Suça sürüklenen çocuk terfi etti: Adaletin ironisi

Bir önceki yazımda, suç işleyen ya da suç işlediği iddia edilen çocuklara gerek "Soruşturma" gerekse "Kovuşturma" evresinde SSÇ (Suça Sürüklenen Çocuk) tabiri kullanıldığını ve bunun da yadırgadığım bir nitelik taşıdığını belirtmiştim. Bahse konu yazım Aydın 24 Haber’de 22 Temmuz 2026 günü, yani tam da bir ay önce yayımlanmıştı.

Övünmek gibi olmasın ama sanki yasa koyucu kudret, benim bu yazımı okumuşçasına 31 Temmuz 2026 tarihli 33326 Sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan "Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" konulu 12. Yargı Paketini çıkardı. Buna istinaden, Türkiye’de çocuk adalet sisteminde ve ceza sorumluluğunda önemli değişiklikler yapan Çocuk Koruma Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik öngören yeni yasal düzenleme Ağustos 2026’da TBMM’de kabul edilerek yasalaştı. Bu düzenleme ile "suça sürüklenen çocuk" ibaresi mevzuattan kaldırıldı ve "adli süreçteki çocuk" olarak değiştirildi. Ayrıca ağır suçlarda cezalar ile ailelerin sorumlulukları artırıldı.

Ben bugün "Suça Sürüklenen Çocuk"un "Adli Süreçteki Çocuk" olarak yapılan sıfat değişiminden ziyade başka olgulardan bahsetmek istemiştim halbuki...

Ülkemizde yaşadığımız süreç ve siyasal iklimde demokrasinin tüm kural ve kurumlarıyla yaşatılıp sürdürüldüğü olağan ortamdan ziyade, “bu kadarı da olmaz” diye nitelendirdiğimiz olağanüstü anormallikleri görüyoruz. Gördüğümüz halde hiç yadırgamadığımız gibi adeta kanıksamış bir tutum sergiliyoruz.

Ülkenin Ana Muhalefet Partisi, Mutlak Butlan hükmüyle adeta karpuz gibi ikiye bölündü. Bir tarafta Mutlak Butlan kararına sığınarak makam, mevki ve statü kapanlar ve beklenti içinde olanlar; diğer yanda siyaseten önleri tıkanan ve Baba Ocağı’nı terk edip sokaklarda siyaset yapma mecburiyetinde kalan "Yeni Partililer".

Yazılı ve görsel medyadan, özellikle de sosyal medyadan takip ettiğimiz üzere daha düne kadar aynı çatı altında aynı hedef için siyaset yapanlar neredeyse karşılıklı düşman kesilmiş, birbirlerini suçluyorlar.

Benim burada eleştirdiğim konu iktidar cenahı değildir. Zira onlar misyonlarının ve ideolojilerinin gereğini yapıyorlar; hem de devlet imkânlarını sınırsız ve sorumsuz bir şekilde kullanarak... Bu yönetim anlayışına "Dur" diyecek, onları bu keyfi uygulamalarında frenleyecek olan muhalefet değil midir?

Butlan CHP’sinin Genel Başkanı güya zamanında Ankara-İstanbul güzergâhında "Adalet Yürüyüşü" ve Çanakkale’de "Adalet Kurultayı" yapmıştı. Şimdi ise kabul etmediği, adil bulmadığı adalet sistemine sığınarak koltuk sahibi olması ne kadar samimi(!) olduğunu göstermektedir.

Son gelişmeler ve verdikleri mücadeleye saygı duyarak Yeni Parti Genel Başkanı ve etrafındaki beyin takımı için de elbette eleştirilerim olacaktır.

Sade bir vatandaş ve çok eski bir CHP üyesi olarak, 2002 seçimlerinden 2010 kaset vakasına kadar Deniz Baykal’ın hal ve hareketlerine; 2010’dan 2023’e kadar da Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutum ve beyanlarına bakarak CHP’nin çöküş sisteminin bir aparatı ve ortağı olduğu kanısıyla sorumluluk almamak için 2018’de istifa ettim. İstifa sebeplerim arasında en önemlisi, Aydın örgütünün Özlem Çerçioğlu’na teslim olması ve her yaptığı yanlışlığa alkış tutmasıydı. (Zamanın beni ne kadar haklı çıkardığına okuyucularım karar versin.)

Ben dışarıdan Kemal Kılıçdaroğlu’nun güven vermeyen tutumlarını ve samimiyetsizliğini gördüğüm halde, şu anda Yeni Parti’de olup zamanında Kılıçdaroğlu’nun (A) takımında ve yanı başında her türlü halini görüp saf tutanların bu çelişkileri ve tutarsızlıkları görmemeleri mümkün müdür?

Gördükleri ve bildikleri halde niye ses çıkarmayıp görmezden gelmişlerdir? Bu bir basiretsizlik değil, bilinçli ve sistematik olarak yapılan bir “Siyaset Mühendisliği”dir.

Türkiye’nin yaşadığı ekonomik yıkım, eğitim felaketi, adaletsizlik, tarikat ve cemaatlerin güçlenmesi ve devlet kurumlarının çökertilmesi rastgele gelişmiş, kendiliğinden oluşmuş meseleler değildir. Bunlar, aşama aşama yaşama geçirilen, planlı bir şekilde uygulanan yeni bir rejimin parçalarıdır.

Yukarıda da bahsettiğim üzere bu gelişmelerin asli sorumlusu, Atatürk’ün kurduğu partiyi işgal eden; sadece çıkarını düşünen, ülkeyi ve milleti zerre kadar düşünmeyen sözde muhalif, çıkarcı politikacılardır.

Benim beylik bir cümlem vardı: "Ülkenin kurtuluşu CHP’nin kurtuluşuna bağlıdır." Şimdi de Kılıçdaroğlu "Arınmaktan" söz ediyor. Sanki ben kirlettim CHP’yi.

Hadi canım sen de!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.