Cumhuriyet hangi şartlarda kuruldu?

Cumhuriyet’in ilanının üzerinden henüz birkaç gün geçmişti…

Çankaya Köşkü’nde Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya ülkenin gerçek durumunu bütün çıplaklığıyla anlatıyordu: Yoksulluk, hastalık, eğitimsizlik, yok edilmiş bir altyapı ve yıllarca süren savaşların ardından tükenmiş bir millet…

Turgut Özakman’ın aktardığı bu anlatım, Cumhuriyet’in hangi şartlar altında kurulduğunu ve kısa sürede nasıl ayağa kaldırıldığını çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor.

Bugün bizlere düşen görev, o büyük mücadeleyi yalnızca nutuklarla anmak değil; Atatürk’ün “milli iktisat”, “tam bağımsızlık” ve “çağdaşlaşma” ideallerine sahip çıkarak Cumhuriyet’i yaşatmaktır.

Çünkü Atatürk ve arkadaşları, kelimenin tam anlamıyla bir enkazın içinden çağdaş bir devlet kurdular. Bizlere düşen ise bu büyük mirası korumak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara teslim etmektir.

Cumhuriyet’in hangi şartlarda kurulduğunu ve nasıl büyük bir mücadeleyle ayağa kaldırıldığını anlatan bu metni okumanız ve okutmanız dileğiyle…

ataturk-ismet-pasa-001.jpg

“HANGİ ZEMİNİN ÜZERİNDE OTURDUĞUNU VE HANGİ MİRASI DEVRALDIĞINI BİLMEYENLER, SADECE VE SADECE BAŞKALARININ KÖLESİ OLURLAR.” MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

İŞTE O GERÇEKLER…

turgut-ozakman.jpgATATÜRK’TEN İSMET PAŞA’YA

“Sevgili Paşam,

Cumhuriyet’in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niçin seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın. Bizi yine büyük bir savaş bekliyor.

Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.

Ben sana şimdi, bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim.

Bize geri kalmış, borçlu ve hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz.

Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. Yaklaşık 4 bin kilometre demiryolu var; bir metresi bile bizim değil. Üstelik mevcut hatlar da yetersiz. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız ve vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart.

Denizciliğimiz acınacak durumda.

Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ve bir saban vererek üretici hâle getirmeliyiz.

Doğudaki aşiret, bey, ağa ve şeyh düzeni Cumhuriyet’le de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı bu düzenin baskısından kurtarmalıyız.

Her yerde tefeciler halkı eziyor.

Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun büyük bölümünü dışarıdan getiriyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı yok ediyor.

Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı ise yalnızca 136. Çok az şehirde eczane var.

Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıp geçiriyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi ve tifo salgın hâlinde. Bit ciddi bir sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta.

Bebek ölüm oranı yüzde 60’ı geçiyor.

Nüfusun yüzde 80’i kırsal bölgelerde yaşıyor. Bunun önemli bir bölümü göçebe.

Telefon yok, motor yok, makine yok.

Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremidi bile ithal ediyoruz.

Elektrik yalnızca İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.

Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114 bin 408.

Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor.

Yunanistan’dan gelecek göçmenlerin sayısı da 400 bini geçecek.

İktisadi hayatımız kadar eğitim durumumuz da içler acısı.

İktisatçımız çok az.

Zorunlu öğrenim çağındaki çocukların ancak dörtte birine eğitim verebiliyoruz. Halkın eğitimi ise neredeyse hiç çözülememiş durumda.

Oysa Cumhuriyet’in insan kaynağını hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz.

Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya da devam ediyor.

Raporlarda çok daha ayrıntılı ve acı bilgiler var. Bunları bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu bütün gerçekliğiyle bilsinler.

Bütçemiz ve gelirimiz yetersiz.

İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bunu günü geldiğinde konuşuruz.

Hedefimiz milli iktisat olmalı.

Bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlığı temel ilkemiz hâline getirmeliyiz. Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiğinde ise artık çok geçti.

Cumhuriyet’e uygun bir anayasaya ihtiyacımız var.

Bu zor durumdan nasıl çıkılacağını gösteren hazır bir örnek de yok önümüzde, deneyim de…

Ama yılmamak zorundayız.

Ucuz ve geçici çözümlerle yetinmemeli; halkı kurtarmak için sorunları çözmeli, kalkınmalı ve ilerlemeliyiz.

Milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmalı; çağımızın seviyesine ulaşmalı, kısacası çağdaşlaşmalıyız.

Bu büyük ideali mutlaka başarmak zorundayız.

Bugüne kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra ise çok daha hızlı yürümek zorundayız.

Bunun için gerekli yöntemi ve yolu birlikte arayıp bulacağız.

Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız.

Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu.

Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim.

Allah yardımcımız olsun…”

Tarih, 30 Ekim 1923…

Cumhuriyet’in ilanından yalnızca bir gün sonra Mustafa Kemal Paşa’nın, İsmet Paşa’yı Çankaya Köşkü’ne davet ederek ülkenin genel durumuna ilişkin hazırlanan raporları değerlendirdiği aktarılıyor.

Ortaya çıkan tablo korkunçtu.

Savaşlardan çıkmış, nüfusunun önemli bölümü hastalıklarla mücadele eden, sanayisi bulunmayan, yolları ve demiryolları yetersiz, eğitim imkânları son derece sınırlı, üretim gücü zayıflamış bir ülke…

Atatürk ve arkadaşlarının devraldığı Türkiye işte böyle bir durumdaydı.

Fakat onlar umutsuzluğa teslim olmadılar.

Bir ülkeyi yeniden ayağa kaldırdılar.

Fabrikalar kurdular.

Demiryolları yaptılar.

Okullar açtılar.

Sağlık hizmetlerini yaygınlaştırdılar.

Üretimi desteklediler.

Milli ekonominin temellerini attılar.

Ve en önemlisi, yorgun ve yoksul bir halkın yeniden kendi geleceğine inanmasını sağladılar.

Bugün kendimize sormamız gereken soru tam da burada başlıyor:

Atatürk’ü yalnızca belirli günlerde söylediğimiz parlak sözlerle mi anıyoruz?

Yoksa onun bize bıraktığı Cumhuriyet’e, bağımsızlık düşüncesine, bilime, üretime, eğitime ve çağdaşlaşma idealine gerçekten sahip çıkıyor muyuz?

Atatürk’ü anlamak, yalnızca onun sözlerini tekrarlamak değildir.

Atatürk’ü anlamak; hangi şartlarda nasıl bir ülke devralındığını bilmek, yapılan büyük dönüşümün değerini kavramak ve Cumhuriyet’i daha ileriye taşımak için çalışmaktır.

Çünkü Cumhuriyet bize hazır ve kusursuz bir ülke olarak bırakılmadı.

Yoklukların, savaşların ve imkânsızlıkların içinden çıkarıldı.

Bir enkazdan bir Cumhuriyet yaratıldı.

Şimdi mesele şu:

Biz, bize bırakılan bu büyük mirasa gerçekten sahip çıkabiliyor muyuz?

Yoksa yalnızca nutuk mu atıyoruz?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.