu eğilimin güçlenmesinin yolunu açmıştır.

Beklenen neticeyi alamayan koskocaman İsmet Paşa 8 Mayıs 1972'de CHP genel başkanlığından istifa etmiştir.

Yeni genel başkanın seçilmesi için bir hafta sonra yeniden olağanüstü kurultaya gidilmiş ve o kurultayda Bülent Ecevit CHP'nin 3. Genel Başkanı olmuştur.

1961 Anayasasının yurttaşlara bahşettiği temel hak ve özgürlükler ekseninde Ortanın solunda olduğu iddiası ile yarışan CHP 1973 seçimlerinde %33,30 nispetinde oy alarak Çok Partili Siyasal yaşamda ilk defa birinci parti olmuştur. 3. Parti konumundaki MSP ile koalisyon kurup 1974 Kıbrıs Çıkarmasını birlikte yapıp ABD'nin ambargolarına Ülkeyi ve milleti maruz bırakmışlardır.

Unutulmamalı ki gerek Ecevit'in gerekse Erbakan'ın milliyetçiliği tartışma götürmüyordu.

Türkiye’de Milliyetçi Sol oylar yükseliş trendini devam ettirip 6 Haziran 1977 Seçimlerinde %8,08 oranında artışla %41,38 oranında oy alıp salt çoğunluğa tekabül eden 226’yı bulamadığı için (O zaman TBMM'de 450 vekil vardı) kurulan azınlık hükümeti güvenoyu alamamış ardından Demirel 2. MC hükümetini kurmuştu.

12 Eylül’e gidilen yolda ülkede tırmanan sağ-sol çekişmesi ve iç terör olaylarına birde enflasyonist ekonomik istikrarsızların artmasıyla ülkede gerilim iyice artmıştı.

Bu atmosferde Adalet Partisi'nden istifa eden 11 milletvekili ile İstanbul Florya'daki Güneş Motel'de bakanlık karşılığı siyasi transfer olayı gerçekleşti. Olayın gelişimi 1977 Türkiye genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) birinci parti olmasına karşın 226 vekil sayısına ulaşamadığından tek başına iktidar olamamasıydı. Ecevit, AP'den istifa eden 11 milletvekili ile Florya'daki Güneş Motel'de gizli bir görüşme gerçekleştirdi. "11'ler Olayı" olarak da bilinen bu görüşmeler sonucunda, istifa eden vekillere bakanlık makamları vaat edildi.

Türk siyasi tarihinde milletvekili transferleri ile hükümetin değiştiği en somut örneklerden biri kabul edilen bu olay, siyasi etik ve ahlak tartışmalarını uzun yıllar boyunca gündemde tutmuştu. Daha sonraki süreçlerde benzer milletvekili geçişleri ve ittifak görüşmeleri de sıklıkla "Güneş Motel Vakıası" benzetmesiyle eleştirildi.

Ecevit, Oğuz Atalay'ın bakanlık teklifini reddetmesi sonrası geri kalan eski AP'li 10 vekile bakanlık vererek 42. Türkiye Hükümeti’ni kurdu. Güneş Motel Olayı'nda adı geçen vekillerden Tuncay Mataracı - Gümrük ve Tekel Bakanı, Şerafettin Elçi - Bayındırlık Bakanı, Mete Tan - Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı, Hilmi İşgüzar - Sosyal Güvenlik Bakanı, Orhan Alp - Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Ali Rıza Septioğlu - Devlet Bakanı, Enver Akova - Devlet Bakanı, Hasan Korkut - Devlet Bakanı, Ahmet Karaaslan - İmar ve İskan Bakanı ve Güneş Öngüt - Ulaştırma Bakanı olmuştu.

Demirel, Ecevit'in bu şekilde hükûmet kurmasını kabullenemediği için kendisine hiç "başbakan" demedi ve "hükûmetin başı" şeklinde hitap etmişti.

Ünlü gülmece ustası Aziz Nesin'in kaleme aldığı, Kemal Sunal’ın filmini çektiği "ZÜBÜK" eserine konu olan bu olaylar toplumun geniş kesimlerince gülünüp geçilmedi. Hep kınanıp ayıplandı.

1989’da İstanbul Belediyesini SHP aldı ve Nurettin SÖZEN'in başkanlığındaki İSKİ'nin Genel Müdürü Ergun Göknel' in kurumun ihalelerini paravan olarak kurduğu şirketlere verdiği ve bu ihalelerde büyük yolsuzluklar yaptığı ortaya çıktı. Olayın ortaya çıkması ise Göknel'in eşi ile olan ilişkisinin bozulmasına dayanmaktadır. Zira bir akşam vakti Ergun Göknel, işten eve dönmüş ve eşi Nurdan Ertuğ’la beraber akşam yemeğine oturmuştu. Tam bu sırada eşine boşanmayı teklif etti ve böylece Türkiye genelinde SHP ve sosyal demokratların imajını çok şiddetli sarsan skandalın fitili ateşlenmiş oldu. Bu teklifi duyan eşi de yaşadığı şok karşısında düşüp bayılmıştır. Bu boşanma teklifinin nedeni, Göknel'in İSKİ'de sekreterliğini yapan ve kendisinden 29 yaş küçük olan Feray Karvar ile aşk ilişkisi yaşamaya başlamış olmasıydı. Göknel; eşi Erbuğ'a, boşanmak için de 1 milyon dolara yaklaşan bir tazminat ödemeyi de kabul etmiş ancak "herhangi bir açıklama yapmadan sessiz sedasız boşanmak" şartını koşmuştu. Bu tazminat değeri, Göknel'in genel müdürlükten aldığı maaşın bir hayli üzerindeydi. Dolayısıyla Göknel'in bu parayı nereden bulduğu sorgulanmaya başlandı. Göknel'in koyduğu şartlardan hoşnut olmayan Nurdan Erbuğ, eski eşi Ergun Göknel'in yaptığı yolsuzlukları ortaya çıkardı. Olaylar kısa sürede medyanın ilgisini mıknatıs gibi çekti. Dönemin SHP'li belediye başkanı Nurettin Sözen de iddiaların araştırılması için Ergun Göknel'i İçişleri Bakanlığına şikâyet etti.

Günümüz siyasal yaşamında bu olayları aratan, gölgeleyen, devede kulak bırakan o kadar çok olaylar duyuyoruz ve görüyoruz. Ancak toplumsal değerlerin yozlaşıp örselenmesiyle nemelazımcılık anlayışının hakimiyeti de somut gerçek oldu.

Amirinin şikayet ettiği için yargılanan ve devamında hapis yatan Ergün Göknel kamuya verdiği zararı da ödediği halde yuvası da yıkıldığı için cıbıldak kalmıştır.

Hal böyle iken günümüzde "rozet takma" merasimleri ve büyük çaptaki yolsuzlukların görmezden gelinip açığa çıkanlarında kılıfı hazırlanıp üstü örtülmektedir.

Ülke de yıllarca Sağcı kesim ve basını "Güneş Motel" olayını ve "İSKİ" yolsuzluğunu dillerine pelesenk yapıp temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp topluma servis etmektedir. Halbuysa, Menderes'in örtülü ödenek yolsuzluğu, Demirel'in ünlü Yahya yeğeni ve mobilya yolsuzluğu, Özal'ın Engin Civan ve Selim Edes adlı prensleri, Erbakan'ın Kayıp Milyon yolsuzluğu, Çiller'in Selçuk Parsadan vakıası, TBMM Başkanı Mustafa Kalemli'nin meclis koltuklarını ceylan derisi yaptırırken yaptığı yolsuzluk, yine Demirel'in "Verdiysem ben verdim" dediği İLKSAN yolsuzluğu...

Say say biter mi?

Bitmez ama bitmeyen mütemadiyen devamlılık arz eden bir ikiyüzlülük var.

Sahi (X) Partinden seçilip (Y) partine geçen, (Y) Partisinden seçildiği halde (Z) Partisine geçen "Fırıldak Kubi" leri hangi kefeye koyacağız?

Üstelik geçmişte hakaret düzeyinde her türlü eleştiri yaptığı halde hiç utanıp sıkılmadan yakasına rozet taktırabiliyor. Rozet takanlar da zamanında muhatap oldukları hakaretleri sanki unutmuşçasına bir kahraman edasıyla bağırlarına basmalarına ne demeli?

Güneş Motel vakıasındaki vekiller hiç olmaz ise "bir bakan koltuğu" kapmışlardı. Günümüzdeki "Rozet Taktıran Fırıldaklar" ne/neyi kaptılar acaba?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum